Sorma bana…!
Bu sevda kaç arşın, kaç asır
Sürer sevgili…
Belki bir ömrü aşar,
Belki de ömrün ötesinde bile
Sessizliğin içinde var olur.
Kim bilir?
Aşkın ölçüsü var mı ki,
Gideceği yolun sınırı olsun…
Gönül bu ya…
Bilemem ki?
Ben eski zaman sevdalarının
Leyla’nın sabrından, Şirin’in inadından,
Aslı’nın ateşten imtihanından
Bir parça taşıyıp
Aşk diyarı gönlünden
Yazılıyorum sana…!
Zamanın küllenmiş hikâyelerinden
Bir kıvılcım alıp
Yüreğine düşüyorum
Gecenin bir yerinde.
Hüzünlü, kederli
Gözyaşı yıllarından geçtim;
Her bir damla
Bir sancıyı, bir kaybı, bir vedayı taşırdı.
Ruh’una nakşediyordum
Ben sevgili…!
Sessizliğine gizlediğin yaralara
Usulca değen bir nefes gibi
Kalbinde yer açmaya çalışıyordum.
Süslü kelimelerin değil,
Ateşle harmanlanmış özlemin,
Kederin iç çekişiyle büyüyen geceyi
Siyah perdesinden çeken bir ışığın
En ince çizgisinden
Geliyorum sana.
Körkütük günün sarhoşluğundan
Ayık düşen bir sevda gibi,
Güneşin gönlüne doğduğu yerden
Yazılıyorum sana…!
Aydınlığı karanlıktan söküp alır gibi
Yazılıyorum.
Ah sevgili…!
Bir bilsen içimden geçen hislerimi…
Sana dokunamayan kelimelerin
İçimde nasıl kanadığını,
Nasıl bir ağırlık taşıdığını bir bilsen…
Yemin olsun sana…
Y e m i n…
Kaf Dağı’nı aşarak,
Zümrüd-ü Anka’nın kanatlarından
Süzülüp gelirdin bana…!
Ben çağırırdım, sen duyardın;
Ben susardım, sen anlardın.
Yemin olsun ki,
En sevgilinin huzurunda
Beş vakit secde misali
Gönlümü eğerdim
Soluna…!
@dsız..
@dressiz mektuplar✍️✍️✍️
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 00:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!