hayatta şirler gibi olsa kafiyeli.
Her dinlediğinde dahada güzel duygular hissettirse,
Hayat her geçengün dahada yoruyo insanı
şiirde olan ahenk harflerin kelimeerin dansı o güzelim renkleri yok hayatta
Hayat eskiyen solmuş siyahaa benziyor
parlakken göz kamaştırıyor
Göz yaşımızda yıkanınca soluk yüzü görünüyor
..
Siyah Gülüm, Zeytin Gözlüm, Cancağız!
Sabaha kadar yağdı yağmur, hava serin, gün ıssız.
Önümde ağaçlar, arkada dağa yaslanmış deniz.
Burada olmanı isterdim, yanımda, yan yana ikimiz.
Boynu bükük, öksüz kalırız olmayınca birimiz.
Akşam güneşiyle sahile düşsün sarmaş dolaş gölgemiz,
Dolunayda yakamozlara karışsın martılarca sesimiz,
..
Sen miydin çağıran?
Sen gibi geldi,
Bulutlar mordu dağlar mor dalgalar mor,
Kayalar mor,
İnadına mor.
Rüzgar mor esti,
Martılar mor kaçtı.
..
Arkasına dahi bakmadan uzaklaşırmış, gri olanlarımız mavilerinden!
Bazı hüzünlerimize sarı açık gelmiş olmalı ki, siyah da kullanmışlar nadiren.
..
en sevdiğin renk beyazsa
kirlendiğinde siyah olur unutma
..
Hadi yalan söyle bana, pembe olması da gerekmez. Söyle, inanayım.
Senin sesinden olsun yeter! Gece kadar siyah olmasına da razıyım...
..
Bağ duvarları..........................dikdörtgen kare. beyaz sarı..........çizgi çimento araları.................keski tıraşlı taşlı......................... hatasız..............dümdüz............................. bağ duvarları...............ben diyen adamdan yüksek.............................. saklar aşılı gülleri mahremleri.................... kambur üçgen çoğu tombalak.................. dağ tarla taşı..................rüzgar yağmur nakışlı..............en güdüğünden adamın bel ortası boyunda..................... eğri büğrü kıvrık........gri siyah bağ duvarlları...................... saklamaz .............elmasını...................................o bağların mahremi mi..................görmedin mi hiç........................................... pembe pembe...................... sarı........................beyaz beyaz açan...................................... yaban güllerini...............................
..
Gece yaylı çalgılarda yaylar kendi işliyor gök kendi üflüyor nefeslile- re klavsenlerinde yıldızların mavi damlıyor ışın yağmuru dorukların sa- çaklarından ve tıkırdayan varlığın or- kestrasında vurmalıların dingin dar- beleri. Tuşlarda yıldızlar sönüyor ya- nıyor. Ve ufkun diyaframına oturtmuş nefesini engin şarkı, Hava duyumsuyor uzam düşünüyor. Ve musikinin kırmızı rüzgârı. Yıldız ışı- ğı flütlerden çağıldayan. Ağaçların gölgeleri gecenin engin partisyonuna işlenmiş siyah oyalar. Zamandır sesle- rin tartımına bu paylaştırılmış. Oysa daha sonsuzluk var yaşanacak. Mavi yağmuru yıldızların damlıyor- gece ışığı şarkı söylerse nasıl. Öz- değin tin yerinde gurubun üzerinde parçalanmış bir küpten akıyor sonsuza şarap bir violonselde - lal. Çalan- larsız çalgılar topluluğu. Ay göğün eteğinde bir damla kan - batıyor.
..
Aşk terketti bizi saramadan
Ellerim boş,kalbim sızıda kaldı
Gözyaşlarım doldurdu nehirleri
Kalbimde kocaman bir yara,iz kaldı
Siyah saçlarını tararken aynada
Karıştı gecenin karanlığına saçların kaybolup gitdi
Yollara uzandım gece yarısı
..
Akıl vermek için perde gibi tül tül iner siyah satenden gök üzerimize.
Akıl alan her şeyi gizler, ol deyince olduran ister ki kul dönsün Rabbine...
..
En sevdiğin renk beyazsa
Kirlenince siyah olur unutma
..
Siyah saçlı kız
Biliyo musun kaderlerimiz aynı
Ben ölüyorum gün be gün
Azar azar yavaşçacık
Ve sende tabiiki
Artık hoşlanmıyorum senden
..
Beyazda ki lekeyi bulmak kolaydır…
Marifet, siyah da ki lekeyi bulmaktadır..!
..
Susan insanın acısı daha derinleşir. Anlamıştır artık yarasını saracak anlayacak bir sıcak dost, bir sıcak ses, nefes olmayacağını. Süper kahraman yok. Masallarda, siyah beyaz filmlerde kaldığını. Fedakarlıgın gerçek sevgininde hikaye olduğunu. Yükünü almak yerine yük katacaktır her gelen...
Zayıf yanını hassaslığını gösterme derim en iyisini sus gitsin...
..
sen hayatsın.......................................................................................................... ben ise o hayatı yaşamak isteyenim; bir damla su say beni avuçlarında tutunup yanaklarına dokunayım,yada bir parça toprak farzet beni; sen ağladığında ben o gözyaşlarından gül bahçesi yaratayım..... sen beyaz ol ben siyah; güldüğünde ben senin gözlerinde sabahlayayım...sen umut ol ben seni ömür boyu düşünüp mutlu olayım..... ve sen hayatsın; ve bu hayatın her anını fotoğrafla ölümsüzleştirip albim kapağında ben olayım
..
Bütün siyah taşlar kıyıya vurmuş..
Deniz,ışıltılı bir libas gibi parlıyor..
Denizmiyim,kıyımıyım,taşmıyım
Bilmiyorum hangisi benim
Hangisinde boğulur insan?
Denizdemi,kıyıdamı,taşta topraktamı?
..
bak geceye hayalet bir gelin dolanir
sisten duvagi siyah incilerle süslenmis
tanimadigim duygular sirlar takilmis yildiz yildiz
siyah bir gülüs konuyor yüzüme zaman vakitsiz
oysa kulagina fisldayacak öyle cok seyim varki
bekledikce yenilgilerim artiyor
önümde kis yollari yürü yürü bitmez
..
Bir Temmuz gecesi gösterdi yüzünü o siyah rüzgar
Seni bizden koparırken, asfalt zeminlere düşen
Yüreğinden dökülen kan damlaları kaldı hatıran
Hayatının baharı derken, son baharını yaşadığını kim bilirdi
Başın bulutlar üzerindeyken, bedeninin de bulutlara erişeceğini
Söyleseler inanırmıydı bunca peşinden ağlayan insan
..
…………… Sarı kanatlı serçelerin ötüşünü dinlerken, çıkan sesin nasıl bu kadar ahenkli ve iç dünyamı dinlendiren, bestelenmiş gibi ritmli olduklarına anlam veremiyor, sana çeviriyorum yüreğimi ve bu kez anlamlar yüklemeden çam kokulu, göl kenarında bir doğanın atmosferine sarıyorsun beni ıssızlığında, sabahları kuş cıvıltılarının doldurduğu… Başka da hiçbir sesin duyulmadığı ve çamların buram buram iliklerime dolan serinletici buğusu yayılıyor bedenimde durmaksızın, çoğalarak, cıvıl cıvıl…
…………… Elma dallarından çiçeklere, otlara, toprağa, ahenkle ve ritmindeki uyumla uçarken kelebekler, oluşturduğu rengarenk kıvılcımlardan habersiz ne düşündüğünü ve uçmasının özgürlüğünde, nasıl paradokslar oluşturduğunu düşünüyorum…Beni görüyor mu ve nasıl algılıyor, belleğinde hangi şekle uygun görüyor? Diye sorgulayıcı yorgunluğa dalarken insanları doğadaki çeşitli sınıflara ayırıp seni bin bir renkli ve hiç birinin diğerlerine üstünlüğü olmayan kıvamda kelebeklendiriyor, kanatlarına sokak çocuklarının düşlerinde gördükleri uçan balonlar takıyorum… El sallıyor, kanat çırpıyor ve asla sayılamayan yüzlerce noktadan oluşan gözlerinle gülümseyip, az önce sınıflandırdığım insanlara doğru yolculuğa çıkıyorsun, çocukluk düşlerini emanet ederek bana… Çocukluğum, geçici aldığım emaneti kıskanıyor ve onun yanına koyuyorum, şimdi iki çocuk, iki düş, şımarma mevsiminde papatyalar takıyorlar birbirlerinin saçlarına ve bendeki çocuk kıskanıyor başındaki sarılı, beyazlı taçları, en çokta sana yakıştığını düşünüp, annesine sakladığı papatyaları, sağ dizi yerde, sol elini yana açarak, hafifçe eğilip sağ eli ile sana sunuyor kırlardan topladıklarını, bir centilmen oluyor çocukluğum, sen utangaçlığında kabul edip alıyor, lolita kıvamında buseler koyuyorsun çocukluğumun masum yanaklarına…
…………… Vaftiz töreninde ağlayan çocuğa veriyorsun balonlardan birini ve kelebek kanatlarını, saklı kimliksiz bir rahibeye dönüştürürken… Hiç bilmediğin, gitmediğin bir kente doğru havalanıyor, rüzgarın akışına bırakıyorsun özgür yüreğinin üzerindeki ışıltılı kanatlarını çırpmadan, yorulmadan, usul ve sessiz süzmektesin yabancısı olduğun kenti, gökyüzünden kuş uçumu mesafeye inerken… Gecenin gözlerinden, balonlardan birini mum yaparak, yakarak, aydınlatıyorsun rotanı, kent ışıldıyor, sen hiçbir yerini bilmediğin sokakların içinde, kırmızı taneli dut ağacının yaprağında soluklanıyorsun, vişne renkli balonları yüreğin gibi özgürleştirerek…
…………… Tahteravallide denge sağlayan akrobatları, rüyalarında göreceği heyecan ve şaşkın ve ağızları bir karış açık izleyen çocuklara mavili balonları veriyorsun, umutları, düşleri tamamlansın, eksik kalmasın sabah uyanınca hayal dünyaları diye… Pembe balonlar veriyorsun her birinin eline, varoşlardaki semt pazarında içi saman dolu sahte barbie bebekleri, annelerine aldırtamayan, sabah evden çıkarken para istediğinde sunturlu küfür savuran, akşamdan kalma aile reisinin düşman gördüğü karısının hala izlerini taşıdığı mor göz altı izli kadınların ellerini tuttukları sevimli, ürkek, belikli kız çocuklarına… Siyah balon vermek isterken vazgeçiyorsun bana kızarak, bende sana verdiğim papatyalarımda öfkemi saçıp kara kartalın başarısızlıklarından dolayı siyah yok diyorum ve veremiyorsun emekçi kadınların cüzdanına, çantasına göz koyup alıp kaçmak isteyen, artlarında dolaşan kapkaç kılıklı, varoşların, yıkanmayan yorgun, kirli, korkunç, erken yaşlanmış yüzlü gariban çocuklarına…
..



