İki arkadaş.
Biri 13, diğeri 14 yaşında.
Bir sahil kasabasında;
Yazın denizin içi;
Kışın kıyısında.
Kış, fırtına;
Deniz bulanınca;
Fırtına da dindikten sonra;
İskele olur tam kefal havasında.
Yirmilik misina;
Bir beden kıstırma.
Yem, kuru ekmek ıslama;
Beyaz hafif sert zokada.
Bekle;
Dipten bir kulaç yukarıda;
Kefal dudakları ile emerken değil;
Yuttuğunda, çek yukarıya.
Katıldılar bir yılın sonunda;
En usta olta balıkçılarının arasına.
Yakalanan kefaller;
Yakındaki restoranlara.
Cumartesi olunca, koştular tostçuya;
Akşama leblebi gazoz, sinemaya;
Kazandıkları tüm parayla.
Derken;
Bir gün yine oltalar sarkıtıldı.
Kasabaya yeni tayin olmuş;
Bir memur da dizildi yanlarına.
Bizimkiler ustalıklarının doruğunda.
Gelen memur acemi;
Derdi;
Olmalı bir katkı akşam mutfağına.
Beklerken kefali;
14’lük misinasını çaktırmadan çekti.
Acemi yüklendi büyük bir heyecanla misinaya;
13’lük kafasını çevirip kıs kıs güldü.
Memur çok olgundu;
Hiç bir şey demedi;
Verdi çocukluklarına.
Ama öyle bir mahzun baktı ki ufka;
Kefalin ustaları, işte o bakışı;
Ve kefallere yansısını;
Hiç unutamadılar, ömürleri boyunca.
Kayıt Tarihi : 4.03.2026 00:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
19 Şubat 2024. Kuşadası iskele; fırtına sonrası kefal avı.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!