Ben, karanlığın içinden yürüyüp çıkanların soyundanım.
Hayatın vurduğu her darbeyi
bir kalkan gibi sırtımda taşıdım,
ama diz çökmedim.
Çökseydim, adım yazılmazdı zamana.
Duruşumdur beni yaşatan,
yüreğimdir beni ayakta tutan.
Nice fırtınalar koptu üzerimde,
nice sesler susturmaya çalıştı beni.
Ama ben susmadım;
çünkü sessiz kalanların kaderini
güçlü olanlar yazar.
Ve ben, kalbi ateşle yoğrulmuş bir savaşçıyım;
Hak bildiğim yoldan şaşmam,
gölgesinden bile korkmam.
İnsanlar…
Kimi yüzüne güler,
kimi arkanda fısıldar.
Lakin ben bilirim ki,
gerçek yürüyüş gölgelere rağmen devam edebilendir.
Güneş, karanlığa inat her gün yeniden doğuyorsa,
ben de doğarım.
Ve doğdukça büyür yüreğimdeki ateş.
Hayat kimi zaman bir tokat gibi iner insanın yüzüne,
soğuk, sert, habersiz…
Ama ben o tokadı kaderin yazgısı değil,
kendi yükselişimin işareti bildim.
Her darbede biraz daha güçlendim,
her sarsıntıda kök saldım toprağa.
Çünkü biliriz ki,
yere düşen yaprak değil,
yeniden doğacak bir mevsimin habercisidir.
Benim yolum uzun,
gecem karanlık,
ama kalbimdeki ışık
bin güneşe bedel.
Yalanın, oyunun, riyanın hüküm sürdüğü yerde
ben yine doğruluğun sancaktarı olurum.
Zira onur,
kaybedenin değil,
vazgeçmeyenin mührüdür.
Kim ne dedi, ne yaptı, hangi kapıyı kapattı…
Hepsi birer hikâyedir.
Ama benim hikâyem,
küllerinden doğanların hikâyesidir.
Ben bir kez düşsem bile
bin kez ayağa kalkarım.
Çünkü ben yenilmeyi bilmem,
yeniden başlamayı bilirim.
Ve hayata son sözüm şudur:
“Daha sert es rüzgâr,
daha yüksek vur dalga,
daha ağır gel karanlık…
Ben buradayım.
Ben dimdik.
Ben bu destanın yaşayan kelimeleriyim.
Kayıt Tarihi : 11.12.2025 19:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!