Keşke…
Keşke inandığım yerden vurmasaydın beni,
Yaralarım zaten karanlığa alışkındı ama
Güvendiğim ışığın söndüğünü görmek
İçimdeki en sessiz geceyi bile çaresiz bıraktı.
Gecenin karanlığını avuçlarıma toplasam,
Odanın lambasından süzülen o solgun ışığı
Bir fırça gibi sürsem bütün odanın yüzüne…
Her kaldırım taşını, her duvar yarığını,
Uyumayan her pencerenin pervazını
Göz göze gelmek isterdim seninle…
Hiçbir kelimeye muhtaç olmadan,
Bir anlığına bile olsa
Bakışlarının içinde kaybolmak isterdim.
O an… tam konuşacakken
Benimle susmanı isterdim,
“Sen” diye başlayan cümlelerden hep kaçtım.
Yüreğime dolandığın gibi
dilime de dolanmanı istemedim.
Çünkü her kelime,
bir yara gibi açılıyordu içimde.
Ansızın çalan bir şarkı,
seni alır götürür geçmişin tam ortasına.
Çırpınırsın,
ama kurtulamazsın.
Bir ezgiyle başlar,
Gözlerin, yağmura tutulmuş bir sonbahar gibi,
Sessizce dökülüyordu içindeki kırıklar.
Bir şey söylemek istiyordun belki,
Ama kelimeler, dudaklarında titreyip geri çekiliyordu.
Öyle bir sessizlik ki,
sanki evrenin sesi benden uzaklaşmış,
bir uçurum da yankılanan iç çekişlerim var.
O kadar olmazlar birikmiş ki içimde,
*Sende Dinlenmek*
Miladı dolmuş bir ömrün
son kıyısından sesleniyorum.
Anlaşılmadığım her yer
Senden sonra ne mi oldu…
Erken uyumaya başladım.
Ama gecenin tam ortasında,
Uykularım defalarca bölündüğünde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!