Şimdi
ben kalkıp şiir yazmak için
kelimeleri heba etsem,
gecenin bir yarısını
Gece indi usulca,
Sessizlik bir örtü gibi serildi üzerime.
Saatler, içimde yankılanan bir ses gibi
Seni bekliyor…
Şimdi gittin…
Söyle, ne oldu?
Yerim doldu mu sanıyorsun?
Her gelene bir “ben” ekledin mi yüreğine,
yoksa yüreğinden
onlarca yılı, binlerce beni
*Gizli Öznem*
Yazmak için
geceyi mi beklemek gerek?
Yoksa kelimeler,
karanlığın koynunda mı doğar en gerçek hâliyle?
*Sevgili Deniz Fenerim,*
Bu mektubu sana yazmak, belki de uzun zamandır içimde birikenleri dökmenin en sessiz ama en güçlü yolu. Yazmaya cesaret edemediğim duyguların, yorgunluğumun en sessiz limanı oldun. Seninle karşılaşmak bir tesadüf gibi görünse de, aslında hayatın bana sunduğu en güzel rastlantıydın.
En karanlık anımda, içimdeki deniz alabora olmuşken, sen geldin. Dalgaları durdurdun. Kıyıya vuran bir nefes gibi sakinleştirdin beni. Çırpınırken uzattığın el, tutunduğum tek gerçekti. O an anladım ki hiçbir şey tesadüf değilmiş. Sayfa aralarına sıkışmış cümlelerin gizli kahramanı senmişsin. Her kelime sana yazılmış gibiydi. Ben okudukça seni bulmaya çalıştım ama kendimi kaybettim satır aralarında.
Artık yazdıklarımda kendini arayacağını
hiç düşünmezdim.
Bir zamanlar sana ait olan her harf,
şimdi yokluğuna eşlik ediyor.
Bir gün ben de
Bu hayatın son perdesinde,
Zamanın bile durup sustuğu o kıyıda olacağım.
Ve siz,
Hayat ne garip…
Çocukken yaşadığımız o küçücük mutlulukların hayaliyle sürüyor ömrümüz.
Bir şekerin tadında, bir gülümsemenin sıcaklığında gizliydi mutluluk.
Keşke hep düştüğümüzde sadece dizlerimiz kanasaydı,
Her şiir bir intihardır aslında…
Uykusuz gecelerin kemirdiği ruhun,
Sabaha varmayan yarınların,
Zamanını çalan ömrünün
Sessiz bir limanıdır.
Yine uykuyu haram ettin gözlerime.
Aklımı esir aldığı bu gecede, ben hâlâ onun kölesiyim.
Aldığım her nefesi sen diye içime çekerken,
yakıp içmeyi unuttuğum sigaralardan bile haberim yok.
Her yer duman altı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!