Yağmurlar seni bekliyor sevgilim, göğünde bulut ben olsaydım.
İki dirhem buğdaya kuşlar kanat çırpıyor sevgilim, gökyüzünde uçan ben olsaydım.
Dokunduğun duvar, sarıldığın yorgan, okşadığın bir yetim başı da ben olsaydım.
Gördüğün düş olsaydım sevgilim, yeryüzünde seni gören tek yüz ben olsaydım.
Damarlarında dolaşsaydım, batıyı yıkıp doğuda kalsaydım da yine sana koşan ben olsaydım.
Kabzamda duruyor sadakat, yüreğinde iki dirhem aşk ben olsaydım.
Bir ayrılık tezgâhında aşk dokudum; ipliği hasretten, nakışı yârin yüzünden… Ellerim nasır tutana dek. Uzak bir vadiden yürek nazarıma ırmaklarca sen döktüm, sessizce akıp gitti zaman. Hayat denen; nefes almaktan ibaret bir beden… Nedensiz kadere, şans diye seni yazdım. Bir sevda cephesinde şehit düşenim ben; kurtulursam kolsuz kanatsız gaziyim ben. Renksiz duruyor baharlar, yapraklar soluk…
Bir gönül tezgâhında aşk dokudum ben; fakat güller kokusuz. Gidip de dönmemek var, dönüp yâri görmemek… Gel de kendini içimde ara. Ben, kırmızı güneşin altında seni bekleyeceğim.
Bir kadın gördüm…
Nefes nefese verdiği yaşam mücadelesi boşluğunda gördüm.
Kalbini, oluk oluk kanayan yüreği…
Öldü bir kadın gördüm.
Kaldırım taşlarından,
nefret söylemleri,
Zaman geçiyor cancağızım yaşlanıyoruz
olur da bir gün karşılaşırsak
beni bakışlarımdan tanırsın
yorgun saçlarımdan
Bu kalabalık şehirde en tenha yerde tanırsın
hala en sevdiğim şey seni yazmak
Cebimde saklasam kokunu.
Bu soğuk kış günlerinde kokun ısıtsa ellerimi. Mesela gün doğarken güneşin yerine,
seninle açsam gözlerimi,
Sen bana baksan, ben sende kalsam, hiç gitmesem.
Cebimde saklasam özlü cümlelerini.
Hiçbir lügatta bulunmayan sözlerinle şad olsam. Gömülsem kalbine, sende yaşayan bir mefta olsam. Cebimde saklasam düşlerimi.
Doğunun en uç bölgesinden yazıyorum sana bu mektubu; yüreğim dolu dolu. Dökülen gözyaşlarımla ıslanıyor her satır. Sana gözyaşlarımı gönderiyorum, sakla olur mu?
Şimdi kaçak bir çay demledim. İçimi yakacak türküler eşliğinde, kaçak sigaram… Aklım sende, elimde kalemim, yazıyorum öylece. Şiirlerde anlatıyorum seni. Bazen anlatmaya korkuyorum seni. Hiç kimse bilmeyecek, bilmeyecek seni nasıl sevdiğimi.
Sıkı giyin olur mu? Hasta olmayasın. Oralarda hava epeyce soğudu. Kar kaplamış bizim evin dört tarafını. Hiçbir şey yokluğun kadar üşütmüyor beni.
Az sonra horozlar ötmeye başlayacak. Şafak söktü sökecek. Ellerim de tutmuyor artık, yazamıyorum. Özlemini…
Sana bu mektubu doğunun en uç bölgesinden yazıyorum. Beni unutma, olur mu?
Kısacık bir ömür,
yıllarsa mazi'nin eşiğinde,
yağmurun sükunetine emanet ediyorum seni.
Deruni bir sessizlik olup zamanın ötesine,
yağar mı yağmur sensiz bu şehre?
Dudaklardan dökülmemiş, en güzel sözcüklere emanet ediyorum seni.
Ey DiLBER-İ ŞEHPÂREM..
sayfalarca şiirlerden koştum
meçhul du uzaklığın yetişemedim mısralara,
döktüm ağla'k kelimelerimi satır aralarına.
Ben Kenan değilim gezdim hayal aleminde
senli belde bulamadım.
Işıkların söndüğü saatler bunlar… Gecenin zifiri karanlığı.
Hangi duvara yaslasam sırtımı, soğuk bir yalnızlık.
Nasıl bir özlem sakladıysam yüreğime, kanadı kırık suskun biri…
Çare, gündüzler; cesaretsiz duruşum sabahı bekliyor.
Ciğerlerin pare pare olduğu hüznün doruklarıdır bu saatler…
Gecenin zifiri karanlığı.
Hicret'im sanadır ey sevgili.. binbir yorgunlukla düştüm yollara,seninle asude'yim Gönlünden sürgün etme beni.
Vakit geçmeyen zamanda.. Çölde susuz kuşlarla göç etmişim gibi,
razıyım zindanlara kapat san ,razıyım veryansın sözlerinde boğulmaya..Verseler ölümsüzlüğü dizinde dursam.Kah sükut' u hayal, kah çakıl mışım gökten.Hicrandan azad et,hicret'im sanadır ey sevgili.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!