Gerçek;
Ruh bir köşede oturup için için ağlayacak.
Ey beden uyan uykundan!
Sıkacak seni.
Peki peki ...
Bir çiçek koparacağım
Beni bu dünyanın yamacına astılar
Düşmedim
Kayarken elimden asıldığım dallar
İncinmedim
Beni bu nehre attılar
Ölmedim
İkrar edip yağmurun altında diz üstü
ellerini göğe açmış ne gelirse katından,
katından muhtacım her hayra diye
dilinde ve kalbinde anlatan ve inanan
bir kelime ile dirildi.
Dirildik biz dirildik ki dünyanın döndüğüne şahit olduk.
"Bir zamanlar seslenirlerdi ardımdan.
Nereye gidiyorsun Hafız?"
Bu dağdağalı yalnızlıkta bir tufan var içimde Hafız.
Sokaklarında bir gemi gezinen
Bırak aksın gözünden tutma yaşlarını
İnkar ettiğimiz bu yasa yakacaktı elbet.
Bırak orda kalsın muhtevasını içimizden atamadığız
Ve uğruna öldüğümüz topraktan yeşersin lavantalar.
Bırak...
Bahar gelsin en geniş anlamıyla göklerden kalbinin en buz yerine.
Ölümü gördüm ey sır,
Uzanırken yarı çıplak musallada.
Ve sözlerim ölü adamın ruhsuz bedenine çarptı;
İçimde bir ölüyü uyandırdı
Ölü adam.
Bunda da bir sır var mı ey sır?
Çıkıp dağlara feryat edenlerin türküsünü söylesem,
Bilirim, türküm ulaşmaz yankılarla.
Oturup bir çayın oluşunu seyrederken âlemlere,
Seyrederim içimde sıkışıp kalan bir hançerin dönüşünü.
Seyrederim genişlerken evren, ben nasıl da daralmışım,
Gözlerimi kısıp da uzaklarda yanan lambaları aramışım.
Akşamın ruhuna münzevi olduğum anda.
Alnını rüzgara dayamış bir ağıt bağlar.
Fırtınalar ile bölünen gençlik uykusundan
içimde bir kalem oynar.
Ve şiirler yağar...
Yer ve gök üstüne.
İzah edilemeyen kargıların beynimin en ucrasına gölge batırmasına...
İklimlerin durmasına,
ve yağmamasına karın
ve açmamasına gülün.
Vaktinde açmayan çiçeğin ızdırabına.
Ey hakkını aramaya çıkan zülüflerim.
Bütün toprakların altına girerek mezar belledim bak bu yalnızlığı.
Ama nedendir ürkütmüyor...
Dünya öylesine bir yerlere gidiyorken
ve durmuyorken içimdeki izdiham
bu şehrin en karanlık yerinden başladım gömülmeye
gömülmek te korkutmuyor..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!