Şehir Şiiri - Fatma Demirci

Fatma Demirci
4

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Şehir

Bir testi kırdım geçenlerde, Anadolu rengi.

Bir şehir gezdim, gökyüzü hep gece maviydi.

Muhafazakâr elitlerin "haram sokak" diye girmedikleri caddesinde

Birkaç yıla denk bin yıllar eskittim,

Tutarsız yıllar…

Suya ilk baktığımda beyazlamıştı saçlarım.

İçimdeki narsistle o sokakta tanıştım.

Sağır bir hayvanın çiğ sütünden alıp

Anadolu’nun feraset çömleğine ekleyesim geldi.

Kendinden başka her şeyi duyan şehrin hadsiz insanı

Fitne çıkarmış, sürüye hastalık bulaştırmıştı.

Masum bir hayvanın göğsündeki berekete acıkmıştı şehir.

Meğer irfan, toprak altındaki yaşlı adamın göğsünde uykudaymış.

Anadolu feraseti şehir efsanesi imiş,

Meğer ölüymüş keşiş.

İrfanı gömen şehrin köy cahili,

Kuru toprak için her yağmur duasına çıktığında

Göğüste sıkışan irfan ağzını açmış suya.

Bilmez ki

İçtiği her damladan tohumlar yeşerecek Anadolu’ya.

Her tohumun güneşi görmesi yüz yıl sonraya...

İrfan kim bilir kaç yüzyıldır uykuda.

Şehir, acelen ne?

Asur’un seni yazıyla buluşturmasına bakılırsa

Beklediğin tohumun yeşermesi pek yakında.

Gün gelecek, köprülerinden cehalet geçmesin karşıya diye Yeşilırmak’ın taşacak.

Doğu ile Batı arasındaki alametine saygısızlık,

Azgın sularını diyet diye çağlatacak.

Meydanlarında masum, o asil ruhlar dirilince

Hesap soracak tüm bu haksız ikamete.

Duyacaksın: "Cevap ver, Senin ne işin var bu bereketli şehirde?"

Şehir!

Gece yarıları sana niyetle çıktım yokuşlarını.

Erken uyuduğundan duymadın adımlarımı.

Ölü derimden yaptığım sarmala çıngırak takıp boynuna astım ki

Sesin daha gür çıksın belâgat gerektiğinde.

Bana haram kılınan ses helaline denk gelince vaktinde,

Boğazındaki boğumlara çığlıklar yapışsın gerekirse.

Cesur ol sana layık kervanlar kapından girdiğinde!

Sana rağmen ve senin için seni terk ettiysem

Takdir et vakur sütunlarımı,

Adaklarını dağ çiçeklerinden kopar mabedime.

Şehir!

Anne şefkatimle tozlar çıkardım dağlarındaki parlak taşlardan.

Gecenin bilmem kaçıncı döngülerinde çorak toprağına serptim tozları ki

Renkli çiçekler selamlasın diriliş sabahlarını.

Dikenli ve vakur çiçekler...

Dikenli ve kimsenin koklamak için yaklaşmak istemeyeceği,

Tohumunu alıp bahçesine ekmek istemeyeceği,

Dağlarda yetişen doğanın sert çiçekleri...

Böyle sevdim ben hep;

Senin gibi hırçın ve korkak,

Benim gibi hırçın ve çaresiz...

Çiçeğin bile dikeninde görmem gerekti mutlak asiyi,

Gördüm.

Belliydi,

Çıkmazdı elimden dokunsaydım dikeni.

Hakikat nasıl da önünde eğilesi! Kabul et bak,

Gidişim nasıl da mazur görülesi...

Kadim şehir, sen söyle:

Gülleri sevmeyişimin hesabı nasıl sorulacak fıtrattan?

İğreti etmişse bırak,

Bırak sorma!

Sustum canım bu kadar yanınca.

Anla beni,

Kızgınlık yok fıkhımda.

Ben yaratsaydım beni,

Sormazdım tek bir ipi yularımdan.

Ben sorsaydım elimde kalem,

Yazmazdım ateşe makes tek bir hece sorgudan.

Kes istersen,

Canım yanmaz artık boynumdaki damardan.

Kes, kana bulansın temiz sokakların!

Madem gelmedin uzaktan,

İplerin kalınlığını seyret boynumdaki uçurumdan.

Ey şehirlerin de Rabbi!

Senin kalemin yazdı ömürler boyu hasreti.

İzliyorum,

Her surette hasretten başka bir çizgi...

Ne zaman yakın buldum sevgini,

Kaç fersah uzaklığın yüzümden güzelliği süpürmedi mi?

Sorma, nereye gidiyor nihilist ayaklarım?

Yol mu biliyorum?

Kulaklarımda yankılanıyor cehennemin şehirdeki sesi.

Sorma, kanmaktan bıkmadım.

Şahmeran görüyorum bak, yine elinde renkli bir meyve daveti.

Sorma, sırf sensizim diye boğazımda kalacak diyeti.

Nasıl da fark etmemişim,

Meğer ne çok sevmişsin kusurlu aidiyeti!

Kelebek etkisi bir zamanın aynı yerinde sıkıştırıp güzelliği ve çirkinliği,

Yar damarlı kollarda mı örüyorsun balıksırtı?

İrfansız çirkinliği, güzelliğin eksik yanında mı görmek istiyorsun?

Nursuzluk taşlarını mı kararttı?

Öyleyse nedir bu tahammülün, Arş-ı Âlâ'yı aştı?

Deli desem değilsin ya Rabbi,

Sabrın da korkutmaz mı sanıyorsun?

Bırak Celal'inden bir kıl payı,

Lavların eritir aslında bu arsızlığı.

Şehir büyüsün,

Sardım, pamuktandır kundağı.

Müberra tut arsızlardan,

Uğramasın Celalin, vurma kırbacın dahi kını!

Unuttur bana adını.

Her yıldızda başka renkli gözlerin mi var?

Nereden izliyor kudret gözlerin bu kusurlu aidiyet saflığımı?

Fatma Demirci
Kayıt Tarihi : 27.08.2026 03:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Amasya'da yaşadığım son sekiz yılın bana yazdırdıklarıdır.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!