Ecrin der ki iki cihan bir olsa,
Zemheri ortası çiçekler açsa,
Kurt kuşa, aslan ceylana yem olsa,
Yine de "GİT" benden sana yâr olmaz.
Geleceği Allah'tan başka kimse bilemez. Falcılık şarlatanlık ve göz boyamadan ibarettir. O halde geleceği öngörmek ve yönlendirmek nasıl mümkün olmaktadır?
Bunun tek izahı vardır. "Akıl ve tecrübe" "Tarihi iyi bilip doğru değerlendirme".
Bir çocuğu bir yetişkinden ayıran nedir? Zekası mı? Hayır, hayat tecrübesidir. Çocukların dimağları taze, içgüdüleri kuvvetlidir. Kalpleri sevgi doludur ancak öğrenme anca yaşadıkça edinilecektir. Tıpkı yanan bir sobaya el sürerse olacakları deneyimleyen çocuk gibi, hayatımız boyunca bu öğrenme bitmez. Matematik ve diğer bilim dalları gibi Tarih de aslında kesin sonuçlar içerir. Nedenleri ve gelişimi aynı olan olayların sonucu farklı olamaz. " Tarih tekerrürdür çünkü aynı özellikleri ve şartları taşıyan ortamlarda yapılan deney aynı sonucu verecektir. İki kere iki dört tür çünkü. Ve hangi muhasebeci isterse istesin değişmeyecektir.
Ancak gerekli ve gözden kaçırılmaması gereken bir şey var. " Olayları doğru değerlendirmek"
İşte burada yine çocuklarımızın sahip olduğu müthiş sağduyu ve üstüne eklememiz gereken bizim tecrübelerimiz. Çünkü bazen tarihin tekerrürü bir ömrü geçecek uzunluğa tekabül edebilir, Bazen de bu süreç gözümüzün önünde yaşanır biter de farketmeyiz.
Tarih boyunca güçlü devletlerin asimile politikalarının nedeni işte tam olarak da budur. Kendinizden aşağı bulduğunuz bir ırkı ya da bir zümreyi (ki kimse kimseden üstün değildir, sınıf farkına inanmam.) neden sizinle aynı donanıma getirmeye uğraşasınız. Madem değmeyecek olarak görürsünüz, neyi "iyileştirme çabası" dır bu. Ki gelişen dünyada iyilik ve kötülük de bu kadar göreceliyken. Amaç zaten daha iyiye yöneltmek değildir, kafaları bulandırıp, gerçeği farkedemeyecek kadar muhakeme yeteneğini kendi lehine çevirmektir. Ve bu da anca bağnazlıktır, başka bir şey değil.
Bu gün hiç okumadığım ve muhtemelen de okuyamayacağım bir kitabı çok ama çok merak ettim. Onu incelemeyi ne çok isterdim. Altı veya on yaşlarında bir Alman çocuğun önüne konan bir Tarih ders kitabını. Herhangi birini. O yaştaki bir çocuğa dedelerinin, atalarının neler yaptığı ve bu olanlardan onun ve gelecekteki çocuklarının sorumlu olmadıkları, suçluluk duymamaları nasıl öğretilir ki? Nazi tarihini nasıl anlatıyor gelecek kuşaklara Alman literatürü?
Vaktiyle Musevi asıllı bir patronum vardı, dünya tatlısı ama konu paraya gelince ketum. Ve bir gün bir Alman müşterimiz oldu, adam oldukça yaşlıydı, yani yakın geçmişten etkilenmediğini söyleyemeyiz. Patronumun ona karşı tutumunun ne olacağını çok merak etmiştim. Çünkü yaşlı adam müesseseye gelene kadar patronumu tanımıyordu? Patronum hiçbir şekilde değişik bir tepki vermedi. Diğer müşterilerine nasılsa ona da aynıydı. Farklı tek bir jest veya mimik tek bir hareket, söz göremedim. Onun gözünde sıradan bir müşteri idi işte. Hem neden öyle olmasındı ki, onu tanımıyordu bile. Milliyeti, cinsi, ırkı onu niye ilgilendirsin. Haklıydı...İnsanları tanımadan asla yargılamamak gerekir kim olurlarsa olsunlar?
Sonra bizi düşündüm, bizim tarihimizi. Ne kadar da şanslıydık. Torunlarımıza, hatta onların torunlarına anlatacak ne güzel kahramanlık hikayelerimiz vardı. Dolu dolu bir tarih. Gururla ve merakla okuyabileceğimiz. Ve kardeşlikten, dostluktan, hoşgörüden, eşitlikten ve birçok şeyden geçmişimizde utanmadan ders verebilirdik. Evlatlarımıza diyebilirdik "Oku ve atalarından gurur duy ve daha güzel şeyler yap. Onlara layık ol." Bunun karşılığı yok, pahabiçilemez bir hazine bu.
Son 12 senedir oy kullamayan bir vatandaşım ben.Biliyorum yanlış ama bu çivisi çıkmış düzene katkıda bulunmak fikri bile beni rahatsız ediyordu. Siyasetçilere zerre kadar güvenim kalmamıştı. Ta ki 21 Mart a kadar. Çoktan öldüğünü sandığım bir tohum tomurcuklandı sanki içimde.Adı ''Umut"" du onun. Tekrar umut etmeyi öğrendim ben onunla. ""Her şey güzel olacak" diyebiliyorum artık. İnanarak ve bütün kalbimle.Teşekkürler başkanım.
Daha da önemlisi bir anneyim ben. Çocuğuma ülkesini sevmesini yarına umutla bakmasını bu ülke için elinden geleni yapmasını nasıl öğütlerdim ben bile buna inanmazken. Her on gencin dokuzunun tek hayalinin yurt dışına kaçıp orda yaşamak olduğu bir ülkede ben çocuğuma bu cennet vatanı nasıl anlatacaktım? En çok da bunun için evladım için evlatlarımız için minnettarım ona.Onlar bizim yarınlarımız vatanlarını severek büyümeliler. İnanıyorum artık bu şehrin nasıl yaşanılası güzel olduğunu ve daha sonra tüm yurdu güzelleştirmeyi öğreneceğiz. Başkanım buna öncülük edecek. Tüm millet damarlarımızdaki asil kanın kudretinin yeniden farkına varıp çok güzel şeyler yapacağız.
Bu seçimin sonucu ne olursa olsun bence kazandık.İçimdeki umut çiçeğini soldurmalarına asla izin vermem artık. Bu bir uyanış bu bizim ikinci baharımız.Ve yazz çok daha güzel olacak.TEŞEKKÜRLER BAŞKANIM .Allah seni muvaffak etsin. Yolun açık olsun.İşin çok güç ve daha başındayız biliyoruz ama bu millet senin arkandadır.
Te xew kir ey yâr?
Eger ez bê deng derewin li kêlleka te
Eger ez bê seatan li seyr kirin te
Âyâ, be nezer ?
Gökyüzü boyanamaz kırmızıya
UMUD ET
Yağmurlar iner yine yeryüzüne SABRET
Bereket yine tomurcuk açar topraktan
SEYRET
Aşk varsa yürekte Allah seninledir can
Cahillik resmen diz boyu..''Call Center' adı altında insanlara Mekke'den geldiğini yutturdukları güya okunmuş üflenmiş akik taşı satanlar mı istersin; ''kıyafet serbestisi'' adı altında sakalı göğsüne yaklaşan ilkokul öğretmenleri mi, sokaklarda gözleri hariç çula bürünmüş kadınlar mı? Para karşılığı verilmiş diplamalar ellerinde işşsiz gençler ordusu cabası. Nasıl bir ülke olduk biz böyle? ''Nerem doğru ki '' diyen deveyi geçtik artık. Nereyeee gidiyoruzz? Din satan hükümetle yönetilirsen bunlar normal değil mi?
Güya çevremizde spor tesisleri, kültür merkezleri var..Birinden yararlanmaya kalkın hele sıra var derler, kayıt yaptırır aylarca bekler bir sonuç alamazsınız. O tesisler kime veya kimlere peşkeş çekiliyorsa artık. Senelerdir Sefaköy de yaşarım. Sefaköy Yüzme Havuzu'ndan faydalanan tek bir vatandaş göremedim. Kimler içinse o tesisler artık? İnanın sabahın dokuzunda gittim, tesis bomboş, giremezsiniz sıra var dediler. Parasıyla bile yararlanamıyorsunuz.
Bu vatandaş sadece vergisini topladığınız, güttüğünüz sığırlar mıdır? Afedersiniz ama o kadar bile kıymet vermezler zira onların en azından yemi suyu verilir. Çevrenizde ekmek aslanın ağzından midesine çoktan geçmiştir bile.
Diğer yandan bakarım, güya benim seçtiğimi söyledikleri ki ismen bile tanımam milletin vekilleri zevki sefa içinde kendi maaşlarına zam üstüne zam yaparlar. Bir görev süresi yeter onların emekli çıkmasına, artı başka bir yerden de emeklilerse bir tek onlar çifte emekli maaşı alırlar. Ama üçaylığı ile zor geçinen emeklinin (ki 25 sene bilfiil hizmet vermiştir) maaşı devlete en büyük yüktür sorsanız.
Ben seçmedim hiçbirini hayır.. Teşkilat ( ki o ne demek orası da karışık )aday gösterir A partisinden; sende kuzu kuzu gider göstermelik oyunu o partiye verirsin. Kimdir? Necidir? Ne yararlı işler yapmış da mebus adayı gösterilmiştir meçhul. İyi para yedirdiği kesindir ama. Ya da birinin kayrılan oğlu olması da olası elbet. Hala ''Hakimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?'' Sevsinler..
Kırılıp parçalara bölünmüş bir ayna tahayyül edin. Başta çok talihsiz bir olay gibi geliyor evet. Sonra bu parçaların bir araya getirilip farklı kombinasyonlarını düşünmenizi istiyorum. Arasından sızarak rengarenk ışık uzmesi yaratan güneş ışığını, değişen ve gülünç yeni ayna görüntülerini, hatta kristalleştiğini, hatta ana maddeyi oluşturup seramiğe dönüştüğünü.
Eskisi gibi olmayacağı aşikardır, ama yeni halinin ne olacağı, onu kıran ellere bağlıdır. Hayat da böyledir. Hayal kırıklıkları, acılar, sevinçler, büyük değişikliklerle doludur. Ama yeni halinin ne olacağı alacağımız derslere ve yaşama sevinci ve umutla yeniden başlamaya, sil baştan kırıkları toplayıp, belki de bir bütün yapmaya; kısacası yeniden şekillendirme işidir.
Ne demiş Şems " Hayatınızın altüst olmasından korkmayın, ne biliyorsunuz altının üstünden güzel olmadığını." Bence de çok haklı, tekdüze değil, değişenliğidir hayatı güzel kılan. Seneyi dört mevsimin güzelleştirdiği gibi. Yapbozun parçalarının bütünü oluşturduğu gibi, sentezin bilmin ve teknolojinin temelinde yatması gibi. Bireyin çocuk, genç, yaşlı olarak hayatını tamamlaması gibi, hep değişken ve farklı.
Her bölümü farklı ve değerli benim için evet, ama geçmişi geride bırakmasaydım, hayatımı yeniden şekillendirmez, bu günkü güzel günlerimin kıymetini bilemezdim. Acılardan, hayal kırıklıklarından hatta trajedilerden korkmayın,; biranönce toparlanıp yeniden başlayın ve eskisinden güzel hale getirin. Aldığınız dersler geleceği daha güzel kılacaktır. Bırakın hayat size yeni süprizler hazırlasın ve hayatınızı renklendirsin. Siyah da bir renktir ve gereklidir. Tıpkı sevinç kadar üzüntü ve acının da yaşama dair olması gibi.
Hayat tekekkürdür seyyah!
Yine çağırır yollar gelir seni almaya,
Gönlün varmaz bırakıp da gitmeye
Ama mecburdur bu gönül hasret ile yanmaya...
Bırakıp gitmek, yay kaşların altındaki ahu bakışı,
Elimde kapı gibi ayyıldızlı
kimliğim var benim. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. İnsan tacirlerinin eline düşüp botlarla Yunanistan' sularında boğulmam. İstediğim ülkeyi görüp T.C pasaportumla seyahat ederim.. Dinimden utana sıkıla ibadetimi yapmak için tenha köşeler aramam..Beş vakit namaz da kılarım,sinagogum da vardır, kilisemde paşa gönlüm hangisini seçerse onda ibadet ederim.. Kadınım diye utanıp gizlenmem ben "Türk Kadınıyım" ister pilot olurum ister doktor ister asker, o da bana kalmış...Araba da kullanırım, jet de kimse bana sen kadınsın ehliyet alamazsın diyemez...Çocuk da doğururum kariyer de yaparım ...Hem de pırıl pırıl evlatlar yetiştiririm babaları kadar yiğit....
Kimse beni Aslın nedir? Rengin nedir? Cinsin nedir? diye aşağılaymaz o ayyıldızı görünce...Hatta tersine saygı duyar..Binlerce yıllık şanlı tarihimi bilir zira...Hiç köle olmamış hür doğmuş hür yaşamış atalarımı bilir...Atatürk ü tanır..
Ne mutlu TÜRK üm diyene.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!