Ne zaman, nasıl bilmem ama,
Büyüyüp serpileceksin
Titreyecek gönülcüğün ellerinde,
Seveceksin.
Bu aşk mı diye soracaksın
Kim bilir belki,
Gönül ki, dert istiyordu
Hazindi, yalnızdı ve kararsızdı,
gönül ki, dert istiyordu.
Gözleri yaşla dolu,
bir mazide kalmıştı.
Sızlayan yarasına bir merhem istiyordu.
Bir Ağustos akşamında sular,
Giymişti alevden geceliği.
Bir alev ki, bu alev;
Kan kırmızı kesilmişti.
Yanmakta denizde mermer sular...
Bu yanma, vecd ile bir aşka benzemişti.
Yıllar geçip giderken acılar kabuk bağlar,
Yüzümde gülen gözler, kalbimde izin kaldı.
Hüzün taşır hayaller, resimler, hatıralar...
Hangi kalbe girsem yalnızmışım sanırım.
Unutmadım seni ben yüreğimde izlerin.
Dağlar sâfa durmuş “Boşnak” iline,
Rüzgâr hüzün taşır “Osman” eline,
Bir Sırp girmiş gül bahçesine,
Dağlar, dağlar şimdi ağlıyor gibi.
Dağlar bir kızıl alevde yanar kor gibi,
Açınca sahifeleri döküldü
güller.
Kurumuş, pembeleşmiş,
kırmızı güller.
Döküldü parçalandılar,
Günaha battı ellerim.
Aşkı unuttu gönlüm
Bağlanırsa bir aha bağlanır
Ancak geceler kalır
Yalnızlığıma kara bir iksir
Onun da sonu, bir yarına bağlanır.
Aylardan kasımdı.
Yalancı güneşin sıcaklığına kandim.
Küçük bir tomurcuktum,
Açtim.
O gun cocuklar oynadı etrafimda.
Bir hanım kız gelip,
En çok bana bakan gözlerinden kaçardım
Saklanırdım karanlık bir şehrin minarelerine
Ayrılırken içimde kıyametler kopardı
Bana ağlardı bütün şehir.
Asla unutma(z) dım utangaç gözlerini
Gözlerim etrafta seni arıyor
Kâr etmiyor artık sensiz tesellilerim
Bir an belirip, hep kayboluyor
Selimiye’nin rengârenk çinilerinde
Daha almadan son hevesimi
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!