Mantar ve solucanlar gibi
Mahmuzlarımızla fırlarız sokağa
Zaptedemez bizi kaldırım taşları da
Ne zaman doğarsa güneş
Düşerse toprağa
Etmese de iki damla; bir damla bir damla daha
Tecelli etti kader, sürçtü atının ayağıyla
Şeref ve istiklalle aziz kılmışken rabbi yıldırımı
İhanet çemberi sıkmış mengenesini bütün kahrıyla
Düşürüp atından esaretiyle cengaver ihtişamını.
Ne korkunç vaveyladır kopar ankara ovasında
Yanıyor altı asırlık ihanet kandili tarihin burcunda;
Gençliğimizi pür neş'e süpürüp
Derin ürpertilerle çıkarırcasına ömrümüzden
Alıp götüren hummalı kum fırtına ile
Hep o yıldızlar pırıltısına bürünen
Bir sarmaşığa dolanmış talihimizi
Söküp alırcasına gönül kafesinden
1
Nasıl bir ruh haliyle yansıdıysa kederim
Öyle üfürülüp kenetlenmiştir ufka
Çımkırtmak gayesiyle yılankavi neonları
Işık içinde kalan bir yürekten, yufka
Gecedir;
Körlüyor gözlerimi kara bulutlar
Yağmur gibi çöküyor zamansız ayrılık
Saçlarında uzayan sessiz sağırlık
Nicedir.
Nevbahar.
Ben, hep o açık denizlerdeyim
Ve de filikalardan ırak
Senin limanında puntalı gözlerim...
Sahilden onlarca mil uzak.
Sönüyor fenerimle bir bir ölgün kınalı yapıncak
Gözlerimden boşanan yaşlarla sağnak sağnak...
Bu senin hiç tanımadığın yüz
Hiç duymadığın söz
Koklamadığın ten
Yanmadığın nefes olmalı
Ulaşamadın bir uzak ülke
Hiç dokunmadığın ten
Sandığın gibi değil, ıslanmaz emek
Sudan değilse nasibin
Kaskatı değildir öyle bildiğin
Taştan çıkarmak gibi ekmeğini…
Hani yazdığın bir mektup vardı ya;
Şubatın dört yılda bir rastlayanı
Henüz güne başlamaya hazır
Fışkırır bir tomurcuğu menekşenin
Bir serçe kanadında çırpınmaya nazır
Geceme kıvılcımlar saçan sessizliğin
Henüz bir bulutu besliyor
Sen ressam, ben şair
Sen benim resmimi çiz
Ben senin için yüzlerce şiir
Biliyorsun biz seninle iki sevgiliyiz
Ne de olsa aşkımızın esiriyiz.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!