Ramazan’ın en sessiz akşamıydı.
Gökyüzü morla lacivert arasında bir yerde asılı kalmış gibiydi.
Minarelerden yükselen ezan, yorgun kalplere merhem gibi iniyordu.
Caminin içi kalabalıktı ama herkes kendi yalnızlığındaydı.
Bir köşede bastonuna yaslanmış bir dede, diğer köşede gözlerini yere indirmiş genç bir kız…
Ortada, dizlerinin üstünde mushafı titreyen bir anne…
Hoca “Elif, Lâm, Mîm…” diye başladığında
Sanki kelimeler sadece okunmuyor, kalplerden sökülüp göğe yükseliyordu.
Genç kızın adı Zeynep’ti.
İçinde kimseye anlatamadığı bir kırgınlık taşıyordu.
Sevmişti.
Hem de Rabbine dua ede ede sevmişti.
“Hayırsa nasip et” demişti.
Olmadı.
O gece mukabeleye gelirken
“Belki Kur’an kalbimi teselli eder” diye düşündü.
Ama her ayet, kalbinin tam ortasına dokunuyordu.
“Sabredenlerle beraberim…” ayeti okununca
Başını kaldırdı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Sabrettim Allah’ım” dedi içinden,
“ama çok yoruldum…”
Bastonlu dede ise oğlunu kaybetmişti.
Yıllar önce bir bayram sabahı…
O günden beri her Ramazan’da mukabeleye gelirdi.
Her ayeti, oğlunun ruhuna hediye ederdi.
“Rabbim, onu affet” diye fısıldadı.
“Beni de ona kavuştur.”
Secde ayeti geldiğinde herkes eğildi.
Dede yere kapanırken omuzları titredi.
Sadece bir kelime döküldü dudaklarından:
“Özledim…”
Ortadaki anne…
Kucağında uyuyan küçük kızını hafifçe sıktı.
Kızının saçlarını kokladı.
Kendi annesini hatırladı.
Bir Ramazan gecesi mezarına koştuğu günü…
“Anne, sen şimdi beni görüyor musun?” diye sordu içinden.
Ayetler devam ediyordu.
“Her nefis ölümü tadacaktır…”
Anne gözlerini kapadı.
Ölümü düşündü.
Hesabı düşündü.
Kırdığı kalpleri düşündü.
Ve ilk defa gerçekten pişman oldu.
Mukabele ilerledikçe camideki hava değişti.
Sanki herkes kendi günahıyla baş başaydı.
Sanki herkes affedilmek için sıraya girmişti.
Bir genç çocuk arka safta sessizce ağlıyordu.
Kimse bilmiyordu ama o gece ilk defa namaza gelmişti.
Hayatında çok hata yapmıştı.
Annesini üzmüş, babasına ses yükseltmiş,
kendisini bile sevmemişti.
“Allah’ım” dedi,
“Ben çok kirliyim.
Ama sen temizlersin, değil mi?”
Tam o sırada rahmet ayetleri okundu.
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin…”
Çocuk başını kaldırdı.
Sanki o cümle sadece ona inmişti.
Sayfalar çevrildikçe
Sadece harfler değil,
gözyaşları da akıyordu.
Kur’an okunuyordu
ama aslında kalpler okunuyordu.
Kimisi kaybettiği birini hatırladı,
kimisi yarım kalan bir aşkı,
kimisi pişman olduğu bir sözü…
Her ayet bir yaraya dokundu.
Her kelime bir düğümü çözdü.
Mukabele bittiğinde hoca dua etti:
“Ya Rabbi…
Bu gece burada okunan her harfi
günahlarımıza kefaret eyle.
Kalplerimizi temizle.
Kaybettiklerimize rahmet,
yaşayanlarımıza hidayet nasip eyle…”
Amin sesleri caminin kubbesine çarptı.
Kimse hemen kalkmadı.
Herkes biraz daha kalmak istedi.
Çünkü o an
kalpler ilk defa bu kadar hafifti.
Zeynep gözyaşlarını sildi.
“Belki de kaybettiğim şey değil,
kazandığım sabır daha değerli” dedi.
Dede bastonuna yaslandı.
Yüzünde yıllardır olmayan bir huzur vardı.
Genç çocuk annesini aradı:
“Anne… hakkını helal et.”
Telefonun diğer ucunda sessizlik…
Sonra ağlayan bir ses:
“Helal olsun oğlum…”
O gece mukabele sadece bir okuma değildi.
Bir dönüş,
bir arınış,
bir kabullenişti.
Kur’an sustuğunda
gözyaşları konuştu.
Ve herkes anladı ki;
İnsan bazen en çok
Rabbine dönerken ağlar.
Çünkü en gerçek mukabele
harflerle değil,
kalple yapılır.
Ve o kalp kırık da olsa
Allah’a yönelince
yeniden tamam olur..
Kayıt Tarihi : 18.2.2026 18:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!