Ömrüm
Takvimlerden sökülen her yaprak, Senin adınla düşüyor toprağa. Zaman, unutup gitmek için değilmiş; Zaman, seni içimde koca bir dağ yapmakmış
Parmaklarımın arasında sıkışmış bir kalp, Avucumda çocukluğumun o serin izi... Hangi kadehe sığar ki bu yangın? Hangi yol çıkarır beni o ilk öpüşün kıyısına?
Bağırsam, uçurumlar utanır sessizliğimden. Resmine baksam, gözlerin dilsiz bir ağıt. Özlemek; gitmek isteyip de durmaya mahkûm olmakmış, En çok da nefesin kadar yakınken, Dünya kadar uzak kalmakmış...
ONURLU BİR YOLCULUK
Kendi rüzgârımla savruldum durdum,
Kimsenin dalına yük olmadım ben.
Ruhumun Eşiği
Gelmiyorum;
Çünkü biliyorum ki geldiğim an,
Senin bittiğin değil, benim yeniden başladığım yer olacak.
"Gelme" desen de, kelimelerin ardına saklansan da;
Ruhum çoktan ulaştı senin o ürkek kalbine.
Sonsuz Saklambaç
Neydik biz; bir rüya mı?
Yoksa bitmesin diye fısıldanan bir oyun mu?
Adımlarımı senin izlerine basarken,
İçimde o tanıdık korku:
Seni bulmak, seni sobelemek;
SENDE SENİ ÖZLEMEK
Sana kapandım anne, sığındım gölgene,
Vurduğun her darbe, huzur oldu gönlüme.
Canım yansa da bildim, şifasın her derdime;
Gönlü sopayı edep bilen değil de,
Umut Enkazı
Yıkıp geçtiğin ne varsa topladım bugün,
Gözümde yaş değil, göğsümde dilsiz bir düğüm.
Mutlu ol şimdi, kopardım içimdeki o kördüğümü,
Sana olan sevdamı, kendi ellerimle mühürledim.
Umutlarımı ezdin, birer birer söndürdün,
Üşüyorum Dedim
Çok üşüyorum sanırdım, meğerse
Ruhumun en derin köşesindeki özlemmiş.
Ne güneşin sıcaklığı yetti bu buzu çözmeye,
Ne zaman unutturdu beklediğim o nefesi.
Hangi ateşi yaksam kâr etmez,
Valizdeki Dört Duvar
Sırtında bin yıllık bir betonun ağırlığı,
Adımların, pencerenden süzülen o tanıdık ışığı taşır.
Bir odayı katlayıp koyarsın en alta,
Gülüşlerin gömlek aralarına saklanır.
Yaşamak dediğin, bir anahtarı bırakıp




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!