Bülbül-ü şeydanın zarı var sende
Ne hakkın var gülü yaralamaya
Sevdanın ateşi narı yar bende
Ne hakkın var külü yaralamaya
Aşka mesken olmuş sevdanın yurdu
Dedim gelip görem o nazlı yâri
Ne gelebildim yar ne görebildim
Biter mi başımın boranı karı
Ne gülebildim yar ne yorabildim
Feryadım figanım arşı alada
Gördüm artık gördüğümü
Ne kaldı ki göreceğim
Kim çözecek kördüğümü
Ne kaldı ki ereceğim
Ne hayalim ne de düşüm
Dert çekmeyen bilmez benim derdimi
Neler çektiğimi nerden bilesin
Perişan halimi gelip gördü mü
Neler çektiğimi nerden bilesin
Hal ehli olmalı insanın özü
Daha hiç düşmeden sahraya çöle
Çöller çöllüğünden çöllükten geçti
Uğradım seherde o serin yele
Yeller yelliğinden yellikten geçti
Aşikar eyledim sırrımı tele
Bunca bayram geldi geçti
Ne bileyim gülemedim
Kefenimi kesip geçti
Ne bileyim ölemedim
Ne hallere saldın bizi
Bakışların yine neden durgundur
Bu durgun bakışla muhabbet olmaz
Şu divane gönlüm sana vurgundur
Bu dargın bakışla muhabbet olmaz
Hazana ermeden baharım gülüm
Ne bir yuvam oldu ne de bir yurdum
Muhannete gönül verdim vereli
Gam yüküm sırtımda dolanıp durdum
Gönül bahçesine girdim gireli
Akmasın göz yaşım ummanlar taşar
Dayadın sırtını kara toprağa
Muradın gözünde kaldı muradım
Dayanmaz yüreğim artık merağa
Muradın gözünde kaldı muradım
Al yeşil yerine giydim karalar
Gönül hanem sensiz bomboş
Nazanice gelmez nice
Bulamadım kendime eş
Nazanice olmaz nice
Gül cemalin pakı nurdan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!