Hani bazen iki insan
fark etmeden
aynı duaya amin der ya,
iste öyle kalpten, hissederek
seviyorum seni..
''Aşk tüm dünya insanlarının içinde
sana tanıdığım ayrıcalıktı.''
Sen kıymetini bilemedin o ayrı...
Aşk; Tüm dünya insanlarının içinde, sana tanıdığım ayrıcalıktı,
sen kıymetini bilemedin o ayrı..
Üstüne kapatılan
kapılar kadar
soğuk duvarlarım
ve ıssız terk edilmiş
kaldırımlar gibi
bomboş şimdi
Söyle şimdi
ne kadarı senin
ne kadarı benim
olacak bu ayrılığın
söyle hadi zaman
hangimizi daha çok vuracak
Şimdi gözlerimi kapatıp Ayvalık’a, o her mevsim aşkla baktığım mavi denize, Midilli adasının ardında her akşam bir sevgiliyi usulca öper gibi veda eden o gün batımlarına, Sakarya’ya, Macaron’a, bir uçurtma umarsızlığında çocukluğumun en güzel çağlarını çalan o masum hırsıza ya da Cunda köprüsünde düşlerimi satmaya henüz yeni yeni başladığım o acemi sevmelere… Dar sokaklarında sıkışıp kalan gençliğime ilaç olan ve bana bir şekilde hep iyi gelen o tuhaf iklime… İlk tutunduğum aşk, ilk sevecek sandığım kadın, ilk şarabın sarhoşluğu, öptüğüm o ıslak dudaklardaki ilk heyecan, kalbimi son bıraktığım yer; Ayvalık, şimdi biraz sana gelsem…! Sahi alır mısın kalan düşlerimi bedavadan sana versem!
Hem sana söz veriyorum bu defa yaşımız akıp giden zamana inat büsbütün o toy zamanlarımızda kalacak hep… Ve aklımız yaramaz bir uçurtma misali bir oradan bir oraya savrulurken, kalbimiz henüz hiçbir şeyi kirletmemiş bir çocuk saflığıyla dopdolu olacak…
Anlasana! Özlemekle geçen bütün geçmişi bir bir unutup, sana gelmek için sesleniyorum bu defa bütün sahillerine, koylarına, adalarına… Ama gel gör ki bir o kadar unutulmuşum gibi bir his var içimde... Yani küskün geçen yıllar seninle de aramızı bir hayli açmış besbelli. Olsun yine de umudu kesmiyorum ben...
Söz bu defa hiçbir ayrılık, hiçbir şehir, hiçbir mesafe giremeyecek aramıza…
Derken umursamaz bir tavırla uzanıp öpüyorum gerdanından seni, yani o güzelim Cundadan... Küçükköydeki o eski evlerin taş duvarlarından dokunuyorum tenine, derken Şeytan Sofrasında buluşuyor dudaklarımız en deli halimizle… Nefesinle var olurken benliğim, tıpkı bir sevgilinin şefkatle dokunan elleri gibi üşüyen saçlarımda dolaşıyor bütün sevinçlerimiz…
Sonra bir ürperti sarıyor aniden benliğimizi. Yani tahmin ettiğin üzere tıpkı vedalaştığımız o gün gibi hava yine soğuk mu soğuk bir mart gecesi… Ama merak etme bu defa üşüyen ellerimi ceplerimde değil, senin dizlerinde ısıtıyorum. Derken adımı soruyorlar sana, usulca gülümsüyorsun…
Bir babanın yokluğunu hissetmen için
illa çocuk olmana gerek yok.
Kaç yaşında olursan ol,
babasızlığın yeri hiç bir yaşta dolmaz...
Geldi sonunda o büyük gün..
gelin olacak sonunda kumral kız..
Bense elimde
bir kağıt, bir kalem
oturmuş şiirler
Aslında hiç olmadığın
kadar varsın
yaşıyorsun uzağımda..
ama yoksun..
Olsun ben




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!