MESCİD-İ NEBEVİ
Sabah saat 03.00 da yepyeni bir heyecanla kalktık. Abdestlerimizi tamamlayıp yola koyulacaktık ki. Aaaa. Oda ne! Otobüslere binen binene. Meğer servis otobüsleri imiş. Diyanetin hacı adaylarına ikramı. Biz ne isek de, bu işe en çok kayınvalidem sevindi. Hiç beklemediğimiz için ve dün yürüdüğümüz için, bu iş hoşumuza gidiyor. Güzel oluyor ama.
Tam kıblesinde kalıyoruz Mescid-i Nebevi’nin. Girişlerimizde bu yüzden Bab-u Selam kapısından oluyor. Bu bizim için avantaj oluyor. Kaldığımız müddetçe.
KALBE GEM VURULMAZ
En doğal hak da dahi kalemler kırılmasın.
Hiç boşuna uğraşma kalbe gem vuramazsın.
HEYHAT
Karanlık dehlizlerden başlayan bir seyahat,
Kabirde son buluyor,o da karanlık heyhat.
GÜLEN GÖZLER
Bebekler kadar masum,çiçekler kadar sade,
Zindanlar saray olur gözlerin güldüğünde.
GARİP BİR YOLCU
Karanlık gecelerin
Garip bir yolcusuyum.
Sevdalı hecelerin
Garip bir yolcusuyum.
VEDA HAZIRLIKLARI
Yarın yolculuk var diye bu akşam hiç yatmadım. Çünkü yatarsam erken kalkmam zorlaşacak. Gece 00,30 a kadar otelin önünde arkadaşlarla muhabbet ettik. Sonra Ahmet arkadaşımı kaldırdım. Yürüyerek Mescid-i Nebeviye gittik. Ve hemen “Cennet Bahçesi” diye tarif edilen Peygamber Efendimizin (SAV) kabri ile minberi arasındaki yeşil halılarla döşenmiş yer. Sair zamanlarda bulabildiğimiz bir yerde kısa bir zaman için (2 rekat namaz kılana kadar) rica minnet bulabildiğimiz yerler, ne kadar sakindi. Kapılar yeni açılmıştı. Bu kadar sakin ilk defa görüyorum burasını. İstediğimiz yerde bir çok defa ikişer rekat namaz kıldık. Bu arada yavaş yavaş gelenlerde oluyordu. Keşke şimdiye kadar bu taktiği uygulasaydık. Ne kadar rahat oluyormuş.
(Aşk İkliminde Medine-i Münevvere havasını teneffüs eden dostlara; bu tavsiyemi dikkate almalarını özellikle tavsiye ediyorum.)
AYRILIKLAR DEVAM EDİYOR
Bu sabah ihramlarımızı giyip çıktık Kâbe’ye. Niyetimizde umre yapmak vardı. Namazı kılıp umre yaptığımız camiye Tenim’e gittik. Duş alıp niyetimizi yaptıktan sonra tavaf için Beytullah’a geldik. Bu yolculuğumuzu genelde minibüslerle yapıyoruz. Tekbir ve telbiyeler sesli olarak getiriliyor. Ben buraya gelene kadar telbiye (Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde venniğmete leke vel mülk. La şerike lek) tavaf ederken getirildiğini zannediyordum. Meğer Kâbe’yi gördüğümüz anda telbiyeyi söylemiyoruz. Tekbir ve salavat getiriyoruz.
Tavafımızı yapana kadar da öğle vakti geldi zaten. Üst katta tek minarenin altında Ahmet Dayımı gördüm. Onlarda yarın Mekke’deki görevlerini bitirip, Medine’ye gidecekler. Onların otelleri bize biraz uzak olduğu için onlarla Kâbe’de vedalaşıyoruz. Yılmaz Dayımı evine Ahmet Dayımı da Medine’ye gönderiyorduk çok kısa bir zaman içinde.
Gül ve can
Dalında bir gül görsem kaplar beni heyecan
Dünya bir çöp eder mi sen yanımdayken gülcan
Gülün ruhu kokuysa, benim ruhum da candır
BEYTULLAH
Şu ana kadar gösterdiğimiz efor ve yaptığımız gayretler Allah’ın müslümanlara kıble olarak tayin ettiği Kabe’yi yani Beytullah’ı görmemize ramak kaldı. Peygamberimizin evinin önününden Kabe’nin dış görünümü,bütün heybeti ile ihtişamıyla karşımızda görünüverdi. Bu arada heyecanını tutamayanlarda heyecanlarını gözlerinden akıttıkları yaşlarla bastırmaya çalışıyorlar. Bab-us Selam kapısından içeri giriyoruz. İkinci kata çıkıp Hacer-ül Esvet karşısında orta bir yere oturduk. Abdesti olmayanları, abdeste gönderdik. Bu boşlukta biz; tavaf edenleri ve etrafımızda olup bitenleri izlemeye başladık.
Peygamber Efendimizin doğup, çocukluğunu ve gençliğini büyük sıkıntılarla yaşadığı, 40 yaşından sonra ise, müthiş bir baskı ve eziyet içinde İslamın emir ve yasaklarını yaşamak ve anlatmak için vermiş olduğu mücadelenin merkezine düşüverdik birden. O’nun soluduğu iklimde solumak, O’nun dolaştığı topraklar üzerinde dolaşmak, çile ve eziyet çektiği mekanlarda; ibadetimizi yapmak Allah’ımızın davetine muhatap olmak şerefi ile şereflenmek, ne büyük bahtiyarlık.Yüzbinlerce şükür Sana Allah’ım.
MESFELE
Bindiğimiz servis otobüsleri bizi sanki İstanbul’un bir mahallesine getiriverdi. Türkiye’den gelen Diyanet hacılarının hemen hemen tamamı bu bölgede kalıyorlar. 10-12 Katlı apartmanlar, kalabalık caddeler, Türk hacılarına hitap eden bir sürü dükkan. Lokantalarda Türklerin damak zevkine hitap eden yemekler.
Adresi evde unutmuştum. Diyanetin kayıt bürosunu bulabilirsem, oradan öğrenebiliriz diye içişleriyle konuşurken, ne görelim. Bacanak baldızla beraber bize doğru geliyor. Tevafukun böylesi. Biraz ayak üstü muhabbetten sonra teyze çocuklarının yanına gidiyoruz. Onlarında evde olmaları, bir taşla iki kuş vurmak gibi oluveriyor. Hoş bir muhabbetin üzerine yenen yemek ve ardından içilen çaylar ve peşinden cemaatle kılınan bir akşam namazı ve ayrılık vakti. (Hemen belirteyim. Hac görevi esnasında böyle ziyaretleri genelde yatsıdan sonraya bırakmak veya hemen sabah namazından sonra yapmak gerekiyor. Yoksa bizim gibi iki vakit namazı Kabe’de Beytullah’ta kılmak varken, cemaatle de olsa evde kılmak zorunda kalabiliyorsun. Bizim görevimiz otellerde cemaate katılmak değil, Beytullah’ta namazlarımızı cemaatle kılmak.)




-
İdris Akmetin
-
Ümit Özger
Tüm YorumlarYığın yığın olsa da,dağlar kadar günahım,
Senin şanındandır af,affet bizi Allah’ım.
Yüreğiniz dert görmesin.Dualarınız kabul olsun.
Neredeyse bir yıl olacak siz benim bir şiirime lutfedip görüş bildireli. Utanarak itiraf ediyorum ki şiirlerinizi okumaya bugün başladım. Antolojiye eskisi kadar sık uğrayamıyorum. Okuduğum iki şiiriniz diğerlerinin de çok güzel olduğunun habercisi. Allah nasip ederse hepsini okuyacağım. Selamlar...