Vakit, ömrün o mağrur, o yorgun kıyısıdır,
Sokaklar, adımların dilsiz haykırışı...
İçimizde bitmeyen bir veda sızısıdır,
Güneşin her akşamda, uykuya bir varışı.
Eski bir kapı vurur, rüzgârın nefesiyle,
Söner birer birer bak, o tozlu kandiller.
Hayatın o gürültülü, o hırçın sesiyle,
Susar artık içimde, o yeminli diller.
Bir yudum çayda demlenir, gurbetin rengi,
Dumanı mazi kokar, sızısı dünden kalma.
Ruhumun bu devranla bitmez ki hiç cengi,
Ey gönül! Bu hüzünle, sakın ha geç kalma.
Kırılır tuttuğun dal, gölgen bile darılır,
Hüzün bir hırka olur, omuzlara sarılır.
Kaderin o kördüğümü, sabırla çözülür de;
Yürek kendi kuytusunda, sessizce durulur.
Sitem etme rüzgâra, savurduğu yaprağa,
Herkes bir parça hasret, borçludur bu toprağa.
Vefa dediğin artık, tozlu bir rafta mühür,
Işık vurmaz olmuş bak, o karanlık otağa.
Kayıt Tarihi : 9.04.2026 00:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!