Aynalar hicaptan içine kırık
Efsunlu fanusta ışık ve katran
Duygular ağıtlı, hasretler lirik
İblis şöleniyle çevrili dört yan
Yedi-uyurların ilk şaşkınlığı
Betonarme dört-bir kıyım
Kuşatılmış bir yankıyım
Şehir: anlatılmaz kıyım!
Duy sesimi Madır dağı
Terk-i diyar etmiş kuşlar
Mevsimsiz açelyayım, gül/kanadım budanmış
Bütün ağlayışlarım bir mecaza adanmış
Çekilip gitmiş sular, terk edilmiş Tuna’yım
Şimdi bu viran şehrin neyine tutunayım?
Kayaların üstünde ürperen yayla gülü
Tutukluyuz arafta: bütün eylemler ölü!
Dağlar bir kartal gibi silkinirken derinden
Şehirler esrarını uçurmuş ellerinden
Kuşluk vakti taşradan atılan taş
Kırar şehirlerin kör camlarını
Ağıtlı ananın gözündeki yaş
Küskün kundaklara sarar yarını!
Ağlar eşiklerde körpe bir bakış
Kalbim bir yanardağdır, göğe savrulur külüm
Bu özlem ateşinde sen hiç yandın mı gülüm?
Efkâr bir daha yıkar, kent bir daha kurulur
Çığ düşer uçuruma, düş aynası kırılır!
Kelâm tarif edemez bu mücerret âyini
Yeşil kubbe altında sonsuzluk şehrâyini
Ruhumun semâsında ney şöleni bir dönüş
Uyanıyor içimde Selçuklu’dan kalma düş
Türedim kutlu ışıktan
Cevherimden yükselir tan
Benim, tarihin sultanı
Benim, oluşa âşk katan
Görklü hakan
Kilitlenmiş kapılar
Levhada mahzun kûfî
Ruhumda buz-yangını
Söyle bu ne hâl sûfî!
Nûrla nâr arasında
Suskun menekşeleri kar tozlağı bürümüş
Sıcak bakışlarında ısınmak istiyorum
Eski sevda gülleri kitaplarda kurumuş
Bu yıkık saatlerde hüzün en ince-yorum.
Gönlümün gündeminde bir ümit arifesi
Günahsız Düş
Sen gülersin gül açar beton duvar
Söyle çocuk sende neyin sırrı var
Sen ağlarsın gönlü burkulur dağın
Söyle çocuk kımıldasın dudağın
Sen yürürsün açılır gök kuşağı
Sana bütün mekanlar
Günahsız düş döşeği
Sen gülersin gül açar beton duvar
Söy ...