Yiğit, körpe ölüler; ağıtsız geçti çölü
Destanlık öykümüzü güne anlat kırgülü!
Kılıçlar kılıçlarla öpüşerek bilendi
Aşkların taşrasında bir umut türkülendi
Sanki şiir-burcundan âşk ve ışık akıyor
Sanki ulvî bir âteş kandilleri yakıyor
Sanki bütün suretler aynaya resmedilmiş
Sanki göğün esrarı cihan mülkünü silmiş
Bulutlara yükselip, göğe taşarak geldik
Ak süt köpükleriyle kanı aşarak geldik
En soylu kavga için pusatlanmış çeriyiz
Bizi yorumlayamaz, bu çağdan içeriyiz
Bin bir hayal tüllenir ağıtlanan türküde
Ağlar aynaya karşı göz-değmemiş orkide..
Mahzun bakışlarında mahrem bir meltem eser
Hurilerle Gılmanlar kavil üzre söz keser
Namluya sürülmüş bir deli-fişek
Geçtik eylüllerin gökkuşağından
Erotik düşlere serilen döşek
Ergen umutların çılgın çağından!
Bildik, tekerlekler nice dönermiş
Kurşun gibi atıldım yalnızlığa,
Mevsimlerin gündönümü ne zaman?
Özlemlerim sürgün benden uzağa
Düş sancısı yüreğimde ısırgan!
Tara saçlarını gün nefes alsın
Gelişin özge muştu: daha güzel her düşten
Sen geldin, efsanemiz başladı yeni baştan
Sen geldin buhar oldu, bahar oldu yalnızlık
Kalbimizdeki buzlar çözüldü ılık ılık
Evvel ilham, âhir sözdüm
Kabukta kilitli özdüm
Oluş şifresini çözdüm:
Dîvan kuruldu Hüdâi
Sular duruldu Hüdâi
İnsan ilk nefesini son korkuyla alır ya:
Erguvan akşamlarda bir hüzündür süreyya
Görebilmek sularda zübde-i cemâlini
Ömrümüz gül düğümü, Yunus bilir hâlini
Sen köpükler içinde pür-neşe
Ben kapı aralığında bakarım güneşe
Ben hep ölümü düşünürüm
Ölüm, ölümsüz efsane
Sen sevinçlerini tararsın aynalarda
Günahsız Düş
Sen gülersin gül açar beton duvar
Söyle çocuk sende neyin sırrı var
Sen ağlarsın gönlü burkulur dağın
Söyle çocuk kımıldasın dudağın
Sen yürürsün açılır gök kuşağı
Sana bütün mekanlar
Günahsız düş döşeği
Sen gülersin gül açar beton duvar
Söy ...