yeni sulanmış toprak yolda yürüdü,
nereye ve neden gittiğini bilmeden...
kendine geldiğinde en çok sevdiği yerdeydi;
kuş cıvıltıları doldurdu yüreğindeki sessizliği.
mevsim hasret mevsimiydi...
her gün bir yıldız tuttu gökyüzünden,
kırpıp kırpıp bıraktı aldığı yere;
belki bir düş olur da ulaşır diye uzağına.
bir tebessüm oturdu yüzüne, belli belirsiz...
içindeki o ince sızı da neyin nesiydi?
erguvan mevsimi değildi henüz;
oysa saçları bir düşse maviliklere,
çarşaf çarşaf açılan denizlerde büyüyecekti özgürlük.
köprüye çıktı sonra,
dökmek için içindekini dibi belirsiz suya.
kıpkızıl bir ufukta sevdiğini aradı;
taşın suda bıraktığı halkalar gibi çoğaldı özlemi,
uzandı sonsuza...
mevsim sus mevsimiydi, saat vurdu geceyi.
bulutun peşine takılan şimal yıldızını dinlemeliydi şimdi.
içi acıyla doldu; ağlasa ağlayamaz, gülse gülemez...
bir ses fısıldadı derinden:
“sus ve sessizliğini dinle,
boşa kederleniyorsun, o hep seninle.”
Kayıt Tarihi : 12.07.2015 14:47:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!