"Git" dedin bana o gece...
Dudaklarının kenarına çöken o mermer soğukluğuyla,
Yılların emeğini tek kalemde silip kapıyı yüzüme kapattın.
Sanki hiç yaşanmamış gibi aynı ekmeği bölüştüğümüz o fırtınalı ömür,
Sanki hiç paylaşılmamış gibi aynı yangının acısı, aynı gecenin tuzu...
Bir sigara dumanını karanlığa savurur gibi fırlattın beni uzağına.
Oysa ben senin eşiğine varana kadar,
Dünyanın bütün caddelerinden, bütün sahte sevdalarından vazgeçmiştim; anlamadın...
Yakasını kaldırdığım ceketimle çöktüm o kimsesiz kaldırımların kenarına.
İçimde en sağlam surlar devrildi o an, bir kentin bütün ışıkları bana küstü.
"Dönerim" dedim kendi kendime, "elbet bu öfke yorulur, elbet bu ayaz diner..."
Ama imkânı yok sen herif, zaman denilen o amansız çark tam da orada durdu.
Yelkovan akrebe sarılmış, vakit bir arşın bile ilerlemiyor.
Saatler devriliyor, takvimlerden yaprak yaprak ömür dökülüyor,
Ama ne o beklenen şafak söküyor ne de bu şehirde bir daha sabah oluyor.
Hüsran dedikleri bu dilsiz, bu kalleş sızıymış meğer;
İnsanın en çok sığındığı, en çok güvendiği kapının eşiğinde dımdılak kalmasıymış.
Hani gururla sırtını yaslarsın ya yıkılmaz sandığın bir ulu dağa,
İşte o dağın bir gece vakti un ufak olup üstüne devrilmesiymiş hüsran...
Sokaklar suskun, dertler sahipsiz, gecenin koynu dipsiz bir kör kuyu.
Şimdi kime gitsem yalan, kime uzansam ellerim boşlukta kalıyor;
Bir ben kaldım bu kimsesiz karanlığın ortasında, bir de senin o zehir zemberek duruşun...
Bak, koca şehir en ağır uykusuna daldı şimdi,
Pencerelerden sızan o son umut ışıkları da birer birer söndü.
Rüzgâr bile yoruldu esmekten, gece kuşları bile çekildi yuvasına;
Ama benim göğsümdeki o kıyamet, o dinmeyen iç yangını bir an olsun soğumadı.
Sahi, nasıl bu kadar kolay oldu bu kadar ağır bir veda?
Hangi ara biriktirdin ruhunda bu kadar öfkeyi, bu kadar soğuk kayıtsızlığı?
Hangi taşa bassam o uğursuz gecenin ayazı yalıyor ayaklarımı...
Uzayıp gidiyor bu zifiri zindan, bitmek tükenmek bilmiyor gece.
Sanki dünya üzerinde bir fırtına kopmuş da bütün faturası bana kesilmiş gibi ağır.
Sabrın tükendiği, canın bedenden çekildiği o en ince çizgideyim işte.
Ne şafak sökmeye yanaşıyor ne bu ağır hüsran göğsümden kalkıyor.
Dilimde kırık bir türkü, yüreğimde zemheri kadar derin bir yıkımla kalakaldım.
"Git" dedin ya bana o gece; sözünü ikiletmedim, gittim ama bittim...
Ve yemin olsun ki; sen o kapıyı kapattığından beri bu şehirde bir daha asla sabah olmadı.
Kayıt Tarihi : 13.08.2026 20:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!