Taşlı yollar tanır onu.
Yaya gitti nice yolu
Yüreğinde Anadolu
“Etle tırnak” gibidirler
Bilir onun cevherini
Duruşunuz heybetli
Başı dumanlı dağlar
Eteği bereketli
Yüreği kanlı dağlar
Düşmana mezar olmuş
Harput’um “ah” Harput’um
Güzel yurdum Harput’um
Ölsem de vazgeçemem
Sensin benim tabutum
(Elazığ)
Sığmazken hayalimiz birkaç koca asıra
Önde acı gerçekler, gideriz ardı sıra
Her sabah taç giyeriz, hayal penceresinde
Akşam olur pişeriz hayat tenceresinde
(Elazığ)
Fildişi kulede arama beni
Evsiz çocukların gözyaşındayım
Huzur takviminde küçük olsam da
Hüzün takviminde bin yaşındayım
Bak gönüller tertemiz
İslam kardeşliğinde
Sevgi bitmeyen deniz
İslam kardeşliğinde
Resul açtı kucağı
Tutsak olmaz hiçbir yerin
Özgürlüğün tacı sende.
Başın serin, gönlün derin
Derdimin ilacı sende
Baharda bu gülşeni, sakın terketme bülbül
Hazandan sonra ister git ister gitme bülbül
Viran olan gönlüme ne yapsan da nafile
Kalmadı şevkim ister öt ister ötme bülbül
Bırakarak gönlümde,
Hançerden ağır yara.
Gitti Hak’kın katına,
O, Sultan’ı Şuara.
O gün son seheriydi.
Beyaz bulanık olmuş,
Ben karaya ne deyim?
Geçmişini tanımaz,
Maskaraya ne deyim?
Şu açıkgöze bak ki,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!