Kültür Sanat Edebiyat Şiir

yaşar nuri öztürk sizce ne demek, yaşar nuri öztürk size neyi çağrıştırıyor?

yaşar nuri öztürk terimi Harun Kesik tarafından tarihinde eklendi

  • F
    F

    Halkın Yükseliş Hareketi'nin lideri.Medya izin verirse geleceğin Başbakanı.

  • Yusuf Ortasu
    Yusuf Ortasu

    onun için hesap günü yeklaşıyor...

  • Nihal Özkale
    Nihal Özkale

    Dini, kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğuran pastacı.

  • Var Mısın?
    Var Mısın?

    kurbanda tavuk kesmek
    namazda sakız çiğnemek
    tuvaletten çıktıktan sonra sifonu çekmek
    sol partiden milletvekili seçilmek
    caiz midir gibi eften püften konularla uğraşan ilahiyat profesörü...
    son olarak peygamberlerin sosyal demokrat olduğunu iddia etmişti..fazla gündem yaratamayan bilim adamı..belki de böyle bir gayreti yoktur..

  • Var Mısın?
    Var Mısın?

    Zekeriya Beyazın imitasyonu

  • Serkan Selimoğlu
    Serkan Selimoğlu

    Geri kafalı yobaz insanların(!) anlamakta zorlandığı çağdaş ileri görüşlü bir din adamı,bilim adamı....İyi ki varsın Hocam..

  • Yasemin Acar Coşkun
    Yasemin Acar Coşkun

    Sevilen Başarılı Dindar Bilimadamı

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt

    A. TURAN ALKAN

    Kerkedan!

    -Hoşgeldiniz sayın yarışmacı; heyecanınız geçmiştir herhalde, o halde ilk sorunuz geliyor, buyrunuz, bir hukuk sorusu: “TC Anayasası’na göre hakimiyet kayıtsız şartsız kime aittir? ” Seçenekleri okuyorum, A- Yüksek Hakimler Kurulu, B- Kabzımallar Derneği, C- Beşiktaş Jimnastik Kulübü, D- Millet-Valla bilmem ki ne desem; A şıkkı galiba,-Emin misiniz; joker hakkınızı kullanmak ister miydiniz? -Evet, % 50 hakkımı kullansam iyi olacak galiba!


    .....

    -Sonuçlar şöyle sayın seyirciler A- % 22, B- % 45, C- 28, D- % 5, -AB, diyorum... evet B

    -Son kararınız mı?

    -Aslında C desem iyi olacak çünkü Beşiktaşlıyım ama hayır, B’de kararlıyım!

    -Drinkk! Maalesef olmadı sayın yarışmacı, doğru cevap D idi!

    -Yok bee, hiç öyle görünmüyor ama sizden iyi bilecek değilim herhalde, neyse, öyle olsun bari n’aapalım?

    - Yeni bir yarışmacıyla programımıza devam ediyoruz; heyecanlı mıyız? Değiliz! Güzel, işte ilk sorunuz bilgisayardan geliyor, “Kıbrıs’ın güneyinde hangi halk yaşar? A- Frigyalılar, B- Mısırlılar, C- Rumlar, D- Aborijinler

    -Mısırlılar, yani B!

    -Emin misiniz?

    -Eminim tabii, başka kim olabilir ki? Cevabım B; Kıbrıs’ın güneyinde kim var; Mısırlılar, tamam...

    -Son kararınız?

    -Son kararım!

    ..............

    - İşte yeni bir yarışmacı ve yeni bir soru: “Behice Boran kimdir? A- Manken sunucu, B-Şarkıcı manken, C- Aktris Şarkıcı, D- Sosyolog

    -Aa, bu haksızlık ama, çok zor bir soru bu...

    -Sorular bilgisayardan geliyor ama efendim.

    -Hımm, sosyolog olmasına değil, sosyologları tanırım çünkü; ama yanıltmak için şeyetmişsiniz; manken ismi zaten BB ile yazılıyor; sarışındı di mi...

    -Ben bilmem efendim, siz bileceksiniz.

    -Sarışın mıydı? Hani geçenlerde Etiler’de sevgilisinin üstüne cip sürmüştü de.. tamam şarkıcı manken.

    -Emin misiniz?

    -Hı hı...

    -Drinkkk! ...

    ................

    -Soru şöyle sayın yarışmacı: “Dört ayağı vardır; miyav miyav der. Birinci harfi ‘K’dır; bu nedir? Şıkları sunuyorum: A- Koltuk, B- Kamyon, C- Kedi, D- Karyola? ”

    -.....

    -Cevap verme süreniz sonsuz; anlaşılan iyice düşünmek istiyorsunuz?

    -Ben gariban bir üniversite mezunuyum neticede, öyle zor ve karmaşık ki sorunuz...

    -Çok basit efendim, eleme soruları bunlar..

    -İyi ya eliyorsunuz işte. Hımm, dört bacağı vardı değil mi?

    -Evet.

    -Kergedan diyeceğim ama şıklarda o seçenek yok...

    -...

    -Kamyon değil mi, kesin kamyondur; üç bacaklı kamyon olamayacağına göre..

    -İsterseniz telefon hakkınızı kullanın; kimi arayalım?

    -Kimi mi, Yaşar Nuri Hoca bilir bilse bilse.. onu arayalım.

    -Pekâlâ efendim; bağlantımız hazır mı? Güzeel! . Yaşar Hoca?

    -Evet efendim buyrun, nedir mesele?

    -Hocam soru şöyle, dört ayağı vardır, miyav miyav der, başharfi K’dır?

    -Bi dakika, bi dakika, yahu güzel kardeşim yapmayın lillah aşkına; biz bunun kitabını yazmadık mı? Yazdık, hatta otuzbeşinci baskısını da yaptı geçenlerde. İsmi de “Modern Bilimin Işığında Çağın Meseleleri ve Yobazlara Cevaplar”dır hatta. Artık lütfen gelmeyelim böyle şeylere. Okumayan kaldı mı kardeşim? Üç dile çevrildi; interneyşınıl çapta ilgi görüyor. Hadi sen okumadın, sana bu soruyu soran sunucu olacak adam da mı okumadı şimdi...

    -Ama hocam..

    -Yok güzel kardeşim, aması maması yok bu işin. Alo, aloo...

    -Buyrun hocam sizi dinliyoruz, devam edin lütfen..

    -Canlı yayındayız di mi,

    -Evet hocam, şu an bütün Türkiye sizi dinliyor.

    -Haa, nedir öyleyse bunun sebebi, dört ayağı vardır, miyav da filan? Cehâlet! Bakınız koca İslâm âlemi laikçi yobazla dinci yobaz arasına sıkışıp kalmış. Yoksa gül gibi partimi bırakıp yeniden derviş Yunus gibi Anadolu’yu adım adım gezmeye kalkışır mıydım? Siz istediniz, ben istifa ettim o dakika. Parti kur, başımıza geç diyorsanız âmennâ, ona da varım ben..

    -Pardon hocam otuz saniyeyi aştık; yarışmacı arkadaş da elendi bu durumda..

    -Elenir tabii, elensin, bakmam ben öyle şeylere. Vatandaş yolda yakamı topluyor, “hocam kurtar bizi bu çifte yobazlıktan” diye; kurtaracağız elbette bırakır mıyız? Nitekim yazdım ben bunları ve yazacağım da geridedir. Yüzseksen dosya var leptapta, yüzseksen, aloo..

    -Duyuyoruz hocam ama süre bitti.. önemi kalmadı ama bari cevabınızı duysaydık..

    -Ne cevabı canım kardeşim; verilmiştir o cevaplar kitabımızda. Merak ediyorsanız onu da söyleyelim: Kedi!

    -İnanmıyorum, nasıl da aklıma gelmedi!

    -Gelmez tabii, bu saçları sizler döktünüz, sizin kahrınızdan döküldü bu zülüfler, sonra da kalkmış felan da filan da; Ben mi istedim kardeşim parti meclisine gireyim diye? Yoo! .., ondan sonra kalk sen..

    -Düüt düüt düüt..



    02.05.2004/Zaman/Tukuaz

  • F
    F

    ESKİ chp milletvekili.

  • Hande
    Hande

    bugun bir tv programına konuk olmus kendileri (her zamanki gibi) .. oradaki konusmasına kulak misafiri oldum. insanları tamamen yanlıs yonlendiriyor. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) in soylediklerinin bir bakıma gecersiz oldugunu anlatmaya calısıyor. kesin hatırlamıyorum ama yaklasık olarak sunları soyledi; din Ku'an dan ogrenilmelidir, Peygamberimiz in soyledikleri yapılsa da olur yapılmasa da, ama Kur an da bulunan emirler yerine getirilmelidir. size sorarım; bu nasıl bir zihniyet? hangi hakla bu beyefendi cıkmıs cesitli tv programlarında nutuk atabiliyor! insanları yanlıs yonlendirmek degil de nedir bu!

    hakkını da yememek lazım, arada bir dogru laf ettigi oluyor ama Peygamber Efendimiz (a.s) e dil uzatan birinden ne beklenebilir ki?

    Yasar Nuri Bey in 'laf'larını dinleyip, ona gore davranan insanlara sesleniyorum; lutfen bu beyefendinin anlattıgı seyleri saglam kaynaklardan, (Kur an ı Kerim, Sahih i Buhari) teyit etmediginiz surece itimad etmeyiniz. yoksa Allah korusun, kafir olma yolunda ilerleyebilirsiniz...

    surc i lisan ettiysek affola...

  • Muhammed Mücahid Hatipoğlu
    Muhammed Mücahid Hatipoğlu

    amacı belli koku dışarıda bır hain...
    nedense maonlar onu çok seviyor...

  • Ahmet Dinler
    Ahmet Dinler

    fikirleri hiç bir akademisyen tarafında kabul görmez

    verdiğiniz ücrete göre düşünür


    (süleyman ateş neden program başına 1000 dolar aldığını sormuştu cevap verememişti)

  • Yücel Taş
    Yücel Taş

    Müslümanlığı arapçılık zanneden ve laikliğide dinsizlik zanneden zihniyete karşı çıkış!
    dindarlıktan gelen demokrasi!

  • Oksi Mana
    Oksi Mana

    Düzgün bir adam. Bir Türk. Bir Müslüman.

  • Hasan Aydın
    Hasan Aydın

    kişilik fenomenli cevaplar verilmiş neden kişiliği ile uraşılıyor eserlerini alın okuyun size bişi veriyorsa yaşayın vermiyorsa atın gitsin birde yanlışlarına karşı doğru verebiliyorsanız ne mutlu o bey de söylüyor e mail adresleri ve yazışma adresleri her kese açık onu rencide edin fikirlerine karşı fikir verebiliyorsanız vesselam...

  • Fırat İlim
    Fırat İlim

    cicinka ' ya, küfür etmeyeceğime dair söz verdim!

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu

    yeteri kadar popüler oldugu düsünlüldükten sonra, bu güne kadar yetistiren, destekleyen ve büyütenler tarafindan kendi kanatlarinin üzerinde ucmaya terk edilmeye baslandi galiba...
    Su demek:
    onu bü güne kadar yetistirenler, büyütenler, 'a... bu dinci' tavriyla yaklasmaya baslayacaklar ona..
    islami kesim de,
    bu adam dinci yaftasiyla iteklenip kakalaniyor diye sahip cikacak, ve mal yine islami kesimin elinde kalacak..
    böylelikle,
    osmanlidan sonra her firsattta sulandirilmak icin ugrasilan islam duyarli kitlelerin bu duyarliligi yeni bir acilim kazanmis olacak...

    dikkat edin müslümanlar,

    mal elinize kalacak...

  • Mehmet Koçbaş
    Mehmet Koçbaş

    Din konusunda fikirlerini medya önünde dahi açıklıkla belirten ilk kişi. Cesur, ilerici... Ülkemiz için bir şans!

  • Şenay Aydın
    Şenay Aydın

    Medyatör

  • Kewin Mitnick
    Kewin Mitnick

    Tefsir bilgisini(!) bilmem ama gündemde kalma impulse(içgüdüsü) oldukça gelişkindir.Medyatörlerimizin,kalemşörlerinin en çok tercih ettiği
    hocaydı.Dı diyorum çünkü şu sıralar out sanırım parti içindeki karizme arayışları için yaptığı şutların out'a gitmesinden olabilir.
    İn olan ise Beyaz Hoca....

    Haa unutmadan Yaşar Nuri; Amerikadaki Moon(islam uygun olamayan) tarikatı üyesidir.
    Karısı ile bu vesile ile evlendiği söylenir.....

  • Boran
    Boran

    Antolojide ilk sıralara yükseldiğini görseydi kimbilir ne kadar sevinirdi...Oda arkadaşı Necip Taylan'a ait bir ifade olayı çok güzel açıklıyor:'Yaşar'a yüzünde çıkan sivilce mi yok olsun yoksa şu 10 kadar insan mı? diye sorsanız hiç tereddüt etmeden on insan tercihini yapar.'

    Kendisini kapak yapan bir dergide hayatını anlatırken en çok kullandığı kelime'ben' olmuştu. Malum benden sonrası afettir.

    Konuşma gücü ve diyalekt yeteneğini inkar etmek mümkün değil...bütün tutarsızlığına rağmen halkı cezbeden büyüsüde burada zaten...ortama, konjektüre göre konuşan bir söz virtiözü...

    Arapçasının hiçde övündüğü kadar olmadığını yapılan tenkitlerden anlıyoruz. Fransızcasını Allah bilir.Farsça telaffuzu çok kötüdür.Hafızlığı iyi sayılır. Ama bilimde onun kadar blöf yapabilen ikinci bir isim yoktur sanırım.
    En ilginç tutarsızlığı ise; reddettiği görüşlerini içeren kitaplarını hala basmaya devam etmesi...

  • Mm
    Mm

    Cansız Hoca
    'Cansız hoca benim hayatımın en büyük devrimidir' diyor Öztürk:

    boynuzun geçtiği kulak..!
    işittiklerime göre cansız (mustafa cansız) hoca yaşar nuri devrinde ne ise o d adevrinde o imiş...itikadı zayıf,binamaz(devrimizdeki toplu kılıyor-geçmiş ya-bıyıksız,sakalsız,saçlı...

    hayatının devrimi!
    cansız hoca mukallidi!

  • Mm
    Mm

    Nitekim bana Türk alfabesini bir gün fındık bahçesinde öğretti. Ertesi gün gazete okuyabiliyordum.'

    şeyhin kerameti kendinden menkul...!

  • Egoist
    Egoist

    (Allah'ım sen aklımızı alma! ! ! , Kalp gözümüzü açık eyle, Bizi dosdoğru yola kılavuzla...)

    Konuşan insan üstüne

    'İnsan, konuşan hayvandır' tanımı Eski Yunan'dan beri var. Bu tanıma göre, bir canlının, örneğin, 'Bana yal verin, su verin' diye doğal ihtiyaçlarını sahiplerine bildirmesi 'insan' olabilmesi için yeterlidir.
    Ama, Aristo mantığının cenderesinden çıkar, gözlerinizi berrak gökyüzüne çevirirseniz, hele hele ufuklara doğru biraz yükselirseniz içinizden bir ses sizi yeni bir tanım aramaya iter. Konuşan hayvanın ne olduğunu bulmuş olmak sizi asla doyurmaz; konuşan insanın tanımını aramaya başlarsınız.

    Konuşan insanı tanımlamak için felsefe tarihinin tüm kulvarlarına dalabilir, binlerce tanım çıkarabilirsiniz.

    DÜŞÜNMEK EN İYİ İBADET

    Bendeniz sizi, benim benimsediğim tanımla kucaklaştırmak istiyorum. Ben, konuşan insanın tanımını Kur'an'a sordum; bana, çok sıcak ve erdirici gelen şu tanımı ilham etti:

    Konuşan insan, en yüce ibadeti düşünmek olan insandır.

    Buradan hareketle, düşünen insan tanımı yapabilir miyim diye sordum. Kur'an o konuda da bana şunu ilham etti:

    Düşünen insan, düşündüğünü hiçbir sansüre tábi kılmadan, vakit geçirmeden ve gevelemeden söyleyen insandır.

    Esasında bu tanım, 'namuslu insan'ın da tanımıdır. Özellikle 'namuslu aydın'ın bundan daha iyi bir tanımı yoktur.

    Kur'an'ın, düşünmeyi en yüce ibadet saydığını herkes söyler. Ne var ki İslam tarihinin bin yıla yakın bir süresi, düşünüp de söylemeyen veya söyleyemeyen (en azından tam söyleyemeyen) insanlarla doludur.

    Düşünmek, raiyye (güdümde sürü) olmaya engel değildir.

    Ama konuşmak farklı...

    Konuşabilmek için raiyyelikten kayıtsız-şartsız kurtulmak gerekir. Ve Kur'an, işin belkemiğini çok güzel tutmuştur:

    ZALİM DAYATMALAR

    'Ey inananlar! Hiç kimseye, 'Bizi davar sürüsünü güder gibi güt' demeyin! ' (Bakara, 104)

    Yani sakın raiye olmayın; özgür, kaderinde söz sahibi, iradesi prangalanmamış benlikler olun.

    Kısacası, hem en büyük varoluş eylemi olarak düşüneceksiniz, hem de raiyye olmayacaksınız.

    Ne demek bu?

    Düşünebildiğiniz kadar düşünecek, konuşabildiğiniz kadar konuşacaksınız.

    Konuşturulmayan insanı düşünmeye çağırmak ona ateş yedirmektir.

    Bu, Kur'an'ın dininde, Kur'andaki İslam'da böyle.

    Ama son bin yılın İslam dünyasında, din mantığı ve din hayatı bu değil. O sonraki mantık şöyle işliyor:

    Düşünmek en büyük ibadettir, ama düşündüğünüzde yakaladığınız ışığı, gerçeği veya fark ettiğiniz çarpıklık ve yamukluğu asla dile getirmeyeceksiniz. Bunu yaparsanız, günah işlemiş olursunuz.

    Bu zalim dayatmaya karşı, kitleler şunu haykıramamıştır:

    PEYGAMBER'İN BUYRUĞU

    En büyük ibadet düşünmektir diyorsunuz ve hiç durmadan, bizi cennete götüreceğinizi söylüyorsunuz. Peki, bu en yüce ibadetin ürünlerini dışa vurmamıza neden engel oluyorsunuz? Siz bizi cennete mi çağırıyorsunuz, hayvan ahırına mı?

    En büyük ibadeti 'raiyyeleşmek' haline getiren mantığın nasıl işlediğini, ne zamandan itibaren işlemeye başladığını ve işletilmesi için hangi oyunların oynandığını anlatan bir pasajı, İslam düşüncesinin devlerinden biri olan Cáhız'ın ünlü eserinden verelim.

    Cáhız (ölm. 255/869) , anıtlaşmış eseri 'el-Beyán ve't-Tebyîn'de, az önce değindiğim hayvansal mantığı işletmeye açan zihniyeti eleştirirken diyor ki:

    'Peygamberimiz şöyle buyurmuştur diye iddia ettiniz: 'Şu iki şey, münafıklık cümlesindendir: Eleştiren söz, etki eden söz. Şu iki şey de imandandır: Meramını ifadeden áciz kalacak kadar utangaçlık, bilgi azlığı.' Kur'an, konuşmaya, söz değerleri üretmeye teşvik ederken Peygamber'in susmaya, gevelemeye teşvik etmiş olabileceğini kabulden de Allah'a sığınırız. Allah Elçisi'nin, gevelemek ile etkili söz söylemeyi aynı kefeye koymuş olabileceğini kabulden de Allah'a sığınırız.' (el-Beyán, 1/202)

    KENDİMİZE GELELİM

    Evet, bin yılı aşkın bir süredir düşünüp de konuşamayan kitlelerin içlerine yığılan yasak düşünceler, zehirli bir ıstıraba vücut verdi.

    İslam dünyası, kutsal maskeli táğutlar elinde ádeta canlı cesede dönüştürüldü.

    Canlı cesetler üzerindeki hegemonya, din aracılığıyla menfaat, saltanat ve şehvet devşiren táğutlar panteonunun oyunlarıyla iyice dokunulmaz kılındı. Sonuçta, Kur'an'ın dini, insanı boğma aracı haline getirildi. Hem de Kur'an'ın tebliğ eden Peygamber'e isnat edilmiş yalanların desteğiyle.

    Bugün bu kahırlı sürecin en karanlık kulvarındayız. Asfiksi halindeyiz.

    Bir bereketli tecdît (dinde yeniden yapılanma) şafağıyla uyanıp kendimize gelemezsek yarınlarımız olmayacaktır.

    MÜMİNÛN SURESİ

    74/23. Sure

    Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...

    103. Tartıları hafif gelenler ise kendilerini kayba uğratanlar, sürekli cehennemde kalanlar olacaklardır.

    104. Ateş, yüzlerini yalar. Ve onlar da içinde sırıtıp kalacaklar.

    105. 'Ayetlerim size okunmadı mı? Ve siz onları yalanlamıyor muydunuz? '

    106. Derler ki: 'Rabbimiz, bahtsızlığımız bize baskın çıktı. Sapıp gitmiş bir topluluk olduk biz.'

    107. 'Rabbimiz, çıkar bizi oradan. Eğer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız.'

    108. Buyurur: 'Yıkılıp gidin oraya, konuşmayın benimle! '

    109. Kullarımdan bir zümre, 'Rabbimiz, inandık; affet bizi, acı bize, sen merhametlilerin en hayırlısısın' diyorken,

    110. Siz onları alaya aldınız. Öyle ki, benim zikrimi/Kur'anımı size unutturdular. Siz onlara hep gülüyordunuz.

    111. Bugün onlara ben, sabretmiş olmalarının karşılığını verdim. Başarıya erip kurtulanlar, onlardır.

    112. Buyurur: 'Yeryüzünde, yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız? '

    113. Derler: 'Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor.'

    114. Buyurdu: 'Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız.'

    115. 'Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? '

    116. Yücelerden yücedir, o hak padişah olan Allah! İlah yok O'ndan başka! O şanlı arşın Rabbidir O!

    117. Kim Allah'ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir başka ilaha yakarır/davet ederse, onun hesabı Rabbi katındadır. Hiç kuşkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler.

    118. Şöyle yakar: 'Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın! '

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu

    'Küçük hoca' büyük yolda

    İlkokula gitmedi. Babasının dizinin dibinde Kur'an okumayı öğrendi. 15'inde Sartre'la tanıştı. 20'sinde evlendi. 40 yaşında, televizyon sayesinde şöhrete kavuştu. Şeriatı kendisinin durdurduğuna inanıyor

    CAN DÜNDAR

    Seçim öncesi CHP'nin Hatay mitingini izlemiştim. Baykal'ın yanında üç kişi vardı. Partinin vitrinine çıkardığı üç yeni star: Yaşar Nuri Öztürk, Kemal Derviş ve Bayram Meral…
    Genel Başkan sahnede onları övgülerle takdim ediyor, kollarını kaldırıp birlik görüntüsü veriyordu. Onlar da kürsüye geldiklerinde Baykal'ı övüyorlardı.
    Bunlar içinde Yaşar Nuri Öztürk belki de kitlenin en çok tanıdığı isimdi.
    Onu din sohbeti yaptığı televizyon programlarından biliyorlardı.
    Hoca, günümüzün 'tele-vaiz'iydi. Atatürk'le dindarlığı bağdaştırmaya çabalayan 'laik kesimin gurusu'ydu adeta… Anadolu'daki söyleşilerinde yaşanan izdiham ona, post-modern bir tarikat lideri statüsü kazandırmıştı.
    İşte artık CHP'de, Baykal'ın yanıbaşındaydı.
    Kürsüde şöyle konuşuyordu:
    'Peygamber efendimiz 'Kanında haram lokmadan eser olan Allah'a gidemez' diyor. Ben damarlarında haram lokma olmayan bir yağız delikanlı buldum. Bu Türkmen alperiyle hayallerime koşabilirim.'
    Ancak o yağız Türkmen delikanlısı son Kurultay akşamı, oylamaya dört saat kala Öztürk'ü partiye davet etti ve üzgün bir edayla 'İl başkanlarımız sizi parti meclisinde istemiyorlar. Çok uğraştım, ikna edemedim' dedi.
    O artık 'istenmeyen adam'dı.
    Sonradan il başkanları toplantısına başlarken Baykal'ın 'Derviş'le Meral'i parti meclisine isteyebilirsiniz, ama Öztürk'ü dinlendireceğim' dediğini öğrenecekti.
    Bu, ona göre 'Bir Baykal klasiği'ydi.
    'Hata yapmasa benim sayemde fazladan yüzde 10 oy alır, koalisyon başı olurdu' diyordu. Bu özgüveni yaratan formül kendi kişiliğindeydi:
    'Ben bir Kur'an bilginiyim. Bu, benim din referansım. Ben sosyal demokratım. Bu da siyasi anlayışım. Ve ben Atatürkçüyüm. Bu üçünden bir sentez yapılması gereğine inanıyorum.'
    Peki proletaryanın siyasetini Nutuk ve Kur'an'la buluşturan bu siyasi çizgi nasıl bir yaşam içinde şekillenmişti?
    Bu mucizevi formülün sırrı, Yaşar Nuri Öztürk'ün hayat hikâyesinde gizli.

    Ev değil akademi
    Trabzonlu Öztürkler'in soyu, baba tarafından 6-7 göbek ötede Malatya'ya uzanıyor. Secere daha geriye götürüldüğünde Bağdat'a çıkıyor. Anne tarafı ise Bayburtlu…
    Babasının dedesi 'allame' lakaplı Mehmet Ali Efendi'ymiş. Sürmene'de lakabına yakışır bir kütüphane bırakmış ardında…
    Babasının amcası Küçük Hasan Efendi ise bir şeyhmiş. Halen mezarı ziyaretgâh olan bir tasavvuf erbabı…
    Yaşar Nuri, 1945'te, babasının annesiyle tanıştığı Bayburt'ta doğmuş, ama Sürmene'nin Fırdıcak köyünde büyümüş.
    Köy, 'iliklerine kadar mutaassıp'mış. Öztürk'ün tabiriyle 'hurafeci dinin cenderesinde bir yer…'

    Babasının kucağında
    Dedeleri gibi babası da tüccarmış. 'Sofrası bereketli bir ailede yetiştim' diyor Öztürk; 'Tabiri caizse evimiz akademi gibiydi. Evde 24 saat Yunus'tan Mehmet Akif'e, Mevlana'dan Fuzuli'ye şiirler okunur, rüya tabir edilir, siyasi yönlendirmeler yapılırdı. Annem de beş vakit namazında başı örtülü ve köyün tek okur yazar kadınıydı. Babam ise 10 yaşından itibaren Kur'an'ı ezbere okumuş, kazaya namaz bırakmamış bir adamdı, ama tam bir sosyal demokrattı. Atatürk'e ve Ecevit'e hayrandı, ama İnönü'yü sevmezdi. Şimdi anlıyorum ki, onun anladığı, anlattığı din, sosyal demokrasinin ta ciğeriydi.'
    Yaşar Nuri, işte böyle bir babanın kucağında büyüdü.
    'Kucağında', lafın gelişi değil. Gerçekten de köy halkına çocuklarını okula yollamayı telkin ederken kendisi–mecburi eğitim olmasına rağmen- oğlunu ilkokula yollamamış, evde, dizinin dibinde Arapça, Farsça öğretip Kur'an-ı Kerim ezberletmişti.
    'Bana dedi ki, 'Orada o kadar yılını kaybetmene yazık. Onun çok üstündesin sen…' Nitekim bana Türk alfabesini bir gün fındık bahçesinde öğretti. Ertesi gün gazete okuyabiliyordum.'
    Öztürk, anlattıklarındaki fevkaladeliği fark ederek zaman zaman 'Aynen böyle… en küçük bir mübalağa yok' deme gereği duyuyor.

    Cansız Hoca
    1959'da ilk kez Sürmene'den çıkıp Tokat'a, babasının ilk eşinden olan ablasının evine gitti. Orada 1,5 yıl, 'Çok değerli bir alim' diye tanımladığı Gürcü Mehmet Efendi'den üst düzey Arapça dersleri aldı. Dönüşte babası onu okusun diye Trabzon Diyanet müfettişi Cansız Hoca'ya teslim etti.
    'Cansız hoca benim hayatımın en büyük devrimidir' diyor Öztürk:
    'Bugün dahi Türkiye'de, İslam din ilimlerinde bir benzeri bulunmayan muhteşem bir insandı. Oflu olduğundan Rumca yoluyla eski Yunanca bilirdi. Arapça ve Farsça'ya da hakimdi. Çoğu kaynağı hafızasından ezbere bilirdi. Ve gariptir, o da babam gibi iliklerine kadar 'solcu' bir adamdı.'
    Öztürk, bir yandan Cansız Hoca'nın rahle-i tedrisinden geçerken bir yandan da Fransız edebiyatına merak sardı. Fransızca öğrendi. Andre Gide'den, Jean Paul Sartre'a kadar bir dizi Fransız düşünürün eserlerini okudu.
    Babası 'Tek kanatlı kuş uçmaz' derdi hep… 'Sadece İslam kültürüyle yetinmezse daha iyi uçar'dı.

    'Küçük Hoca'
    O yıllarda Trabzon'da vaaz vermeye başladı Öztürk…
    Henüz rüştünü ispatlamadan 'Küçük Hoca' olarak nam yapmıştı:
    'Trabzon'un en ünlü vaizi bendim. Zeytinlik camiinde ben konuşurken civar kentlerden otobüslerle dinlemeye gelirlerdi. Cadde o kadar dolardı ki, aşağıdaki Saray sinemacısının işletmecisi, müftülüğe başvurup 'İşimize engel oluyor' diye şikayet etmişti. Kürsüde, Batılı düşünürlerden, hümanizm fikrinden örnekler veriyordum. İlerdeki senteze o yaşlardan başlamıştım. Oralarda o zamanlar hayâl bile edilemeyecek şeylerdi bunlar. Birçok hoca efendi, 'Nereden çıktı bu velet' diye söyleniyordu. Hasete maruz kalmaya o yaşlarda başladım. Sokaklarda gezerken herkesin baktığı bir idoldüm artık…'

    Aşık Hoca
    Her idol, kendi hayran kitlesini yaratır.
    'Kızların da gözdesi miydiniz? ' diye sordum; politik bir cevapla 'Hanımlarla aram hep iyi olmuştur' dedi Öztürk… Edebiyat yarışmalarına girmiş o yıllarda… Aşk şiirleri yazmaya da çoğumuz gibi o yaşlarda başlamış.
    Kime?
    'O konulara fazla girmeyelim' diyor mahcup bir edayla… Nedenini sonradan anlatıyor. Biri Rize'de, ikisi Trabzon'da üç kızı sevmiş ve üçü de erken ölmüş. 'Bende hatıraları çok kutsal kişilerdir' diye rahmetle yadediyor hepsini…
    Yaşar Nuri Hoca'nın, 1965'te henüz 20 yaşında, biraz da annesinin ısrarıyla evlendiğini ve genç yaşta üç çocuk sahibi olduğunu da belirtelim.

    Erbakan mahvetti
    O süreçte dışarıdan ilkokulu bitirmiş ve Trabzon İmam Hatip'e girmiş Yaşar Nuri Öztürk... Hafta sonları hocalarına evde Arapça dersi veriyormuş. O yılların imam hatibinin bugünün ilahiyat fakültelerinden bile ileri olduğunu söylüyor:
    'Ama bozdular. 1970'te Erbakan geldi ve dedi ki, 'Bilgili olmanız hüner değil, bilgi şeytanda da vardı. Önemli olan dava adamı olmaktır'. Hepsini piyon haline getirdi ve yozlaşma böyle başladı. Din kahvehanelere düştü. Tarih boyunca kutsallığın sembolü olan 'Allahüekber', siyasi rakiplere küfür için kullanılır oldu. Eğer siyasi islamın eli musallat olmasaydı, o imam hatip okulları ülkenin ufkunu aydınlatacaktı. Bugün çektiğimiz acıların hiçbirini yaşamayacaktık. İmam Hatipleri mahveden Erbakan'ın zihniyetidir.'

    'Ben durdurdum'
    Son beş yıldır ekranların değişmez ismi, adeta 'tele-vaizi' oldu Yaşar Nuri Öztürk… Din konusundaki hurafelerle ve yükselen siyasi islamla baş etmeye çalışan Türkiye, onun 'Atatürkçü mümin' çizgisine dört elle sarıldı. Hem dine çağıran, hem bağnazlığa savaş açan tavrını benimsedi.
    700 sayfalık Kur'an'daki İslam kitabı 40 baskı yaptı.
    Yayınladığı Kur'an Meali, 126 baskıya ulaşarak 'Türkiye tarihinin en çok basılan kitabı' ünvanını kazandı.
    Ve Öztürk, 40 kitabının üzerine, televizyon programları, paneller, kitaplar, gazeteler ve nihayet siyaset meydanları ekleyerek, Türkiye'nin 'resmi' dini otoritesi haline geldi.
    Son 15 yılda oynadığı role dair iddialı konuşuyor Öztürk:
    'Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, eğer din meselelerinde benim getirdiğim mesaj olmasaydı, Türkiye çok daha kötüye giderdi. İslamın siyasallaştırıldığını, dinin saltanat aracına dönüştürüldüğünü zamanında gördüm ve yazılarımla, çıkışlarımla uçuruma gidişi durdurdum. Bunu yapmasam çok insan o akımın peşine takılırdı ve radikal akımların oy oranı bugünkü gibi yüzde 7'lerde kalmaz, 15-20'lere tırmanırdı.'

    Yeni misyon
    İlahiyat profesörü… 1993'ten itibaren İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı… hukukçu… vaiz… hatip… yazar… televizyon programcısı…
    Ayrıca 20 yıllık judocu…
    Ve CHP'nin hayalleri kırık politikacısı…
    Ancak burada bitmedi diyor Öztürk… 'Cumhuriyet varsa din olmasın' diyenlerle 'Din var. Cumhuriyet gerekmez' diyenler arasında sıkışıp kalan Türkiye'nin dinle, Cumhuriyet'i, maneviyatla sosyal demokrasiyi barıştıracak, hurafelerle savaşacak bir siyasi harekete ihtiyacı olduğunu vurguluyor:
    'Ama artık ben böyle bir harekette vagon olmam. CHP deneyimi bana gösterdi ki, bu konuda beni vagon yapacak birisi Türkiye'de yok. Eğer tarih ve millet beni böyle bir misyona iterse ben bunun lokomotifi olurum artık.'
    Anlaşılan o ki Türkiye, beş yıldır ekranında gördüğü bu 'tele-vaiz'i izlemeye devam edecek.

    İmam Hatipli
    1968'de Trabzon İmam Hatip'ten okul birincisi olarak mezun olup ilk kez İstanbul'a geldi Yaşar Nuri Öztürk… İlahiyat ve Hukuk okudu. Üniversiteler öğrenci olaylarıyla çalkalanırken o 'hümanizmi' ile kenarda durdu. Hukuk'u bitirdikten sonra üniversitede asistan olarak kaldı. Bir yandan da hem avukatlık stajı yapıyor, hem de Son Havadis, Tercüman gibi gazetelerde yazılar yazıyordu. 1980'de İslam felsefesi dalında doktorasını verdi. 1980'lerin başında Amerika'dan öğretim üyeliği teklifi alınca, bir yıl İngilizce kursuna gitti. Sonra New York'a 2 saat mesafedeki Melltown'da lisans üstü düzeyinde İslam düşüncesi dersleri verdi. Burada 'Bir başka kutsal hatıra' dediği bir aşk yaşadı.
    1987'de döndü. Döndükten üç hafta sonra TRT'de Asaf Demirbaş'ın sunduğu bir dini programa çıktı. 'Çıkış o çıkış…'

    [email protected]

  • Ercan Kılıç
    Ercan Kılıç

    ŞÖHRET BUDALASI... O VE ONUN GİBİLER SIRF DAHA ÇOK KONUŞULMAK İÇİN MUHALEFET EDERLER.ADAMIN BİRİ CAMİYE PİSLEMİŞ.BU YÜZDEN HERKES ONDAN NEFRETLE BAHSETMEYE BAŞLAMIŞ.HER YERDE ONA KÜFREDİLİYORMUŞ.O İSE MEŞHUR OLDUM DİYE SEVİNMİŞ.

  • Mm
    Mm

    içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah ım! ...(a'raf,155)

  • Wind Talker
    Wind Talker

    Megaloman.

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt

    Fetevâ-yı asriyye

    Eveet, değerli hocamızla yine bir sorun söyleyim programında baş başayız; ilk soru şöyle geliyor: Lojmanlar kamu malıdır mâlum, peki her kamu malı, kamu alanı mıdır? Diyelim ki lojmanlar kamusal alan kabul edildi: Peki, kamu alanlarında günün herhangi bir saatinde pijamayla veya emsâli laubali kıyafetlerle dolaşmak mekruh mudur?



    Bu gibi alanlarda yemek yemek, esnemek, dalga geçmek, yatıp kalkmak, jimnastik yapmak veya düpedüz bir divanın üstüne devrilip horul horul uyumak kerahattan sayılır mı? Kamu alanlarında alenî ibâdet eylemlerinde bulunmak caiz midir? “I–ıh” diyorsunuz; ama hocam diyelim adam oruçlu meselâ, üstelik kamu alanlarına girip çıkıyor. Oruç da bir ibadet değil mi? Karıştırıyor muyum; peki, geçiyorum o soruyu; kamu alanlarında ibadet yasak; peki dini alâmet olabilecek herhangi bir sembol, serpuş, davranış, harekette bulunmak da mekruhtur değil mi hocam? “Elbette mekruhtur evladım” buyuruyorsunuz, peki hocam, yine o soruya geliyorum; adam oruçlu, üstelik kamu alanlarının da en göbeğinde ama biz bunu anlayamıyoruz, n’olacak? Su mu içirelim? Sağ olun almayım diyor... zorla içirelim; olur mu hocam, anayasaya aykırı! En iyisi çıkaralım oradan değil mi? Tamam, öyle yapıyoruz; arkadaşlar, o hiç bir şey yapmadan orada dikilen arkadaşı çıkaralım dışarı, laiklik şey olmasın! Peki hocam birisi çıkar da kamu alanında Ramazan günü su içerse bu da laikliğe aykırı olmaz mı? Olmaz değil mi? Peki ızgara köfte yerse yine mi bir şey olmaz? “Kokar, yemesin” buyuruyorsunuz; peki, bu durumda soğanlı köfte laikliğe mekruh mu olmuş oluyor yani? .. Sarmısak da öyledir diyorsunuz, anlıyorum, hayır mı? .. Düzeltiyorsunuz... şöyle yapıyoruz o zaman, soğan ve sarmısak yemek, laikliğe aykırı değil ama kamu alanlarında kerahattan sayılıyor. Anladım... evet.. Peki gofret yemek nedir meselâ, diyelim tarım il müdürlüğünün bahçesinde adam gofret yiyor... yiyebilir mi? Ama Ramazan’da yiyor hocam, gündüz gözü? .. Yer diyorsunuz, peki soğanlı köfte yese? Onu da yer! Niçin, az önce yemesin demiştiniz? Haa, anladım, açık havadan dolayı. Ama diyelim İkindi’nin farzını kılayım dese şuracıkta... olmuyor, anlıyorum, haklısınız, peki, oradan yola çıksa... olmaz! Kaldırım da kamu malı olduğuna göre... Camiye gitsin, camiler açık diyorsunuz... Hocam, camiler de kamu alanı değil mi ama? .. Ha camide namaz kılmışsın farzımuhal, ha bilmem ne ilkokulunun kömürlüğünde? Değil mi? .. Ses gelmiyor hocam? Alo, aloo! .. Hah, duyuyorum, evet.. anlaşılmıyor... peki başka soruya geçiyorum, bir dinleyicimiz diyor ki, pek çok kamu alanlarının içinde, kenarında, kıyısında, köşesinde –hâşâ huzurunuzdan– tuvalet var, tabii, insâni bir ihtiyaç, evet, okuyucumuz diyor ki, bunların varlığı kamusal alanlara saygısızlık değil midir gibi bir garip soru göndermiş... Bence de öyle; konuyla hiç bir alâkası yok. Bir başka dinleyicimiz ise diyor ki, “bir insan kamusal alanda karısını dövüp bir yerini kırsa ne lâzım gelir? ” Hoppala! .. Hocam siz bunlara cevap vermeyin, bunlar konuyu saptırmak için artniyetli bazı dinleyicilerimizin şeyettiği provokatif şeyler... Kardeşim, karını dövüp bir tarafını kırdıysan darp ve müessir fiil suçunu işlemişsin; git kendini savcılığa ihbar et değil mi? Hem anlamadım; bir insan kamusal alanda karısını nasıl döver hocam? Efendim? .. Doğru; aynı işyerinde çalışan karı–koca kavga ederse olabilir tabii? Arkadaşlar bize böyle sorularla gelmeyin; bunların cevapları verildi, kırkiki küsür kitap yazıldı ama okuyan nerde? Son soru şöyle, diyor ki kamusal alan nedir, tarif ediniz; yok deve? Bunun tarifi yok arkadaşlar, hocam siz kapatın ben bunun hakkından gelirim; laikliğin tarifi var mı ki arkadaşlar soruyorsunuz böyle şeyleri; buyrun cevabını öyleyse; kamu alanları yerseniz yoğurt içerseniz ayrandır, var mı diyeceğiniz?


    15.11.2003/AhmedTuran Alkan/Zaman

  • Emir Ahi
    Emir Ahi

    Yaşar Nuri dinde reformcudur.Halbuki dinin esası değişmemektir.Eğer her asra göre ibadetler ve ahkam değişseydi ortada İslam kalmazdı.Hem dini siyasete alet edenlerin olduğundan bahseder.hem de siyasal partinin vitrininde boy gösterir(Hem de vaktiyle 'Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktır' diye genelgeler çıkartmış, Ali Fuad Başgil'in Hazreti Peygamber'e dair, bir kitabını yasaklayan partide? !)