Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Yağmur rahmet deryasından insanlara bir hazine olarak sunulmuş onsuz yaşanmayacak kadar cok ona aşık olmamız gereken mevcudatın yaşam kaynagı olan bir pırlanta, bir elmas, bir yakut'dur.
Bilmiyorum burada var mıydı ama, okumuş olduğum en güzel nat-ı şerif,
.........
YAĞMUR Vareden’in adıyla insanlığa inen Nûr Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından Rahmet vâdilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kâinat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur,sen bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir ân düştü Değişti hayal köşküm,gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Yeryüzü âveredir,yapayalnız ve kurak
Zaman,ayaklarımda tükendi adım adım Heyûla,bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur,gülşenimize sensiz,baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi,ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu,pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükûtu yâr,sevinci duâlar kadar derin
Çâresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezîr yaşadım ki,yaşanmamış,mâzide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz,kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü Yağmur,kaybettik bütün hazinesini ceddin En son,avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser mâveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça,ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücellâ çehreni izleseydim ebedî Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedî aşka giden esrârlı yollarında Senden bir kıvılcımın,Süreyyâ bir şûlenin Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir taş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü Sana meftûn ve hayran,sana râm olanlara Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü
Bâdiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebvâ’da esen rüzgâr Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı,ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadın Tereddüt oymak oymak kemirdi gurûrumu Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kam düştü Kırıldı adâletin kılıcı; kalkan düştü Mahkûmlar yargılıyor; hâkimler mahkûm şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firâkınla kavrulur çölde kum taneleri Ahûların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin,bereketin doldurur hâneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz,yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrârını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz,tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar,sonra heyelân düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyârından püsküllü yalan düştü
Yağmur,duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur,birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam,ölümsüzlüğü billûr dudaklarından
Madenî arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; âsuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde,hayalî Hazîndir ki,dertleri aşmaya ummân düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp,kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdâbında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri,görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melâl zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz,kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyrâ’yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekânın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur,birgün ellerini ellerimde bulsaydım Güzellik şâhikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır âhımın,efgânımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret edenbir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur,sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nûrunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur,seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle,hep seninle dolsaydım Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat,sû-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz’ân düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü
Yağmur,seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş daben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle,hep seninle dolsaydım Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Bu seferki art niyetli diyecektim ki sustu.. Çünkü yükseklerde yaşayanlara birşey yapmıyor,, dere kenarlarındaki evlere, iş yerlerine milli servete mal oluyor diyecektim ki.... Sustu..
oysa ki ÖZGÜRLÜĞÜ seçmek başka vücutlar sevmek bir şehri tam kalbinden beyninden vurup gitmek var aklımda bir yağmur çok uzaklardan çağırıyor gelirsen severim diyor
Kararır gökyüzü ansızın, Çarpar bulutlar kahrederek, Ve bir ateş yanar... Bulutlar yanar, Yürek yanar. Sonra tek tek düşer damlalar, Toprak kokar, Yağmur kokar. Bir ateş yanar rüzgarında, Bin ateş söner. Ben yağmurum - gününe ve gecene yağan.
Kararırsa bulutların ansızın, Ve şimşekler çakarsa özünde,, Bak gözündeyim. Önce tek tek, Sonra sel olurum göğsüne... Aydınlanırsa yüreğin, Güneşler açarsa yüzünde, Neşeyim şimdi özünde. Yürürken bahtının yollarında Yalnız ve dalgın, Ve görürsen açmış bir dal çiğdem - üzerinde çiğ damlası. O,benim. Sabahları dağılırken bulutlar, Yürüyorsan sokaklarda, Düşünüyorsan Nisan yağmurlarını, Havayı kokla, O,benim. Ararsa ellerin ellerimi gözlerinde yağmurlar, Üzülme. Yum gözlerini usuldan. Bak yüreğindeyim. Estirme hüzün rüzgarlarını, Kov sahilinden deli dalgaları. Sakin serin pınarlarda çağlar damlalarım. Dağlardan esen meltemlerde, Akan çeşmende benim. Yıka yüreğini temiz sularımda, Gönlünde melankoli kalmasın Şifalıdır damlalarım, Ben yağmurum, Yağmur, Benim...
yağmurda tanıdım seni yağmuruda sevdim seni de seni yağmurdan cok bak denizin ortasındayız rüzgarlar altında yağmurumuz artık yok.. ölüm ayrılıktan da zor senin gibi ölünce gözlerin dolacak mı beni görünce bir gün ölürsem ki ölürüm yüzünü gecelerde görürüm ellerimi uzatsam sana değmez bilirim adı var kendi yoklardan bıktım, adı var kendi yoksa bende yokum......
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
yağmur bence rahmettir berekettir huzurdur
aşk demek herşeyden önce rasullaha olan aşk..
tağmur deyince o gelir aklıma..
onun için sinir bozucu idi benim için huzur
Yağmur rahmet deryasından insanlara bir hazine olarak sunulmuş onsuz yaşanmayacak kadar cok ona aşık olmamız gereken mevcudatın yaşam kaynagı olan bir pırlanta, bir elmas, bir yakut'dur.
rahmettir...berekettir....gelecektirr....birde yagmurda islanmasini severim...
Bilmiyorum burada var mıydı ama, okumuş olduğum en güzel nat-ı şerif,
.........
YAĞMUR
Vareden’in adıyla insanlığa inen Nûr
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından
Rahmet vâdilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kâinat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur,sen bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir ân düştü
Değişti hayal köşküm,gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Yeryüzü âveredir,yapayalnız ve kurak
Zaman,ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla,bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur,gülşenimize sensiz,baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi,ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu,pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükûtu yâr,sevinci duâlar kadar derin
Çâresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezîr yaşadım ki,yaşanmamış,mâzide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz,kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü
Yağmur,kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son,avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser mâveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça,ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücellâ çehreni izleseydim ebedî
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Kâtil sinekler deldi hicâbın perdesini
İstiklâl boşluğunda arılan nâdân düştü
Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedî aşka giden esrârlı yollarında
Senden bir kıvılcımın,Süreyyâ bir şûlenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir taş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü
Sana meftûn ve hayran,sana râm olanlara
Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü
Bâdiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebvâ’da esen rüzgâr
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı,ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadın
Tereddüt oymak oymak kemirdi gurûrumu
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kam düştü
Kırıldı adâletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkûmlar yargılıyor; hâkimler mahkûm şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firâkınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahûların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin,bereketin doldurur hâneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz,yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrârını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz,tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar,sonra heyelân düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyârından püsküllü yalan düştü
Yağmur,duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur,birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam,ölümsüzlüğü billûr dudaklarından
Madenî arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; âsuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde,hayalî
Hazîndir ki,dertleri aşmaya ummân düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp,kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdâbında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri,görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melâl zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz,kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyrâ’yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekânın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur,birgün ellerini ellerimde bulsaydım
Güzellik şâhikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır âhımın,efgânımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret edenbir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur,sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nûrunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur,seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle,hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat,sû-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz’ân düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü
Yağmur,seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş daben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle,hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Nurullah GENÇ
yemeğe gitmemizi zorlaştıran,rüzgara göre yön değiştiren su damlaları..
Dışarıda bir yağmur serin ve ince
Üşür sokaklarda evsiz kediler
Bir ölüm yalnızlığı bende her gece
Siyaha bürünür mechul sevgiler
Dışarıda bir yağmur serin ve ince
Bir sevda türküsü söyler karanlık
Evlerde ışıklar söner sessizce
Kapımda belirir o an yalnızlık
Dışarıda bir yağmur serin ve ince
Kimsesiz caddeleri taşır içime
Her köşe başında bir hayal bekler
Zifiri bir korku salar içime
Dışarıda bir yağmur serin ve ince
Saçlarımı dağıtır bir deli rüzgar
Ta arşa yükselir ayak seslerim
Gönlümü harman eder gizli günahlar
Dışarıda bir yağmur çılgın ve ince
Secdeya kapanır çıplak ağaçlar
Koşmaktan, yorulmaktan sızlar her yerim
Düzlüklere inat uzar bende yokuşlar
anlam
en güzel şiirdir yağmur
görsel işitsel bir şiir tablosudur
ve şiir gibi türüm türüm kokar
Ad
penceremi açtım..sesi güzel geliyor..ama uzaktan...bi bardak sıcak çay,yağmur sesi ve toprak kokusu.......
Bu seferki art niyetli diyecektim ki sustu.. Çünkü yükseklerde yaşayanlara birşey yapmıyor,, dere kenarlarındaki evlere, iş yerlerine milli servete mal oluyor diyecektim ki.... Sustu..
oysa ki
ÖZGÜRLÜĞÜ seçmek
başka vücutlar sevmek
bir şehri tam kalbinden beyninden vurup
gitmek var
aklımda bir yağmur
çok uzaklardan
çağırıyor
gelirsen
severim diyor
ötesi olmayan doğa olayı. hiç bitmesin dedirten özlemle beklenen.
Nurullah Genç, peygamber efendimize (s.a.v) yazdığı yağmur şiiriyle ödül almıştı.. 'Yağmur, senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım..'
Kararır gökyüzü ansızın,
Çarpar bulutlar kahrederek,
Ve bir ateş yanar...
Bulutlar yanar,
Yürek yanar.
Sonra tek tek düşer damlalar,
Toprak kokar,
Yağmur kokar.
Bir ateş yanar rüzgarında,
Bin ateş söner.
Ben yağmurum
- gününe ve gecene yağan.
Kararırsa bulutların ansızın,
Ve şimşekler çakarsa özünde,,
Bak gözündeyim.
Önce tek tek,
Sonra sel olurum göğsüne...
Aydınlanırsa yüreğin,
Güneşler açarsa yüzünde,
Neşeyim şimdi özünde.
Yürürken bahtının yollarında
Yalnız ve dalgın,
Ve görürsen açmış bir dal çiğdem
- üzerinde çiğ damlası.
O,benim.
Sabahları dağılırken bulutlar,
Yürüyorsan sokaklarda,
Düşünüyorsan Nisan yağmurlarını,
Havayı kokla,
O,benim.
Ararsa ellerin ellerimi gözlerinde yağmurlar,
Üzülme.
Yum gözlerini usuldan.
Bak yüreğindeyim.
Estirme hüzün rüzgarlarını,
Kov sahilinden deli dalgaları.
Sakin serin pınarlarda çağlar damlalarım.
Dağlardan esen meltemlerde,
Akan çeşmende benim.
Yıka yüreğini temiz sularımda,
Gönlünde melankoli kalmasın
Şifalıdır damlalarım,
Ben yağmurum,
Yağmur,
Benim...
yağmurda tanıdım seni yağmuruda sevdim seni de seni yağmurdan cok
bak denizin ortasındayız rüzgarlar altında yağmurumuz artık yok..
ölüm ayrılıktan da zor senin gibi ölünce gözlerin dolacak mı beni görünce
bir gün ölürsem ki ölürüm yüzünü gecelerde görürüm
ellerimi uzatsam sana değmez bilirim
adı var kendi yoklardan bıktım, adı var kendi yoksa bende yokum......
unuttun mu türküsünü yazdığın yağmurları?
biraz daha şidetli olmalı hatta arada şimşekler çakmalı....belki bir teras...
her geçen gün daha bi sevdiğim...
herşeyim...
hiç bişey istanbula bir sonbahar akşamında yağmur kadar yakışmazdı..
ve istanbuldan başka hiç bi şehir yağmurun yanında bu kadar masumlaşamazdı...
hiçkimsenin,yağmurun bile senin kadar küçük elleri yoktur....
Sabahtan beri yağıyor.
Dedem yağmur yağmazsa fındıklar hapı yuttu dedi
Bende dedim kii dede sende ayvayı yedin
(fındık yoksa para yok)
Hüznün başlangıcı,topraktaki kokusu çok güzel.Islanmak güzel ama yavaş yağarken...
hain yağmur ıslattı beni
yıkayacak yalanları:P
yağıyor...