İnsan bir bütünün parçası olarak başlar ve ömrünce de o bütünü tamamlama arzusunu bilinçdışının ulaşılmaz bölgelerinde bilerek veya bilmeyerek barındırmaya devam eder, aşk da bütünüyle ister, parçaya razı olmaz, ama, bütün de her zaman tektir, çeşitliliği yoktur, halbuki insan çeşitllik demek, yani o kadar çeşit, aynı bütünü talep edince, kaçınılmaz, bir hüsran da her tarafı bulut gibi kaplar, yani hepsi bir arada hiç olmayacaktır, ama, özlemi hep olacaktır, insan ilk dramını burda yaşar, ve asla kaderine de razı olmaz, yani olmayanın eksikliğinde mum gibi eriyerek biter, bu kadınlarda daha yoğundur, çünkü kadın daha yoğun bir taleple ortaya çıkar, ama, o ihtiyacı karşılayacak arz da kısıtlı, buda geçiştirilen ilişkilerde müthiş bir çatışmayla devam eder, yerini bulsa bir sakinlik olacaktır, ama, dünya hep kaynayan bir yerdir, sakinlik de en bulunmaz lüks, yani sınavın bir parçası da bu bütünü nasıl oluşturacaksın, paramparça iken, yani başarın senin bakışınla ilgili olacak, ya bakıp kalacaksın, ya da başka yere bakmayı başararak o lükse ulaşacaksın, yani sakinlik denizinde keyifli iklime, artık hava almak mümkündür, dünyada mutluluk böyle buluttur, dahası ahiretin küçük bir kopyasına da böyle varılır, yani bütünü aramak değil onu kendinde kurmak, aramana gerek bırakmamak.
Dünyanın heryerinde duvarlara dokunurum, sınırlamalara, sınırlandırmalara, sadece bir açıklık içinde dünya ile ilişkide değilimdir, aynı zamanda bir kuşatılmış sahne eşyası gibiyimdir, sınırlar dışında da muhafaza edilmiş, fakat her zaman, hapsedilmiş, ve yerleştirilmiş, hatta kalması yasaklanmış bulurum, Dünya beni en açık haliyle kabul etmez, ve sürekli beni durdurmaya başlar, bedenimin kavradığı tecrübe, dünyayı kavramaz, daha çok kavranılır, varlığa göreliğim kesinlikle kavranılmışlıktan ötedir, varlık belki de bu kavramayla sınırlar beni, sarih anlamıyla bir ufukla, bu ufuk bir bitiş ufkudur, varlık temel bir bitimlilikle biter, beni tutar, ve saklar, kendimi dışarı ve içeri almak için, bu doğmadığım bir bedene giriş için gereklidir, yeni bir dünya olarak kendime başlayabilir, ve oluşdayımdır, bir başka bedene dokunarak.
Jean Luc MARİON, Fransız Filozof, Amcam müthiştir.
Peki hiçlik nasıl oluyor da hiçi aşıyor, çünkü hiç bağımsız bir olgu değil, zaten varolan, yani varlık, aslında, sadece kayan bir özellikle donanmış ve başka özelliklerle beraber, geçişllilik vasfı var, yani her özelliği girip çıkıyor, ondan hiç de değil, işte o zaman hiç hiç olarak hiç de barınır hale geliyor, ve hiçden bir kendilik oluşuyor ki, hiç haliyle, hiç de hiç değil artık.
Ne kadar yalan size iyi gelir a- Hepsi kabulum, doğrusu olmasında b - Her zaman kırıntısı bile iyi gelmiştir, diyenden razı olsun c - Favorilerimden değilse, tereddüt ederim.
Büyük bilginler, şairler, yazarlar, içinde yaşadıkları toplumun çok sonraları da olsa, övünç kaynağı. kutup yıldızlarıdırlar, ama, gerçekte insanlık ailesinin mülküdürler, herkesi yansıtırlar, ve şekillendirirler, özellikle almasını bilenler için, bu kapsamda, Cumhuriyeti kuranlar da bunu amaçlamışlardı, ve dünyanın görkemini ülkenin görkemine katmayı amaçlamışlardı, ama, güdüklerde toplumun parçasıdırlar, onlar da epey, sakatladılar, zaman ağır aksak da olsa ilerler, ve dökeceğini de geride bırakır.
Kendini koparıyor muamma zamandan ve artık var. Ve bu zaman, öncekinin aksine, seraplarının dudakları yorucu bir sonluluk hissiyatıyla kapanmış som abanozlar üzerinde kırçıl bir ürperişte durmayacak, doygun ve ağırlaşmış perdelere karışmayacak, doldurmayacak bir aynayı sıkıntıyla, ki ben o aynada nefessiz, boğularak, bulanıklıkta tamamen yitip gidecek belli belirsiz bir suret kalmayı diledim, ta ki sonunda, o suretin kaybolduğuna şahit olmamak için gözlerimin önüne koyduğum ellerimi bir anlığına çektiğimde, odanın sanki içinde tükendiği korkunç sonsuzluk hissinin pençesinde, o suret bana, bu sonsuzluğun dehşeti olarak görünene dek. Ve aynanın derinlerinde gözlerimi tekrar açtığımda, dehşetin kişisini gördüm, aynanın içinde acıdan ve histen kalanları azar azar yutuyor, dehşetini besliyordu serapların, eşsiz titreyişleri ve perdelerin kararsızlığıyla, kendine şekil veriyordu, seyrelterek aynayı, görülmemiş bir saflığa ulaşana dek, kendini çekip koparana kadar o mutlak saf, sanki donmuş aynadan, daimi olarak ve mobilyalar, çırpınan yüzükleriyle yığılıp kalan canavarlar kaskatı, yapyalnız can verdiler.
Varlık hem iyilik, hem tanrısallık olarak Bir¹dir, maddi varlık daha yüksek ve mükemmel seviyedeki bir şeyin zayıf bir hatırası olarak önemsenmemelidir, en yüce olan yani tamamen aşkın olan Bir de ne fark, ne çokluk, ne de oluş vardır. O varlık ve varolmama şeklindeki tüm kategorilerin ötesindedir, bizler varlık kavramını tecrübenin objelerinden çıkarmaktayız ve varlık bu nesnelerin kendisine izafe edildiği şeydir, fakat sonsuz, aşkın, bu tüm nesnelerin ötesindedir ve bu yüzden tüm kavramları da aşar, Bir herhangi bir şey değil, tüm şeylerin toplamı da değildir, çünkü O tüm mevcudiyetten öncedir, bu nedenle sıfatsızdır.
Plotinos, Antikçağ Mistik Filozofu, 270, 65 sene yaşamıştır. Gazali, Kierkegaard, Simone Weill, familyasından denebilir.
Zaman değişir, arzular da, biz değişiriz, ve kesinliklerimiz, yeryüzünün esası değişim, yeniler kendini daima çağlarca, hiç hayal edilmemiş, yeni şeyler etrafımızda daha, şeytan üzücü bir hatırlayış olur, ve iyi, birazcık iyi, özlem. Ve değişimin ötesinde her yeni gün şaşırtan bir değişim getirir, hiçbirşey bir şeyi değiştirebilir.
İnsan bir bütünün parçası olarak başlar ve ömrünce de o bütünü tamamlama arzusunu bilinçdışının ulaşılmaz bölgelerinde bilerek veya bilmeyerek barındırmaya devam eder, aşk da bütünüyle ister, parçaya razı olmaz, ama, bütün de her zaman tektir, çeşitliliği yoktur, halbuki insan çeşitllik demek, yani o kadar çeşit, aynı bütünü talep edince, kaçınılmaz, bir hüsran da her tarafı bulut gibi kaplar, yani hepsi bir arada hiç olmayacaktır, ama, özlemi hep olacaktır, insan ilk dramını burda yaşar, ve asla kaderine de razı olmaz, yani olmayanın eksikliğinde mum gibi eriyerek biter, bu kadınlarda daha yoğundur, çünkü kadın daha yoğun bir taleple ortaya çıkar, ama, o ihtiyacı karşılayacak arz da kısıtlı, buda geçiştirilen ilişkilerde müthiş bir çatışmayla devam eder, yerini bulsa
bir sakinlik olacaktır, ama, dünya hep kaynayan bir yerdir, sakinlik de en bulunmaz lüks, yani sınavın bir parçası
da bu bütünü nasıl oluşturacaksın, paramparça iken, yani başarın senin bakışınla ilgili olacak, ya bakıp kalacaksın, ya da başka yere bakmayı başararak o lükse ulaşacaksın, yani sakinlik denizinde keyifli iklime, artık
hava almak mümkündür, dünyada mutluluk böyle buluttur, dahası ahiretin küçük bir kopyasına da böyle varılır,
yani bütünü aramak değil onu kendinde kurmak, aramana gerek bırakmamak.
Dünyanın heryerinde duvarlara dokunurum, sınırlamalara, sınırlandırmalara, sadece bir açıklık içinde dünya ile ilişkide değilimdir, aynı zamanda bir kuşatılmış sahne eşyası gibiyimdir, sınırlar dışında da muhafaza edilmiş, fakat her zaman, hapsedilmiş, ve yerleştirilmiş, hatta kalması yasaklanmış bulurum, Dünya beni en açık haliyle
kabul etmez, ve sürekli beni durdurmaya başlar, bedenimin kavradığı tecrübe, dünyayı kavramaz, daha çok kavranılır, varlığa göreliğim kesinlikle kavranılmışlıktan ötedir, varlık belki de bu kavramayla sınırlar beni, sarih
anlamıyla bir ufukla, bu ufuk bir bitiş ufkudur, varlık temel bir bitimlilikle biter, beni tutar, ve saklar, kendimi dışarı ve içeri almak için, bu doğmadığım bir bedene giriş için gereklidir, yeni bir dünya olarak kendime başlayabilir, ve oluşdayımdır, bir başka bedene dokunarak.
Jean Luc MARİON, Fransız Filozof, Amcam müthiştir.
Peki hiçlik nasıl oluyor da hiçi aşıyor, çünkü hiç bağımsız bir olgu değil, zaten varolan, yani varlık, aslında, sadece
kayan bir özellikle donanmış ve başka özelliklerle beraber, geçişllilik vasfı var, yani her özelliği girip çıkıyor, ondan
hiç de değil, işte o zaman hiç hiç olarak hiç de barınır hale geliyor, ve hiçden bir kendilik oluşuyor ki, hiç haliyle, hiç de hiç değil artık.
Hiçbir işe yaramadığı bilinmesine rağmen gene edilir, çeşit çeşit hastalık var işte.
Toplumların konusu değildir, çok küçük bir azınlığın kendi çalıp kendi oynadığı bir alandır, tarih boyunca.
Ne kadar yalan size iyi gelir a- Hepsi kabulum, doğrusu olmasında b - Her zaman kırıntısı bile iyi gelmiştir, diyenden razı olsun c - Favorilerimden değilse, tereddüt ederim.
Büyük bilginler, şairler, yazarlar, içinde yaşadıkları toplumun çok sonraları da olsa, övünç kaynağı. kutup yıldızlarıdırlar, ama, gerçekte insanlık ailesinin mülküdürler, herkesi yansıtırlar, ve şekillendirirler, özellikle almasını bilenler için, bu kapsamda, Cumhuriyeti kuranlar da bunu amaçlamışlardı, ve dünyanın görkemini ülkenin görkemine katmayı amaçlamışlardı, ama, güdüklerde toplumun parçasıdırlar, onlar da epey, sakatladılar, zaman ağır aksak da olsa ilerler, ve dökeceğini de geride bırakır.
Kendini koparıyor muamma zamandan ve artık var. Ve bu zaman, öncekinin aksine, seraplarının dudakları yorucu bir sonluluk hissiyatıyla kapanmış som abanozlar üzerinde kırçıl bir ürperişte durmayacak, doygun ve ağırlaşmış perdelere karışmayacak, doldurmayacak bir aynayı sıkıntıyla, ki ben o aynada nefessiz, boğularak, bulanıklıkta tamamen yitip gidecek belli belirsiz bir suret kalmayı diledim, ta ki sonunda, o suretin kaybolduğuna şahit olmamak için gözlerimin önüne koyduğum ellerimi bir anlığına çektiğimde, odanın sanki içinde tükendiği korkunç sonsuzluk hissinin pençesinde, o suret bana, bu sonsuzluğun dehşeti olarak görünene dek. Ve aynanın derinlerinde gözlerimi tekrar açtığımda, dehşetin kişisini gördüm, aynanın içinde acıdan ve histen kalanları azar azar yutuyor, dehşetini besliyordu serapların, eşsiz titreyişleri ve perdelerin kararsızlığıyla, kendine şekil veriyordu, seyrelterek aynayı, görülmemiş bir saflığa ulaşana dek, kendini çekip koparana kadar o mutlak saf,
sanki donmuş aynadan, daimi olarak ve mobilyalar, çırpınan yüzükleriyle yığılıp kalan canavarlar kaskatı, yapyalnız can verdiler.
MALLARME, Fransız ŞAİR, 1898
Çev. Ayberk ERKAY.
Varlık hem iyilik, hem tanrısallık olarak Bir¹dir, maddi varlık daha yüksek ve mükemmel seviyedeki bir şeyin zayıf bir hatırası olarak önemsenmemelidir, en yüce olan yani tamamen aşkın olan Bir de ne fark, ne çokluk, ne de oluş vardır. O varlık ve varolmama şeklindeki tüm kategorilerin ötesindedir, bizler varlık kavramını tecrübenin objelerinden çıkarmaktayız ve varlık bu nesnelerin kendisine izafe edildiği şeydir, fakat sonsuz, aşkın, bu tüm nesnelerin ötesindedir ve bu yüzden tüm kavramları da aşar, Bir herhangi bir şey değil, tüm şeylerin toplamı da değildir, çünkü O tüm mevcudiyetten öncedir, bu nedenle sıfatsızdır.
Plotinos, Antikçağ Mistik Filozofu, 270, 65 sene yaşamıştır. Gazali, Kierkegaard, Simone Weill, familyasından denebilir.
Zaman değişir, arzular da, biz değişiriz,
ve kesinliklerimiz, yeryüzünün esası değişim,
yeniler kendini daima çağlarca, hiç hayal edilmemiş,
yeni şeyler etrafımızda daha, şeytan üzücü bir
hatırlayış olur, ve iyi, birazcık iyi, özlem. Ve değişimin
ötesinde her yeni gün şaşırtan bir değişim getirir, hiçbirşey
bir şeyi değiştirebilir.
Luis De CAMOES, Portekizli DAHİ ŞAİR. 16. Yüzyıl.
Çev. gökhan.