Bu sürgünde kendime bütün gökçe yazınların oyunlarını oynayabileceğim bir sahne kurdum, duyulmamış zenginlikler gösterecektim size, geçmişini gözlüyorum bulduğunuz gömülerin, arkasından ne gelecek biliyorum, bilgeliğim kaos kadar hor görülüyor, ama sizi bekleyen uyuşukluk yanında nedir benim hiçliğim, yüce yalnızlığımı geçirdim orada, mayaladım kanımı, ödevim bağışlandı, artık bunu düşünmemeli bile, öte dünyalığım ben gerçekten, göreceğim bir iş yok burada.
Kendinde kaybolmuş Geceyarısının saf düşü bu, kabul edilmiş aydınlığı tek başına duruyor karanlığa gömülü, tamamlanmışın sinesinde, masanın üzerinde açık duran bir kitabın solgunluğunda kısırlığını sürdürüyor, bizzat dile getirdiği kadim bir sözün sessizliği haricinde Gecenin alışılmış sayfası ve dekoru ve o sessizliğin içine dönen Geceyarısı fani ve hükümsüz gölgesini şu sözlerle hatırlatıyor, Saattim ben, beni saf kılacak, nicedir ölü, kadim bir düşünce, düşüne zulmeden bir hayalin aydınlığında raslıyor kendine - olduğu haliyle - ve tanıyor kendini, hatırlanmayacak kadar eski, hükümsüz bir hareketin icrasında, kendini bu kutup serabının uzlaşmazlığına bir son vermeye davet edişinde, hayalin aydınlığı ve tekrar kapatılmış metinle birlikte, akamete uğramış karanlığın ve Geceyarısını mutlak kılan sözün Kaosuna karışmaya çağırışında, karanlığa yığılıyor mobilyalar, faydadan yoksun sabit bir daimiliğe bürünüp ağırlaşmış perdeler gibi ve duvar saatinin elmasının saf alevi, sonsuz Gecenin yegane mücevheri, onun tek yadigarı, karanlığa akseden kendi suretinin ürünü sahici bir parıltıyla ışıldarken, saat bir yankıda dile geliyor, Gecede eylediği hareketle açılan kapıların eşiğinde - Elveda, olduğum gece, senin mezarındım, ama, şimdi sağ kalan bir gölgeyim, Sonsuzda başkalaşacak. Zavallı kişi uzanmış yatıyor küllerin üzerine, ailenin bölünmez parçaları, denizlerde eksik hiçlik damlasını içtikten sonra, Hiçlik gitti, geriye kaldı saflığın şatosu.
Stephane MALLARME, Fransız ŞAİR, 1898
Tanrı, sonsuz bir şiirdir. - HÖLDERLİN, Alman Mistik ŞAİR, 1843
Niteliksiz adam yavaş yavaş ete kemiğe bürünen bir hipotez değil, daha ziyade bunun aksidir, bir düşünce haline gelen canlı varlık, ütopyaya dönüşen bir gerçeklik, özelliksizliğin bir özellik olduğunu adım adım keşfeden ve bu yokluğu üstlenmeyi deneyerek onu kendini yeni bir varlığa, belki geleceğin insanına, teorik bir insana, en nihayetinde otantik bir şekilde olduğu gibi, yalnızca olası, ama bütün olasılıklara açık bir varlık olarak var olabilmek için var olmaktan vazgeçen bir arayışa yükselten özel bir varlık.
Maurice BLANCHOT, Fransız Edebiyat Kuramcısı, 2007
Çev. Zeynep TURAN,
İşte bu insan tipi Aydınlanmayla başlayan ve 20. Yüzyılın ilk yarısını kan gölüne çeviren insan tipi, yani sen kimsinci, derinliğini kaybetmiş, yüzeysel, ilk duyduğuna kanan, gerisine bakmayan, kendine tapan, yüce insana inanan kişilik, yani tuzak, defalarca yazdım geleneksel dönemin de, modern dönemin de, tam tersi yönde gidip, herkese karşı haklılık kavgasını veren sıyırır bu sınavdan diye, sonuç dönemin tanrısı, sen kimsin, varsa yan cebime koy, fazla konuşma, artık ne konuşur, bekler görürsün.
Hayır, yalnız ben varım ben, varsa benzeri konulsun yanına.
Gerçek devrim, insanın kendine dönüp bakabilmesiydi, o da ekseriyetle olmaz, dolayısıyla sadece devirir.
Bu sürgünde kendime bütün gökçe yazınların oyunlarını oynayabileceğim bir sahne kurdum, duyulmamış zenginlikler gösterecektim size, geçmişini gözlüyorum bulduğunuz gömülerin, arkasından ne gelecek biliyorum,
bilgeliğim kaos kadar hor görülüyor, ama sizi bekleyen uyuşukluk yanında nedir benim hiçliğim, yüce yalnızlığımı
geçirdim orada, mayaladım kanımı, ödevim bağışlandı, artık bunu düşünmemeli bile, öte dünyalığım ben gerçekten, göreceğim bir iş yok burada.
Rimbaud, Fransız Mistik, 1891
Kendinde kaybolmuş Geceyarısının saf düşü bu, kabul edilmiş
aydınlığı tek başına duruyor karanlığa gömülü, tamamlanmışın
sinesinde, masanın üzerinde açık duran bir kitabın solgunluğunda
kısırlığını sürdürüyor, bizzat dile getirdiği kadim bir sözün sessizliği
haricinde Gecenin alışılmış sayfası ve dekoru ve o sessizliğin içine
dönen Geceyarısı fani ve hükümsüz gölgesini şu sözlerle hatırlatıyor,
Saattim ben, beni saf kılacak, nicedir ölü, kadim bir düşünce, düşüne
zulmeden bir hayalin aydınlığında raslıyor kendine - olduğu haliyle -
ve tanıyor kendini, hatırlanmayacak kadar eski, hükümsüz bir hareketin
icrasında, kendini bu kutup serabının uzlaşmazlığına bir son vermeye
davet edişinde, hayalin aydınlığı ve tekrar kapatılmış metinle birlikte,
akamete uğramış karanlığın ve Geceyarısını mutlak kılan sözün Kaosuna
karışmaya çağırışında, karanlığa yığılıyor mobilyalar, faydadan yoksun
sabit bir daimiliğe bürünüp ağırlaşmış perdeler gibi ve duvar saatinin elmasının
saf alevi, sonsuz Gecenin yegane mücevheri, onun tek yadigarı, karanlığa
akseden kendi suretinin ürünü sahici bir parıltıyla ışıldarken, saat bir yankıda
dile geliyor, Gecede eylediği hareketle açılan kapıların eşiğinde - Elveda,
olduğum gece, senin mezarındım, ama, şimdi sağ kalan bir gölgeyim, Sonsuzda
başkalaşacak. Zavallı kişi uzanmış yatıyor küllerin üzerine, ailenin bölünmez
parçaları, denizlerde eksik hiçlik damlasını içtikten sonra, Hiçlik gitti, geriye kaldı
saflığın şatosu.
Stephane MALLARME, Fransız ŞAİR, 1898
Tanrı, sonsuz bir şiirdir. - HÖLDERLİN, Alman Mistik ŞAİR, 1843
Bizimle beraber fakir o kimsedir ki, yüzü Allaha doğrudur, ama, bir talebi yoktur.
Yüreği olan kimsenin yaratıcıdan başka tanığı yoktur.
Hallacı MANSUR.
Okumasanız bile rafta bulunması sizi mutlu eder. - Michel de Montaigne. Fransız Deneme Yazarı. 1592
Niteliksiz adam yavaş yavaş ete kemiğe bürünen bir hipotez değil, daha ziyade bunun aksidir, bir düşünce
haline gelen canlı varlık, ütopyaya dönüşen bir gerçeklik, özelliksizliğin bir özellik olduğunu adım adım keşfeden
ve bu yokluğu üstlenmeyi deneyerek onu kendini yeni bir varlığa, belki geleceğin insanına, teorik bir insana, en
nihayetinde otantik bir şekilde olduğu gibi, yalnızca olası, ama bütün olasılıklara açık bir varlık olarak var olabilmek için var olmaktan vazgeçen bir arayışa yükselten özel bir varlık.
Maurice BLANCHOT, Fransız Edebiyat Kuramcısı, 2007
Çev. Zeynep TURAN,
İşte bu insan tipi Aydınlanmayla başlayan ve 20. Yüzyılın ilk yarısını kan gölüne çeviren insan tipi, yani sen kimsinci, derinliğini kaybetmiş, yüzeysel, ilk duyduğuna kanan, gerisine bakmayan, kendine tapan, yüce insana
inanan kişilik, yani tuzak, defalarca yazdım geleneksel dönemin de, modern dönemin de, tam tersi yönde gidip,
herkese karşı haklılık kavgasını veren sıyırır bu sınavdan diye, sonuç dönemin tanrısı, sen kimsin, varsa yan
cebime koy, fazla konuşma, artık ne konuşur, bekler görürsün.
Hayır, yalnız ben varım ben,
varsa benzeri konulsun yanına.
Turan, Mistik.
Beklentiyi bekler, beklediği beklemez.
Yaşamı çok değerli bulduğu için heba edenlere üzülür.
Hiç kimsenin mutluluğu karamsarlar kadar değildir. - Hobbes, 1691, İngiliz Filozof.
William BLAKE, 1757, Londra, Şeyh GALİP, 1757, İstanbul, gökhan, 1957. İstanbul,
Şeyh Galip, 42, Kierkegaard, 42, Kafka, 42, yaşında öldüler, farklı coğrafyalarda, misyonları bitince.