Ayrılık ümitlerin ötesinde bir şehir Ne bir kuş, ne bir haber,ne de bir selam gelir Çaresiz seslenişler. beyhude bekleyişler Bir teselli yerine hüzünlü akşam gelir Avni Anıl'ın hüzzam bestesi..
Büyük depremde Adapazarı devlet hastanesine yapılan bağışlardan bir eczane kurmak üzere gittiğimizde bana en acı gelen fikirdi fotoğraflar.. Nerden aklıma düştü onca acının içinde bilmem.. Onca kayıp arasında herşeyini yitirmiş insanların fotoğraflarına takılıp kaldıydım.. Herşeyin yittiği enkazlarda fotoğraflarda yitmişti.. Biran panik olmuştum.. Ya bu insanlar sevdiklerini özlerde gözlerinin önüne getiremezlerse bu şok içinde diye.. Tek fotoğraf bile kalmamıştı kimseden.. Saçma ama yıllarca takılıp kaldım buna...
Dün gece mehtâba dalıp hep seni andım Öyle bir an geldi ki mehtâb seni sandım Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem, beni bir an Öyle bir an geldi ki mehtâb seni sandım Semahat Özdenses bestesi.. Tamda mehtabın müthiş olduğu şu günlere yakışıyor..
Anılar...Tekirdağ... Çocukluğum.. Ahşap evler.. Ahşap evlerin tuhaf hoş kokusu ve serinliği.. Anneannemin aynalı konsolunun çekmecelerindeki, yüzümü gömdüğüm lavanta kokulu havlular... Denizin kokusuna doğru eğilmiş gibi duran ahşap evlerin cumbaları.. zarafet ve sıcaklık...
Islak ütü bezinin üzerinden sıcak ütüyü basınca çekip minnacık kalan bir eteğimin şal desenli kumaşı... Jorjet yünlüydü... Ve ben 18 yaşında idim. ve de çok üzülmüştüm...
Ey vatan göz yaşların dinsin yetiştik çünkü biz...
mülkiye marşı...
Ayrılık ümitlerin ötesinde bir şehir
Ne bir kuş, ne bir haber,ne de bir selam gelir
Çaresiz seslenişler. beyhude bekleyişler
Bir teselli yerine hüzünlü akşam gelir
Avni Anıl'ın hüzzam bestesi..
Jan Vermeer'in muhteşem bir eseri.. Pasife almasalar buraya ufacık bir resmini koyardım ama kader! ! ! ... :))))
hani ey gözlerim bu son vedada,
yolunu kaybeden yolcunun dağda
birini çağırmak için imdada
yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Şiirin şarkılaşmayan bir kıtasıda bu.. Orhan seyfi orhon dizeleri
Açısız düz bakış.. tek sesli
Büyük depremde Adapazarı devlet hastanesine yapılan bağışlardan bir eczane kurmak üzere gittiğimizde bana en acı gelen fikirdi fotoğraflar.. Nerden aklıma düştü onca acının içinde bilmem.. Onca kayıp arasında herşeyini yitirmiş insanların fotoğraflarına takılıp kaldıydım.. Herşeyin yittiği enkazlarda fotoğraflarda yitmişti.. Biran panik olmuştum.. Ya bu insanlar sevdiklerini özlerde gözlerinin önüne getiremezlerse bu şok içinde diye.. Tek fotoğraf bile kalmamıştı kimseden..
Saçma ama yıllarca takılıp kaldım buna...
Dün gece mehtâba dalıp hep seni andım
Öyle bir an geldi ki mehtâb seni sandım
Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem,
beni bir an
Öyle bir an geldi ki mehtâb seni sandım
Semahat Özdenses bestesi.. Tamda mehtabın müthiş olduğu şu günlere yakışıyor..
Sorum yok; soranım yok
Yolum yok; yordamım yok
Bir çıkmaz sevdadayım
Çekip vuranım yok
Günüm yok; güneşim yok
Uykum yok; düşlerim yok
Kın olmuş susuyorum
Bir tek sırdaşım yok
Çektiğim acıların demindeyim bu akşam
Pişman desen değilim
Bir harmanım bu akşam
Her gecenin sabahı
Her kışın bir baharı
Her şeyin bir zamanı
Benim dermanım yok
Anılar...Tekirdağ... Çocukluğum.. Ahşap evler.. Ahşap evlerin tuhaf hoş kokusu ve serinliği.. Anneannemin aynalı konsolunun çekmecelerindeki, yüzümü gömdüğüm lavanta kokulu havlular... Denizin kokusuna doğru eğilmiş gibi duran ahşap evlerin cumbaları.. zarafet ve sıcaklık...
Islak ütü bezinin üzerinden sıcak ütüyü basınca çekip minnacık kalan bir eteğimin şal desenli kumaşı... Jorjet yünlüydü... Ve ben 18 yaşında idim. ve de çok üzülmüştüm...