köylerde yazın sivrisineklerden korunmak için tezek yakılır. sinek çıkan kokuya gelemez. tabii o kokuda kim oturmakı ister orda; ama daha off lar filan çıkmadan once kullanılan yontem buydu. evinizde denemeyin :))) ahahah haaaaa
1-'Açık olma durumu, açıklık, aydınlık' cümle içinde kullanılışı: 'Bu akşam bilhassa, Şevki'nin fikrindeki vuzuh onu düşündürdü.'- H. E. Adıvar. 2- edebiyat Açıklık.
dikkat edilirse hiç beyazlatmayan diş macunu yok. maşallah hepsi bembeyaz yapıyor dişleri. at dişine sahip insanlar reklamalara çıkıyorlar ve bu dişlere sahip olmayanları imrendiriyorlar. tabii zaten reklam veren firmalarin da yapmak istedigi bu. yoksa bakın bu diş macununu kullanırsanız dişleriniz böyle olur demek istemiyorlar. onların demek istedigi, bakın ne guzel dişler, sahip mi olmak istiyorsunuz; ama diş macnu gerekli size. ne tesaduf bizde de super bir diş macunu var. alin kullanın. bilgisayar teknolojisi ne kadar hizli degisiyor ve ilerliyor, ve parcaları hem kuculuyor hem de daha degisik ozellikler kazaniyorsa, bu diş macunlları da surekli değişiyorlar ve ilerliyorlar. sürekli farkli farkli diş macunları çıkıyor.
öss ye hazırlanırken 'oynarayaklı' bir masam vardı. oynarayak tan kastım tekerlekli olması değil; benim istedigim zaman masanın bulundugu yeri değiştirebilmem. O kadar uzun saatler onun başında otururdum ki; bazen yerini değiştirmek hem bana hem de ona iyi gelirdi. Bana çom hizmet etti, burdan sevgi ve hürmetle anıyorum. Şimdi burda olmamın destekçilerinden ya da bana emegi geçenlerden biri kendileridir. Sevgilerim biricik ve artik unutulmuş masama
On yıl önce bugün, General Ratko Mladiç komutası altındaki Bosnalı Sırp güçleri, Bosnalı Müslümanların kasabası Srebrenitsa’ya girdi, kasaba o dönemde Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunuyordu.
General Mladiç üç talepte bulunmuştu: Kasabadaki erkekler silahlarını teslim edecek; 12-77 yaş arasındaki tüm erkekler “sorgulanmak” üzere ayrılacak ve geri kalan nüfus da Müslüman bölgelere sürülecekti. İki gün içinde 23 bin kadın ve çocuk sürüldü. Geri kalan 5 bin Müslüman erkek ve genç, Hollanda askeri üssü yakınında Mladiç güçlerine teslim edildi. Bildiğimiz gibi, Hollandalılar tarafından Sırplara teslim edilen insanların pek çoğu katledildi. Bu katliamın rakamı aşağı yukarı 7 bin 200. Ancak bizim şu anda andığımız sadece vahşetin ölçeği değil. Aynı zamanda, sözde koruyucuları tarafından ihanet edilen Srebrenitsa erkeklerini de anıyoruz ve bu aynı zamanda bugün için de dersler taşıyor. İlk ders Birleşmiş Milletler’in o dönemdeki işlerliğine dair. BM, Balkanlar’a ilk müdahalesini tüm taraflara eşit bir şekilde uygulandığı varsayılan silah ambargosu ile gerçekleştirdi; ancak bu durum Bosna’nın Müslümanlarını çok daha iyi donanmış ve Slobodan Miloseviç tarafından yönetilen Belgrad hükümetinin desteğini alan Sırplara karşı savunmasız bırakmaktan başka bir işe yaramadı.
Bunu, BM’nin Sarejevo ve Srebrenitsa da dahil tehdit altındaki etnik gruplar etrafında “güvenli bölgeler” oluşturma gibi felaket getiren kararı takip etti. 1993 yılındaki BM Sekreterliği raporuna göre, güvenli bölgeler “öfke uyandıran yaşam kayıplarını ve yoksulluğu sınırlamada, uluslararası kaygıları gidermede, politik müzakere başlatılmasında ve insani yardımların dağıtılmasında faydalı oldu.” Ancak bununla birlikte başlangıcından beri BM askerlerinin neredeki yerleşim bölgelerini koruyacağı net değildi; o dönemin ABD Başkanı Clinton, ABD kara birliklerinin bölgeye yerleştirilmesi kararı aldı. Aynı zamanda güvenli bölgedeki BM askerlerinin gerçekte kendi bölgelerindeki insanları korumak için güç kullanma yetkisiyle donatılıp donatılmadığı da belirsizdi. Daha da kötüsü, “güvenli bölgelerin” kurulmasından birkaç hafta sonra, Müslümanların BM koruması için verdikleri bedel silahlarını bırakmaları oldu. Bu katliamda, Avrupalılar da rol oynadı elbette. 1990’ların başlarında Balkanlar krizi patlak verdiğinde, Avrupa toplumunun yabancı temsilcileri, örneğin Jacques Poos, “Avrupa’nın zamanının geldiğini” ilan etmişti. O anda yeni ve kararlı bir Avrupa izlenimi doğmuştu. Ancak bunun aksine, Avrupalılar müzakerelerle Sırpları durdurmaya çalıştı. O dönem İngiltere Başbakanı olan Margaret Thatcher, Sırpların işlediği vahşeti “şeytan” olarak niteledi ve “insani yardımın yeterli olmadığını” söyledi. Ancak onun bu görüşü Savunma Bakanı Malcolm Rifkind tarafından, “duygusal saçmalık” olarak nitelendirildi.
Sonuç olarak, yönetime geldiğinde ilk Bush yönetiminin “Belgrad kasaplarına” verdiği tavizi sona erdirme sözü veren Clinton yönetimiydi. Bugün pek çok insan, 1995 yılındaki Dayton Antlaşması ile Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesini sağlayan diplomatik çabayı anar. Aynı şekilde 1999 yılındaki başarılı askerî müdahaleyi de. Ancak Bill Clinton bir şey yapmadan önce Balkanlar’ın üç yıl boyunca kanamasına izin verdi. BM ve Avrupa’nın işi ele almasına ve Balkan çatışmasının tarihi kökenleri hakkında uzun uzun düşünme zamanı verdi. 1995 yılında ABD sınırlı bir bombalama kampanyası ile soruna müdahale etti, hızlı ve kararlı bir sonuç elde etti. Clinton sözlerini daha önce tutsaydı, binlerce Bosnalının yaşamı kurtulabilir ve Srebrenitsa katliamı da yaşanmayabilirdi. Amerikalı politikacılar bir başka Srebrenitsa ile karşılaşmak istemiyorsa, BM’nin görev konusunda belirleyici olmasına bir daha asla izin vermemeli. Avrupalılara da “liderlik etme” görevi vermek kötü bir fikirdi. Hepsinden öte, Srebrenitsa Batılı politikacıların koruyucu önlemler almayı reddettiği, bir araya toplanan tehlikenin büyüklüğünü göremediği ya da görmezden geldiği kötü bir örnek. (The Wall Street Journal - Başyazı, 11 Temmuz 2005)
2. Dünya Savaşı'ndan sonra, son 60 yıllık dönemin en büyük 'soykırımı' (jenosid) 'nın yaşandığı Srebrenica (Srebrenicsa) 'dayız. Srebrenica Belediyesi tarafından düzenlenen 'Srebrenica Soykırımı 10. Yıl Anma Etkinlikleri'ne katılmak üzere, Pazartesi sabahı saat 05.00'te Saraybosna'dan yola çıktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Sanki gökler de 10 yıl önce 11 Temmuz 1995'te Sırp yamyamları tarafından vahşkatledilen 12 bin Müslüman Boşnağın matemini tutuyor. Saraybosna-Srebrenica arası 130 km.den biraz fazla. Aslında normal şartlarda arabayla 1,5 saatte gidebilirsiniz. Fakat bu mesafeyi, ancak 6 saatte kat edebiliyoruz. Çünkü, yol binlerce araba ve otobüs tarafından doldurulmuş durumda. Müslüman Bosna'dan ve dünyanın her yerinden gelen 150 bin civarında olduğunu tahmin ettiğimiz topluluk defin merasiminin yapılacağı şehitliğin içinde toplanmış. Dünyanın çeşitli devletlerinin cumhurbaşkanları, başbakanları, dışişleri bakanları protokolde yerlerini aldılar. Balkanlar'dan ve Avrupa ülkelerinden bir çok tanıdık simayı görebiliyorsunuz. Türkiye'den Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül merasime iştirak ediyor. Ayrıca 3 milletvekilimiz de gelmişler. Bunun haricinde Türkiye'den, çoğunluğunu Bosna Dayanışma Grubu'nun organize ettiği 300 kadar Bosna dostu ulaşmış bulunuyor.
***
Şehitlik, tam bir mahşer günü görüntüsü içerisinde. Soykırım neticesinde işkenceyle öldürülmüş 610 şehidin tabutları Kelime-i Tevhbayraklarına sarılmış vaziyette sıralanmış. Diğer tarafta da, mezarlar açılmış ve defni bekliyorlar. Gürül gürül okunan YâsŞerve Tebâreke, insanın tüylerini diken diken ediyor. Değerli dostum Nadir Lâtif İslâm, 'Burası Arafat'a ne kadar benziyor değil mi? ' dedi. BBP Genel Başkanı sevgili Muhsin Yazıcıoğlu ile gözgöze geldik: Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nihat Genç de aynı durumdaydı.
***
Türk heyeti olarak şehitliğe, Bosna ve Türk Bayraklarıyla tekbir getirerek girdik. Herkes alkışlıyordu. Kulağıma 'Osmanlı', 'Türk' lafları çalındı. Bizim arkamızdan, şehitliğe Bosnalı yetimler girdiler. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Süleyman Tehiç'in açış konuşmasından sonra ABD Başkanı Bush'un temsilcisi Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz, İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Lahey İnsanlık Aleyhine İşlenen Suçlar Mahkemesi Başkanı Thedor Meron ve Srebrenica Belediye Başkanı Malkiç konuştular. Lahey Mahkeme Başkanı'nın, bunun katliâm değil soykırım olduğunu vurgulaması ilgi çekiciydi.
***
Savaştan sonra, Sırp ve Hırvat soykırımlarını araştırmak ve şehitleri bulmak için 'Toplu Mezarları ve Kayıpları Araştırma Komisyonu' kurulmuş ve İzetbegoviç'in SDA Partisi'nden Sarayova Milletvekili Amor Maşoviç (Türkmenoviç) , Komisyon'un başkanlığına getirilmiş. Maşoviç'in gayretiyle Srebrenica'da toplu mezarlar bulunmaya başlanmış. Bugüne kadar 6.187 şehidin gömüldüğü toplu mezarlar ortaya çıkarılmış. Bugün yeni bulunan 610 şehidin defin merasimi yapılıyor. Komisyon, her şehidin tek tek DNA testlerini yaptırarak hüviyet tespitini sağlamış. Ancak, bunun dışında henüz kimliği tespit edilememiş binlerce şehit bulunuyor. Srebrenica halkı, özellikle kadınlar, mezarların üstündeki isimleri okuyarak yakınlarını bulmaya çalışıyorlar.
***
1991'le 1995 yılları arasında yaklaşık 5 sene devam eden Sırp ve Hırvat saldırıları sonucunda 250 bin Müslüman Boşnak şehit olmuş. 85 bin Müslüman Boşnak kadını, kin ve nefreti aksettiriyor. Srebrenica'da 11 ve 12 Temmuz 1995 günleri 12 bin kişi, akla gelmedik işkencelerle şehit edilmiştir. Depolara, ambarlara toplanan binlerce kişi, organları kesilerek, derileri yüzülerek, yakılarak ve diri diri toprağa gömülerek öldürülüyor. Erkeklerin gözleri önünde bütün kadınların ırzına geçiliyor. Hâmile kadınların karınlarını deşerek cenkesmek de, bu Sırp alçaklarının çok hoşlandıkları işkencelerden... Kaçmayı başaranları köpeklere parçalatıyorlar. Sorarım size annesinin önünde 1,5 yaşındaki bebeği parçalayıp derisini yüzerek etini kızartıp annesine zorla yedirmek için ne türlü bir canavar olmak gerekir? ... Srebrenica soykırımında ve Bosna'da Bosna'da uygulanan bütün vahşet, hâlen yargılanan eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Miloseviç ile şimdi kaçak(!) olarak serbestçe dolaşan Bosna Sırplarının lideri Karaziç ve Sırp ordusunun başındaki General Mladiç adlı kâtillerin emriyle gerçekleştirilmiştir. Ancak, bütün bu alçak kâtiller sadece tetikçilerden ibarettir. Ne yazık ki, bu soykırımın gerçek fâilleri, herbiri bir 'tek dişi kalmış canavar' olan Hristiyan Batı dünyasıdır. BM Barış Gücü (aslında Sırp ve Hırvat gücü) , NATO ve başta Hollanda olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin askerleri bu vahşete seyirci kalmış; hattâ bir çok olayda Sırplarla birlikte soykırıma iştirak etmişlerdir. Srebrenica'da, sokaktaki adama sorarsanız; size Hollandalı askerlerin Boşnak kadınlarına nasıl tecâvüz ettiklerini anlatacaktır.
Bu soykırımda asıl sorgulanması ve yargılanması gerekenler Sırp cânilerinden çok; Srebrenica'yı 'Güvenli Bölge' ilân ederek Boşnakların silâhlarını toplayıp onları Sırp kâtillere teslim eden; hava harekâtını kasıtlı olarak engelleyen BM Genel Sekreteri Butrosgali, Barış Gücü Komutanı Fransız Generali Janvier ve BM Bosna temsilcisi Japon Akashi gibi kişilerdir.
***
Srebrenica'da ve Bosna'nın heryerinde bu soykırımları yapanların, kurbanları olan Müslüman Boşnaklara hep aynı lâfı söyledikleri naklediliyor: 'Siz Türkleri artık burada görmek istemiyoruz'. Sırplar, açıkça Osmanlı'dan intikam aldıklarını söylüyorlarmış. Yani, sizin anlayacağınız sevgili okuyucular, Bosna'da işkenceyle öldürülenler bizim insanımız, ırzına geçilenler de bizim kadınlarımızdır. Lâkin, bu şuur ancak milletimizde var. O sırada devleti idare edenlerimizde ise aslâ olmadı. Son olarak, 'Boğaziçi allâmeleri'ni, Ermeni iftiralarını bırakıp gerçek 'Soykırım' görmek için Bosna'ya çağırıyorum. Bunu söylediğimde, Türk heyetindeki bir dostum, 'Bunu yapmazlar. Çünkü, fukara Boşnakların, onları satın almak için Ermeni diyasporası gibi parası yoktur ki! ' dedi.
köylerde yazın sivrisineklerden korunmak için tezek yakılır. sinek çıkan kokuya gelemez. tabii o kokuda kim oturmakı ister orda; ama daha off lar filan çıkmadan once kullanılan yontem buydu.
evinizde denemeyin :))) ahahah haaaaa
vazıh için tdk şöyle demiş:
'sıfat, eskimiş (va:zıh) Arapça:Açık, aydın, belli.
vazıh olmak
tdk şöyle demiş:
1-'Açık olma durumu, açıklık, aydınlık'
cümle içinde kullanılışı:
'Bu akşam bilhassa, Şevki'nin fikrindeki vuzuh onu düşündürdü.'- H. E. Adıvar.
2- edebiyat Açıklık.
vuzuha erdirmek, açık bir şekilde ortaya koymak.
vazıh ise sifat hali.
bu konunun anlatımı vazıh bir yapıya sahip
dikkat edilirse hiç beyazlatmayan diş macunu yok. maşallah hepsi bembeyaz yapıyor dişleri.
at dişine sahip insanlar reklamalara çıkıyorlar ve bu dişlere sahip olmayanları imrendiriyorlar. tabii zaten reklam veren firmalarin da yapmak istedigi bu. yoksa bakın bu diş macununu kullanırsanız dişleriniz böyle olur demek istemiyorlar. onların demek istedigi, bakın ne guzel dişler, sahip mi olmak istiyorsunuz; ama diş macnu gerekli size. ne tesaduf bizde de super bir diş macunu var. alin kullanın.
bilgisayar teknolojisi ne kadar hizli degisiyor ve ilerliyor, ve parcaları hem kuculuyor hem de daha degisik ozellikler kazaniyorsa, bu diş macunlları da surekli değişiyorlar ve ilerliyorlar. sürekli farkli farkli diş macunları çıkıyor.
öss ye hazırlanırken 'oynarayaklı' bir masam vardı. oynarayak tan kastım tekerlekli olması değil; benim istedigim zaman masanın bulundugu yeri değiştirebilmem. O kadar uzun saatler onun başında otururdum ki; bazen yerini değiştirmek hem bana hem de ona iyi gelirdi.
Bana çom hizmet etti, burdan sevgi ve hürmetle anıyorum. Şimdi burda olmamın destekçilerinden ya da bana emegi geçenlerden biri kendileridir.
Sevgilerim biricik ve artik unutulmuş masama
'Sıfatları büyük yapan bağlandıkları isimdir.
Hiçbir sıfat yoktur ki; ismi kendinden küçük olsun.'
çah
Yeşilin bir bir tonunun ihtişamla yayıldığı, büyüleci ve kokusunun insanı deli ettiği bir yerdir.
'Yeşilin bir bir tonunun ihtişamla yayıldığı, büyüleci ve kokusunun insanı deli ettiği bir '=sıfat
The Wall Street Journal
13.07.2005 ÇARŞAMBA
BM ve Avrupa’nın Srebrenitsa’daki payı
On yıl önce bugün, General Ratko Mladiç komutası altındaki Bosnalı Sırp güçleri, Bosnalı Müslümanların kasabası Srebrenitsa’ya girdi, kasaba o dönemde Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunuyordu.
General Mladiç üç talepte bulunmuştu: Kasabadaki erkekler silahlarını teslim edecek; 12-77 yaş arasındaki tüm erkekler “sorgulanmak” üzere ayrılacak ve geri kalan nüfus da Müslüman bölgelere sürülecekti. İki gün içinde 23 bin kadın ve çocuk sürüldü. Geri kalan 5 bin Müslüman erkek ve genç, Hollanda askeri üssü yakınında Mladiç güçlerine teslim edildi. Bildiğimiz gibi, Hollandalılar tarafından Sırplara teslim edilen insanların pek çoğu katledildi. Bu katliamın rakamı aşağı yukarı 7 bin 200. Ancak bizim şu anda andığımız sadece vahşetin ölçeği değil. Aynı zamanda, sözde koruyucuları tarafından ihanet edilen Srebrenitsa erkeklerini de anıyoruz ve bu aynı zamanda bugün için de dersler taşıyor. İlk ders Birleşmiş Milletler’in o dönemdeki işlerliğine dair. BM, Balkanlar’a ilk müdahalesini tüm taraflara eşit bir şekilde uygulandığı varsayılan silah ambargosu ile gerçekleştirdi; ancak bu durum Bosna’nın Müslümanlarını çok daha iyi donanmış ve Slobodan Miloseviç tarafından yönetilen Belgrad hükümetinin desteğini alan Sırplara karşı savunmasız bırakmaktan başka bir işe yaramadı.
Bunu, BM’nin Sarejevo ve Srebrenitsa da dahil tehdit altındaki etnik gruplar etrafında “güvenli bölgeler” oluşturma gibi felaket getiren kararı takip etti. 1993 yılındaki BM Sekreterliği raporuna göre, güvenli bölgeler “öfke uyandıran yaşam kayıplarını ve yoksulluğu sınırlamada, uluslararası kaygıları gidermede, politik müzakere başlatılmasında ve insani yardımların dağıtılmasında faydalı oldu.” Ancak bununla birlikte başlangıcından beri BM askerlerinin neredeki yerleşim bölgelerini koruyacağı net değildi; o dönemin ABD Başkanı Clinton, ABD kara birliklerinin bölgeye yerleştirilmesi kararı aldı. Aynı zamanda güvenli bölgedeki BM askerlerinin gerçekte kendi bölgelerindeki insanları korumak için güç kullanma yetkisiyle donatılıp donatılmadığı da belirsizdi. Daha da kötüsü, “güvenli bölgelerin” kurulmasından birkaç hafta sonra, Müslümanların BM koruması için verdikleri bedel silahlarını bırakmaları oldu. Bu katliamda, Avrupalılar da rol oynadı elbette. 1990’ların başlarında Balkanlar krizi patlak verdiğinde, Avrupa toplumunun yabancı temsilcileri, örneğin Jacques Poos, “Avrupa’nın zamanının geldiğini” ilan etmişti. O anda yeni ve kararlı bir Avrupa izlenimi doğmuştu. Ancak bunun aksine, Avrupalılar müzakerelerle Sırpları durdurmaya çalıştı. O dönem İngiltere Başbakanı olan Margaret Thatcher, Sırpların işlediği vahşeti “şeytan” olarak niteledi ve “insani yardımın yeterli olmadığını” söyledi. Ancak onun bu görüşü Savunma Bakanı Malcolm Rifkind tarafından, “duygusal saçmalık” olarak nitelendirildi.
Sonuç olarak, yönetime geldiğinde ilk Bush yönetiminin “Belgrad kasaplarına” verdiği tavizi sona erdirme sözü veren Clinton yönetimiydi. Bugün pek çok insan, 1995 yılındaki Dayton Antlaşması ile Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesini sağlayan diplomatik çabayı anar. Aynı şekilde 1999 yılındaki başarılı askerî müdahaleyi de. Ancak Bill Clinton bir şey yapmadan önce Balkanlar’ın üç yıl boyunca kanamasına izin verdi. BM ve Avrupa’nın işi ele almasına ve Balkan çatışmasının tarihi kökenleri hakkında uzun uzun düşünme zamanı verdi. 1995 yılında ABD sınırlı bir bombalama kampanyası ile soruna müdahale etti, hızlı ve kararlı bir sonuç elde etti. Clinton sözlerini daha önce tutsaydı, binlerce Bosnalının yaşamı kurtulabilir ve Srebrenitsa katliamı da yaşanmayabilirdi. Amerikalı politikacılar bir başka Srebrenitsa ile karşılaşmak istemiyorsa, BM’nin görev konusunda belirleyici olmasına bir daha asla izin vermemeli. Avrupalılara da “liderlik etme” görevi vermek kötü bir fikirdi. Hepsinden öte, Srebrenitsa Batılı politikacıların koruyucu önlemler almayı reddettiği, bir araya toplanan tehlikenin büyüklüğünü göremediği ya da görmezden geldiği kötü bir örnek. (The Wall Street Journal - Başyazı, 11 Temmuz 2005)
13.07.2005/Zaman
2. Dünya Savaşı'ndan sonra, son 60 yıllık dönemin en büyük 'soykırımı' (jenosid) 'nın yaşandığı Srebrenica (Srebrenicsa) 'dayız. Srebrenica Belediyesi tarafından düzenlenen 'Srebrenica Soykırımı 10. Yıl Anma Etkinlikleri'ne katılmak üzere, Pazartesi sabahı saat 05.00'te Saraybosna'dan yola çıktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Sanki gökler de 10 yıl önce 11 Temmuz 1995'te Sırp yamyamları tarafından vahşkatledilen 12 bin Müslüman Boşnağın matemini tutuyor.
Saraybosna-Srebrenica arası 130 km.den biraz fazla. Aslında normal şartlarda arabayla 1,5 saatte gidebilirsiniz. Fakat bu mesafeyi, ancak 6 saatte kat edebiliyoruz. Çünkü, yol binlerce araba ve otobüs tarafından doldurulmuş durumda. Müslüman Bosna'dan ve dünyanın her yerinden gelen 150 bin civarında olduğunu tahmin ettiğimiz topluluk defin merasiminin yapılacağı şehitliğin içinde toplanmış. Dünyanın çeşitli devletlerinin cumhurbaşkanları, başbakanları, dışişleri bakanları protokolde yerlerini aldılar. Balkanlar'dan ve Avrupa ülkelerinden bir çok tanıdık simayı görebiliyorsunuz. Türkiye'den Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül merasime iştirak ediyor. Ayrıca 3 milletvekilimiz de gelmişler. Bunun haricinde Türkiye'den, çoğunluğunu Bosna Dayanışma Grubu'nun organize ettiği 300 kadar Bosna dostu ulaşmış bulunuyor.
***
Şehitlik, tam bir mahşer günü görüntüsü içerisinde. Soykırım neticesinde işkenceyle öldürülmüş 610 şehidin tabutları Kelime-i Tevhbayraklarına sarılmış vaziyette sıralanmış. Diğer tarafta da, mezarlar açılmış ve defni bekliyorlar. Gürül gürül okunan YâsŞerve Tebâreke, insanın tüylerini diken diken ediyor. Değerli dostum Nadir Lâtif İslâm, 'Burası Arafat'a ne kadar benziyor değil mi? ' dedi. BBP Genel Başkanı sevgili Muhsin Yazıcıoğlu ile gözgöze geldik: Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nihat Genç de aynı durumdaydı.
***
Türk heyeti olarak şehitliğe, Bosna ve Türk Bayraklarıyla tekbir getirerek girdik. Herkes alkışlıyordu. Kulağıma 'Osmanlı', 'Türk' lafları çalındı. Bizim arkamızdan, şehitliğe Bosnalı yetimler girdiler.
Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Süleyman Tehiç'in açış konuşmasından sonra ABD Başkanı Bush'un temsilcisi Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz, İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Lahey İnsanlık Aleyhine İşlenen Suçlar Mahkemesi Başkanı Thedor Meron ve Srebrenica Belediye Başkanı Malkiç konuştular. Lahey Mahkeme Başkanı'nın, bunun katliâm değil soykırım olduğunu vurgulaması ilgi çekiciydi.
***
Savaştan sonra, Sırp ve Hırvat soykırımlarını araştırmak ve şehitleri bulmak için 'Toplu Mezarları ve Kayıpları Araştırma Komisyonu' kurulmuş ve İzetbegoviç'in SDA Partisi'nden Sarayova Milletvekili Amor Maşoviç (Türkmenoviç) , Komisyon'un başkanlığına getirilmiş. Maşoviç'in gayretiyle Srebrenica'da toplu mezarlar bulunmaya başlanmış. Bugüne kadar 6.187 şehidin gömüldüğü toplu mezarlar ortaya çıkarılmış. Bugün yeni bulunan 610 şehidin defin merasimi yapılıyor. Komisyon, her şehidin tek tek DNA testlerini yaptırarak hüviyet tespitini sağlamış. Ancak, bunun dışında henüz kimliği tespit edilememiş binlerce şehit bulunuyor. Srebrenica halkı, özellikle kadınlar, mezarların üstündeki isimleri okuyarak yakınlarını bulmaya çalışıyorlar.
***
1991'le 1995 yılları arasında yaklaşık 5 sene devam eden Sırp ve Hırvat saldırıları sonucunda 250 bin Müslüman Boşnak şehit olmuş. 85 bin Müslüman Boşnak kadını, kin ve nefreti aksettiriyor.
Srebrenica'da 11 ve 12 Temmuz 1995 günleri 12 bin kişi, akla gelmedik işkencelerle şehit edilmiştir. Depolara, ambarlara toplanan binlerce kişi, organları kesilerek, derileri yüzülerek, yakılarak ve diri diri toprağa gömülerek öldürülüyor. Erkeklerin gözleri önünde bütün kadınların ırzına geçiliyor. Hâmile kadınların karınlarını deşerek cenkesmek de, bu Sırp alçaklarının çok hoşlandıkları işkencelerden... Kaçmayı başaranları köpeklere parçalatıyorlar. Sorarım size annesinin önünde 1,5 yaşındaki bebeği parçalayıp derisini yüzerek etini kızartıp annesine zorla yedirmek için ne türlü bir canavar olmak gerekir? ...
Srebrenica soykırımında ve Bosna'da Bosna'da uygulanan bütün vahşet, hâlen yargılanan eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Miloseviç ile şimdi kaçak(!) olarak serbestçe dolaşan Bosna Sırplarının lideri Karaziç ve Sırp ordusunun başındaki General Mladiç adlı kâtillerin emriyle gerçekleştirilmiştir.
Ancak, bütün bu alçak kâtiller sadece tetikçilerden ibarettir. Ne yazık ki, bu soykırımın gerçek fâilleri, herbiri bir 'tek dişi kalmış canavar' olan Hristiyan Batı dünyasıdır. BM Barış Gücü (aslında Sırp ve Hırvat gücü) , NATO ve başta Hollanda olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin askerleri bu vahşete seyirci kalmış; hattâ bir çok olayda Sırplarla birlikte soykırıma iştirak etmişlerdir. Srebrenica'da, sokaktaki adama sorarsanız; size Hollandalı askerlerin Boşnak kadınlarına nasıl tecâvüz ettiklerini anlatacaktır.
Bu soykırımda asıl sorgulanması ve yargılanması gerekenler Sırp cânilerinden çok; Srebrenica'yı 'Güvenli Bölge' ilân ederek Boşnakların silâhlarını toplayıp onları Sırp kâtillere teslim eden; hava harekâtını kasıtlı olarak engelleyen BM Genel Sekreteri Butrosgali, Barış Gücü Komutanı Fransız Generali Janvier ve BM Bosna temsilcisi Japon Akashi gibi kişilerdir.
***
Srebrenica'da ve Bosna'nın heryerinde bu soykırımları yapanların, kurbanları olan Müslüman Boşnaklara hep aynı lâfı söyledikleri naklediliyor: 'Siz Türkleri artık burada görmek istemiyoruz'. Sırplar, açıkça Osmanlı'dan intikam aldıklarını söylüyorlarmış. Yani, sizin anlayacağınız sevgili okuyucular, Bosna'da işkenceyle öldürülenler bizim insanımız, ırzına geçilenler de bizim kadınlarımızdır. Lâkin, bu şuur ancak milletimizde var. O sırada devleti idare edenlerimizde ise aslâ olmadı. Son olarak, 'Boğaziçi allâmeleri'ni, Ermeni iftiralarını bırakıp gerçek 'Soykırım' görmek için Bosna'ya çağırıyorum. Bunu söylediğimde, Türk heyetindeki bir dostum, 'Bunu yapmazlar. Çünkü, fukara Boşnakların, onları satın almak için Ermeni diyasporası gibi parası yoktur ki! ' dedi.
Hasan Celal Güzel
Tercüman
12-07-2005