İnsanın bir güç sevdası vardır ki, yüzyıllardan beri süregelmektedir..Bu sevda için kendisine hangi sıfatları uygun görmemiştir ki! İşte bu sıfatlardan biri de yaratıcılık, bu eylemin ismi de: Yaratmak tır.İnsan hiçbir zaman yaratamaz.Fakat insan şunu oluşturdum, bunu yaptım demek yerine; kendine özgü olanı yaptığı zaman yarattım demektedir.Eğer yaratma fiili kullanabiliyorsanız, ister istemez yaratıcı konumuna geçmektesiniz.Yani yaratıcı olan insan...Fakat Tek bir Yaratıcı vardır: Allah. O yüzden bu kelimeyi kullanmak son derece sakıncalıdır.Onun yerine oluşturmak fiili bizim için daha makuldur.Bu eylemi gerçekleştiren oluşturucudur.Yani elindekini kullanıp, onda kendisini ifade edip, ortaya bir ürün çıkarmak.Bu ürün de oluşan dır. Burda yaptığımız sadece yorum kaynaklı bir oluşturmadır.Benim ve sizin yaptığımız sadece var olana yeni bir anlam yüklemektir.Halbu ki, Yaratmak: Olmayandan, yani yokluktan var olanı meydana getirmektir. İşte oluşturculuk insan için yaratmak fiilinin yerine geçer.
Yaratmak insanoğlunun Allah'ın bir sıfatına bilerek ya da bilmeyerek ortak olma isteğidir.Biz asla ve asla yaratamayız.Zaten bu eylemi yapsak yaratıcı ünvanını alırız.Fakat tek bir yaratıcı vardır: Allah. Biz sadece oluşturucularız.
Yoruma tabi olanın sınırları içinde tanımlama yapmaktır, yorumlamak.Fakat bu tanım yanlıştır. Çünkü yorumlananın bir sınırı olması düşünülemez.Sınırı olanı nasıl yorumlayabilirsin ki? Yorum alabildiğine geniş olan yemyeşil kırlar üzerinde farklı farklı tatlar almaktır.Kimi zaman bir çiçeğin, kimi zaman bir nehrin, kimi zaman da yeşilliğin... Yorum sizsinizdir.Ona herşeyinizi, tüm birikiminizi katarsınız.Bu öyle bir kelimedir ki; onun tanımını yapmak için bile kendisini kullandırır.(Burda yaptığımız gibi) Unutmayın bu bir ucu iple bağlı dünyada yaşayan herşeyde mutlak bir yorum vardır.Dahası sonsuzluk arenasında da kendini göstermiştir yorum olan O.Kimisi Allah'ı bir sevgili olarak görürken, kimi kutsal bir Erişilemezlik olarak görür. Yani yorumlamak hayatın özünü alıp kendi elinizde, kendi beğenilerinize göre tekrar şekillendirmektir.Fakat tehlikeli bir nokta: Elinizdeki hayat cevherini yorumlarken herşeyi ben yaptım havasına kapılmaktır.Bu da mutlak gücün kendinizde olduğu yanılsamasına götürür. Yorumlamak, oluşturmaktır; o yaratıcılık denen kelimenin asıl sahibine iade edilmesidir.Tek Yaratıcı olan Allah bize hayatı yorumlama yetisi vermiştir.Ne güzel birşeydir ki; testiyi çamurdan yaparken elleriniz kirlenir, hayatın özünü kendinizce yorumlarken sadece kendinizi bulursunuz.
İcindeki karasizlik boy atmaya basladi, acilari onu alip uzaklara, bilinmeyen diyarlara goturdu.Gozlerindeki nedenini bilmedigi keskin aci, atesi beraberinde getirdi.Gozlerinden cikan ates etrafini, tum benligini kapladi.Bu atesten adam, gercek atese dogru icsel bir cekisle gitti.Tum benligiyle onu almak istedi ve bun yapti da.Fakat yanlis olanin verdigi zehirli aci kalbinde delikler acmaya basladi.Yanlis olanin kirbacinin dogru sekilde şaklamasi gerektigini dusunenler, dogru olani yanlis uzerine surdu.Ates geri alindiginda yanlis ait oldugu 'dogru zindanina' geri koyulmustu; ama bir yanlisin gitigi yerde bir yanlisa yer acilirdi ve bunun olmasi da uzun surmedi.Atesten yanan promete atessizlige mahkumiyet icin bir daga zincirlendi.Leş yiyiciler arta kalan atesini de sondurmek icin gelir oldular.Fakat nasil yanlisin bosaltigi yere bir yanlis gelirse, dogrunun bosaltigi yere de dogru...Soylenene gore Herakles geldi ve dogruyu atesin arta kalan bagrinda ozgur birakti.Dogru olan, ateste atese donustu; ve kullerden bir ates dogdu.O dogan promete nin ta kendisiydi.
Sayfalara dokulmeyenler yer etmezler bu nankor alemde.Bu isi yapanlar vardir; ama onlarin da tum oyunculari hatirlamasi imkansizdir.İste buyuzden hayat kendi kalemini kendi kahramanlari icin kullanmaya baslar ve bos; ama dolmasi muhtemel olmayan sayfalarina bir bir isler.Sayfalar yazilanlarla hayat, yazilanlar da sayfalarla mekan bulur.Yaziya gecen canli ruhlar olu olan sayfalara hayat verir.Yazilanlar sayfalarla olumsuzluge kostugu, onlarda ebedi olanin sinirlarini astigi icin, yazilanlar fiilen olse bile, fiiliyatin disinda yasamaya devam ederler.
İnsanların yapılanlar karşısında bu isim adı altında bir hakları vardır.Bu bir nevi tepkisizliktir.Yetkililerin böyle bir hakkı var mıdır? Bu cümleleri sıralayan ben olarak yoktur.Onlar kendi topraklarında olanlara- iyi ya da kötü- mutlak bir tepki göstermek zorundadırlar.Eğer tepki yoksa; buna verilecek etki de git gide zayıflar.Sanrım yetkililer kendi eyaletlerinde ne olup bittiğinden haberdardır.Aynı burdaki 'nedir eyaleti' nde olduğu gibi.Eğer haberleri yoksa yönetimi başkasına bıraksınlar ya da eyaletin bağımsızlığını versinler.Bunları yapamayacaklarsa tepki vermeyi bilmelidirler.Lütfen Biraz Tepki
Dizilerin seyri pek bana göre olmasa da, bu dizi beni kendine bağladı.
'Cengiiiiiiiiiiiiiz bu bizi bozmasın? '
Oy oy oy...
Heredot
...
İnsanın bir güç sevdası vardır ki, yüzyıllardan beri süregelmektedir..Bu sevda için kendisine hangi sıfatları uygun görmemiştir ki! İşte bu sıfatlardan biri de yaratıcılık, bu eylemin ismi de: Yaratmak tır.İnsan hiçbir zaman yaratamaz.Fakat insan şunu oluşturdum, bunu yaptım demek yerine; kendine özgü olanı yaptığı zaman yarattım demektedir.Eğer yaratma fiili kullanabiliyorsanız, ister istemez yaratıcı konumuna geçmektesiniz.Yani yaratıcı olan insan...Fakat Tek bir Yaratıcı vardır: Allah. O yüzden bu kelimeyi kullanmak son derece sakıncalıdır.Onun yerine oluşturmak fiili bizim için daha makuldur.Bu eylemi gerçekleştiren oluşturucudur.Yani elindekini kullanıp, onda kendisini ifade edip, ortaya bir ürün çıkarmak.Bu ürün de oluşan dır.
Burda yaptığımız sadece yorum kaynaklı bir oluşturmadır.Benim ve sizin yaptığımız sadece var olana yeni bir anlam yüklemektir.Halbu ki, Yaratmak: Olmayandan, yani yokluktan var olanı meydana getirmektir.
İşte oluşturculuk insan için yaratmak fiilinin yerine geçer.
Yaratmak insanoğlunun Allah'ın bir sıfatına bilerek ya da bilmeyerek ortak olma isteğidir.Biz asla ve asla yaratamayız.Zaten bu eylemi yapsak yaratıcı ünvanını alırız.Fakat tek bir yaratıcı vardır: Allah. Biz sadece oluşturucularız.
Yoruma tabi olanın sınırları içinde tanımlama yapmaktır, yorumlamak.Fakat bu tanım yanlıştır. Çünkü yorumlananın bir sınırı olması düşünülemez.Sınırı olanı nasıl yorumlayabilirsin ki? Yorum alabildiğine geniş olan yemyeşil kırlar üzerinde farklı farklı tatlar almaktır.Kimi zaman bir çiçeğin, kimi zaman bir nehrin, kimi zaman da yeşilliğin...
Yorum sizsinizdir.Ona herşeyinizi, tüm birikiminizi katarsınız.Bu öyle bir kelimedir ki; onun tanımını yapmak için bile kendisini kullandırır.(Burda yaptığımız gibi) Unutmayın bu bir ucu iple bağlı dünyada yaşayan herşeyde mutlak bir yorum vardır.Dahası sonsuzluk arenasında da kendini göstermiştir yorum olan O.Kimisi Allah'ı bir sevgili olarak görürken, kimi kutsal bir Erişilemezlik olarak görür. Yani yorumlamak hayatın özünü alıp kendi elinizde, kendi beğenilerinize göre tekrar şekillendirmektir.Fakat tehlikeli bir nokta: Elinizdeki hayat cevherini yorumlarken herşeyi ben yaptım havasına kapılmaktır.Bu da mutlak gücün kendinizde olduğu yanılsamasına götürür.
Yorumlamak, oluşturmaktır; o yaratıcılık denen kelimenin asıl sahibine iade edilmesidir.Tek Yaratıcı olan Allah bize hayatı yorumlama yetisi vermiştir.Ne güzel birşeydir ki; testiyi çamurdan yaparken elleriniz kirlenir, hayatın özünü kendinizce yorumlarken sadece kendinizi bulursunuz.
Yani çıktığı kabuğu beyenmeyen...
İcindeki karasizlik boy atmaya basladi, acilari onu alip uzaklara, bilinmeyen diyarlara goturdu.Gozlerindeki nedenini bilmedigi keskin aci, atesi beraberinde getirdi.Gozlerinden cikan ates etrafini, tum benligini kapladi.Bu atesten adam, gercek atese dogru icsel bir cekisle gitti.Tum benligiyle onu almak istedi ve bun yapti da.Fakat yanlis olanin verdigi zehirli aci kalbinde delikler acmaya basladi.Yanlis olanin kirbacinin dogru sekilde şaklamasi gerektigini dusunenler, dogru olani yanlis uzerine surdu.Ates geri alindiginda yanlis ait oldugu 'dogru zindanina' geri koyulmustu; ama bir yanlisin gitigi yerde bir yanlisa yer acilirdi ve bunun olmasi da uzun surmedi.Atesten yanan promete atessizlige mahkumiyet icin bir daga zincirlendi.Leş yiyiciler arta kalan atesini de sondurmek icin gelir oldular.Fakat nasil yanlisin bosaltigi yere bir yanlis gelirse, dogrunun bosaltigi yere de dogru...Soylenene gore Herakles geldi ve dogruyu atesin arta kalan bagrinda ozgur birakti.Dogru olan, ateste atese donustu; ve kullerden bir ates dogdu.O dogan promete nin ta kendisiydi.
Allah'ın erleri olan Bu Dervisane Adamlar Lugatlarindaki tek bir Allah icin ABDAL olmuslardi.
Sayfalara dokulmeyenler yer etmezler bu nankor alemde.Bu isi yapanlar vardir; ama onlarin da tum oyunculari hatirlamasi imkansizdir.İste buyuzden hayat kendi kalemini kendi kahramanlari icin kullanmaya baslar ve bos; ama dolmasi muhtemel olmayan sayfalarina bir bir isler.Sayfalar yazilanlarla hayat, yazilanlar da sayfalarla mekan bulur.Yaziya gecen canli ruhlar olu olan sayfalara hayat verir.Yazilanlar sayfalarla olumsuzluge kostugu, onlarda ebedi olanin sinirlarini astigi icin, yazilanlar fiilen olse bile, fiiliyatin disinda yasamaya devam ederler.
Su ana kadar izleyemedigim ve yogun bir sekilde methini duydugum bir film.Ruzgar gibi gecti; bu filmi izlemek muthis olsa gerek
İnsanların yapılanlar karşısında bu isim adı altında bir hakları vardır.Bu bir nevi tepkisizliktir.Yetkililerin böyle bir hakkı var mıdır? Bu cümleleri sıralayan ben olarak yoktur.Onlar kendi topraklarında olanlara- iyi ya da kötü- mutlak bir tepki göstermek zorundadırlar.Eğer tepki yoksa; buna verilecek etki de git gide zayıflar.Sanrım yetkililer kendi eyaletlerinde ne olup bittiğinden haberdardır.Aynı burdaki 'nedir eyaleti' nde olduğu gibi.Eğer haberleri yoksa yönetimi başkasına bıraksınlar ya da eyaletin bağımsızlığını versinler.Bunları yapamayacaklarsa tepki vermeyi bilmelidirler.Lütfen Biraz Tepki