23. Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonası'nın finalinde Türkiye, Polonya'ya 3–0 yenilerek Avrupa ikincisi oldu. Karşılaşmaya kötü başlayan ve özellikle takımın şampiyonada finale dek yükselmesinde büyük rol oynayan Bahar, Neslihan ve Natalia'dan ilk sette bir türlü verim alamayan Türkiye, Polonya'nın yüksek oyuncularının kenar hücumlarına bloklarda yetersiz kaldı.
Ay–Yıldızlı kızlarımız, bir ara Aysun'un servisleriyle oyunu toparlasa da Polonya'nın ve sahanın en başarılı oyuncusu Glinka'nın hücumlarını bir türlü engelleyemedi. Özellikle savunma bölgesinin ortasına bırakılan toplarla etkili olan Polonya, kızlarımız manşetlerde de sorun yaşayınca ilk seti 25–17 önde tamamladı.
Tutuk oyununu 2. sette de sürdüren milliler, bu kez de Skowronska'nın etkili smaç servisleri karşısında çaresiz kaldı. Bu sette de farkın kapanmasına izin vermeyen Polonya, hücumda ve savunmada dağınık bir oyun sergileyen Türkiye karşısında fazla zorlanmadı. Neslihan'ın inişli çıkışlı grafiği Ay–Yıldızlılara bir ivme getirmezken, file üstünde Skowronska ve Glinka ile etkili oyununu sürdüren Polonya,2. seti de 25–14 önde tamamladı.2. setin başında takım dizilişinden yitirilen 1 sayı, kenar yönetiminin de en az oyuncular kadar gergin olduğunun adeta bir göstergesi oldu. Karşılaşma boyunca ilk kez 3. sette öne geçmeyi başaran Türkiye, savunma bloklarında ve hücum organizasyonlarında yakaladığı hareketlilikle setin ortalarına dek maçı dengede tutmayı başardı. Ancak Polonya, aradaki farkı açarak, seti 25–17, maçı da 3–0 kazanmayı başardı. Türkiye şampiyonada fair play ödülü alırken, milli takımımızdan Gülden de en iyi libero seçildi. Hollanda’yı 3–2 mağlup eden Almanya ise üçüncü oldu. Öte yandan Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer, eşiyle birlikte karşılaşmayı izledi.
Esinduy’a vefa borcu
Bayan Voleybol Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olarak tarihî bir başarıya imza attı. Milliler gümüş madalyayı takımımızın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi olan ve önceki günlerde vefat eden antrenör Deniz Esinduy’a armağan etti. Ay–Yıldızlılar maçtan sonra Esinduy’un fotoğrafı önünde toplanarak vefa örneği gösterdi.
1935 yılında Kudüs’te doğan Edward Said,2003’te ABD’de öldü. O Kudüs’ün çocuğuydu ve “tarihi Kudüs’ün Müslüman kimliği”nin tipik temsilcilerinden biriydi. Kudüs Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal bir şehirdir. Dinlerin ve peygamberlerin en büyük hatıraları bu şehrin mekanlarına sinmiş durumda. Her dinden insan Kudüs’te kendinden bir şey bulur. Bu açıdan Edward Said için Kudüs hem aidiyetinin mekanı hem ana yurdunun merkeziydi.
Kudüs tarihi çoğulcu kimliğini İslamiyet’e borçludur. Çünkü ancak Müslümanların hakimiyeti dönemlerinde üç din bir arada ve barış içinde yaşama imkanlarını bulabilmiştir. Bunu en iyi bilen ve tasdik edenlerden biri de Edward Said’di.
Edward Said, iki özelliğiyle her zaman hatırlanacaktır: Bunlardan biri “Oryantalizm” adlı şaheser çalışmasıyla, diğeri Filistin mücadelesine verdiği destekle. Edward Said, tarihi Müslüman ulemanın ve 19. yüzyıl Batı aydınlarının bir bölümünün yaptıklarının bir benzerini yaptı hayatı boyunca. Muhalif entelektüel kimliğiyle boy gösterdi.
O, sadece dört duvar arasında bilimsel çalışma yapan, yazı yazan ve bununla yetinen biri değildi. Her fırsatta davası uğruna aktif çalışmalar yaptı, gösterilere katıldı, protestolara imza attı, Filistinli çocukların yanında İsrail tanklarına taş attı ve böylelikle kamusal alana çıkan bir entelektüel ve bilim adamı profili çizdi.
Edward Said, Hıristiyan bir ailede doğmuş ve hep Hıristiyan kalmış biri olmakla beraber, İslam diniyle ve Müslümanlarla ilişkisini daima sıcak tutmuş, onlarla birlikte mücadele etmişti. Hiçbir şekilde kendi davasını onların davasından ayrı görmüyordu. Haberlerin Ağında İslam adlı kitabını, Batı’da iletişim kurumları ve medyanın İslam’a ilişkin utanç verici manipülasyonlarını teşhir etti.
Birçok çalışmasında Batı’nın niçin bir “Müslüman öteki” yaratma ihtiyacını ortaya koymaya çalıştı ve kendini hep Müslümanların yanında tutum almak zorunda hissetti. Bunun en büyük ispatı bir Filistinli olarak Filistin mücadelesine verdiği destek değildir sadece, doğrudan “Oryantalizm” kitabıdır. Kendi alanında bir dönüm noktası sayılan kitabında Said, Batı’nın Müslüman Doğu’ya bakışının tarihî, kültürel, politik ve edebî köklerine iniyor, oryantalizmin Batılı zihnin bir inşaı olduğunu göstermeye çalışıyordu.
Edward Said bu kitabında herkese şunu gösterdi: Batı için Doğu sadece coğrafi bir evren değil, aynı zamanda dinî bir vakıadır ve bu dinî vakıayı domine eden diğer dinlerden (Yahudilik, Hıristiyanlık vd.) çok Müslümanlıktır. Çünkü dün olduğu gibi bugün de Doğu ile İslam iç içe geçmiş bulunmaktadır ve bu karşılıklı kurbiyet Batı’nın bilinçaltında yerleşik bir unsur olarak yerini almış bulunmaktadır. Batı’nın gözünde Doğu Hıristiyanlığı makbul değilse, bunun bir sebebi İslamiyet’le olan tarihî beraberliğidir.
Batı’nın tahrifatlarına örnek verirken Edward Said’in başvurduğu argümanların büyük bir bölümü İslamiyet ve İslam kültürüyle ilgilidir. Bu açıdan Batı’nın oryantalizm üzerinden Doğu’ya yönelttiği zihinsel saldırılara kendisinin de maruz kaldığını düşünüyordu. Oryantalizm kitabıyla yaptığı şey bir tür kendini savunmadır. Çünkü Edward Said’i yakından izleyenler bilir ki, bu büyük Filistinli yazar, İslamiyet’le beraber veya başka bir ifadeyle İslamiyet üzerinden Doğu Hıristiyanlığı’nı da savunmuştur.
Edward Said yüksek kariyer sahibi bir insandı. Adam gibi adamdı. Batı’nın kalbinde en yüksek perdeden bildiği doğruları savundu; ruhunu ve bilgisini satmadı; haksızlıklara, iki yüzlü politikalara ve hukuk ihlallerine karşı tepkilerini ortaya koydu. Onuruyla yaşadı, onuruyla öldü. Geriye zengin bir miras bıraktı. Bu mirasa Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Filistinliler ortaktır.
Dr. Edward Said’i ilk kez Herald Tribune gazetesinde 1974’te yazdığı Arap ve Müslümanlara yönelik Batı ırkçılığını eleştiren makalesini okuduğumda tanımıştım. Said, makalesinde Amerikalılardan ezici bir çoğunluğun, Arap topraklarını kurak çöller, her Arap’ı şehvet düşkünü ve kendisi devesi üzerinde, arkasında ise örtülü dört kadınıyla birlikte çöllerde gezinen biri olduğuna inandıklarını ifade ediyordu. O makaleden beridir onun siyasi ve kültürel ürünlerini yoğun bir şekilde takip ediyorum. Filistin Ulusal Konseyi bizleri bir araya getirdiği zaman mutluluğum had safhadaydı. Onun Ebu Ammar’ın (Yaser Arafat) ve Filistin yönetiminin Batı dünyasında yaşananlar ve ABD’deki siyasî çalışma araçları hususundaki cehaletlerine getirdiği keskin yorumlarını dinlemek için yanına oturmuştum. Bu yüzden konseyin 1991 yılında Cezayir’de gerçekleştirilen dönem toplantısında istifasını sunmasına ve Oslo anlaşmalarına katı muhalif bir tutum sergilemesine hiç şaşırmamıştım. Son gelişmeler görüşlerinin doğruluğunu ortaya koymuştu çünkü.
Duruş sahibi bir insandı ve gerçek bağımsız Arap aydınını temsil ediyordu. Kendini soyutlamayı kararlaştırdığında ilkelerine ve kendi sorunlarına bağlandı. Arap medeniyetini kötülemeye veya İslam hakkında yanıltıcı bir tablo sunmaya çalışanlarla çok çetince savaştı.
Edward Said, asla Irak rejiminin yanında olmadı. Irak rejimine, lideri Saddam Hüseyin’e ve diktatörlüğüne yönelik eleştirilerinde oldukça sertti; ancak Amerikan kibrine de hep karşı çıktı. Onun Amerikan yönetiminin Kuveyt’i kurtarmak gibi insanî hedeflere gizlenmiş emperyalist niyetlerinin farkında olması, Kenan Mekki ve Fuad Acemi gibi Amerikan emperyalist hedeflere hizmet yolunda çalışan bazı Iraklıların ve Arapların saldırılarının hedefi haline getirdi.
Edward Said’in periyodik olarak yazdığı Körfez ülkeleri gazetelerinden bir tanesi, ABD’ye karşı kışkırtıcı görüşlere yer verildiği için Said’in yazısını yayınlamama yolunu seçmişti. Said çok kızmış, kraldan çok kralcı olunmasını garipsemiş ve adı geçen gazeteyle ilişiğini koparma kararı almıştı. Makalelerini ücretsiz olarak gazetemize göndermeye başladı ve yayınlanması karşılığı ödemede bulunulmasını reddetti.
Edward Said, sadece Filistinliler ve Araplar için değil, tüm insanlık için ilmî ve akademik bir övünç vesilesiydi. Hayatını, deneyimlerini ve engin bilgisini kültürel emperyalizmin bütün şekil ve renkleriyle mücadelede kullandı. Asla grupçu veya ırkçı olmadı. İslam’ı ve İslam medeniyetini hiçbir Müslüman’ın savunamayacağı şekilde savundu. Amerika’da yaşadığı halde Amerika’ya karşı koydu. Coca Cola ve Mc Donald’s kültürüyle Amerikanlaşmış, kendi Müslüman ve Arap köklerini hor gören Arap ve Müslümanlarla asla uzlaşmadı.
Edward Said, nerede olursa olsun Arap kaygılarını taşıyan, nezaket, kültürel derinlik, siyasî ve akademik deneyim, başkalarını ikna etmede ve akıllarından önce kalplerini kazanmadaki seçkin üslubu bir arada toplayan eşsiz bir şahsiyete sahip olduğu gibi farklı yeteneklere de sahip dünyanın dört bir yanında sorunlarımızın elçisi ve işaretlerimizden bir işaretti.
Araplar olarak bizlerin gerçek serveti, petrol kuyuları değil, Edward Said, Faruk El–Baz, Ahmed Zuveyl, Necip Mahfuz, Mahmud Derviş, Adonis, El–Cevahiri ve Abdurrahman Munif gibi önemli akıllarımızdır. Petrol aidatları bizleri parçaladı ve içimizdeki bazı beyinsizlerin yüzünden lanete dönüştü. Bu durum Edward Said gibi ümmetin rehberlerini bu beyinsizler ve özellikle de içlerinden yönetimde bulunanlar sebebiyle Arap görüntüsünde oluşan bozuklukları iyileştirme mücadelesi vermek zorunda bırakmıştır.
Geriye Edward Said’den açıkça özür dilemem gerektiğini itiraf etmem kaldı. Filistin yönetimi ile birlikte Ramallah’a gitmeleri ve görev almaları sebebiyle eleştirdiği bazı Filistinli aydınların zafer günlerinde onu eleştirmiştim. Yönelttiğim eleştiri çekingen ve özür dileme mahiyetinde oldukça yumuşaktı; ancak eleştiri konusunda oldukça hassas olduğu için çok üzülmüş ve beni azarlamıştı. Çok pişmanlık duymuş, üzülmesiyle üzülmüş ve suçluluk duygusu hissetmiştim. Bir kez daha özür dileğimi tekrarlıyorum.
Evet Edward Said’i kaybettik. Kaybımız çok büyük gerçekten. Belki de onun yerini doldurmak için çok yıllara veya asırlara ihtiyaç duyacağız. Allah’tan rahmet diliyoruz.
(Londra’da yayımlanan El–Kudüs gazetesi,26 Eylül 2003) Gazetenin yazı işleri müdürü
Edward Said ile 14 yıldan fazla ‘birlikte’ çalışma onuruna sahibim. Kendisi, ‘Sen bir takımın üyesisin.’ diyerek, ‘için’ kelimesi yerine ‘birlikte’ kelimesi kullanmamda ısrar ederdi. Gerçekten de öyleydi. Onun yaşamının parçası olan herkes, takımının bir üyesi gibi hissederdi. Bu olağanüstü insan, büyüleyici bir öğretmen, konuşmacı, yazar, edebiyat, müzik ve kültür eleştirmeni, klasik piyanist, insan hakları savunucusu ve ezilmiş Filistin halkının başta gelen sözcüsüydü. Aynı zamanda, bir eş, baba, meslektaş ve arkadaştı. Kendisi belki de en iyi, Batı’da Ortadoğu ve İslami araştırmaların yönünü değiştiren Oryantalizm kitabı ile tanınıyor. Ancak, aynı zamanda Arap–İsrail ihtilafı üzerine çeşitli kitaplar yazdı. Bu eserlerinde, Amerikalı okurlarına bıkmadan ve öncelikle, Filistinlilerin İsrail yönetiminin 1948’den günümüze dek uyguladığı ve onları evlerinden çıkaran, yaşamlarını ve toplumlarını paramparça eden sistematik bir politikanın ‘kurbanları’ olduğunu açıkladı. Bununla birlikte, Yahudilerin Avrupa’daki tarihlerini göz önüne alarak İsraillilerin çoğunun korkularını anlıyordu; ancak tarihsel olarak kendilerine hiçbir kötülük yapmayan Filistinlileri işgal altına almalarını hiçbir şeyin meşru kılmayacağını da biliyordu.
Bütün bunları, Amerika’nın genellikle Arap ve Müslümanlara düşman iklimi içinde cesurca yaptı.
Kendisi Filistin halkının Amerika’daki en etkili sözcüsü haline geldi ve Filistin yönetimiyle yakın ilişkisi bulunan sürgündeki Filistin Parlamentosu’nun üyesi oldu.1993’te Oslo Anlaşmaları ile dehşete kapılan Profesör Said, Arapça ve İngilizce yazdığı seri makalelerle bu anlaşmalara ve şartlarını gizlice müzakere eden Filistin liderliğine ağır eleştirilerde bulundu. Bu anlaşmaların, Filistinlilerin yaşamlarını daha zorlaştıracağını ve İsraillilere Filistinlilerin yaşamlarını daha fazla çekilmez hale getirecekleri ve nihayetinde Güney Afrika’daki ayrımcılığa benzer bir devlete doğru gidileceğini doğru bir şekilde tahmin etti. İsrail’in Filistin kent ve kasabalarını yeniden işgal edeceğini dahi tahmin etti. Dedikleri oldu. Bugün, bir yandan İsrailliler ile Filistinlileri birbirinden ayıran bir duvar örülürken bir yandan da Filistinlilerin evleri yıkılıyor ve toprakları müsadere ediliyor. Kendisi, Filistinlilerin direnişinin artacağını ve Filistinlilere artarak uygulanan zulmün daha fazla şiddete yol açacağını da tahmin etmişti. Bunlar doğal olarak onu, Amerikan yönetimi, Yaser Arafat, Ehud Barak ve Ariel Şaron hakkında ağır eleştiriler yapmaya yöneltti.
Edward Said, aynı zamanda Arap ve İslam dünyası konusunda bıkmadan usanmadan çalıştı. Hıristiyan bir ailede dünyaya gelmesine karşın kendisini daha çok Arap–İslam medeniyetinin bir parçası olarak hissediyordu. Medyada, Araplar, Müslümanlar ve İslam’ın kendisi konusunda yapılan olumsuz tasvirlerden müteessir oluyordu. Bu nedenle, bu konuda yanlış yönlendirme yapan gazete, dergi ve filmler konusunda çok sayıda eleştirel makale yazdı. ‘Haberlerin Ağında İslam’ adlı kitabını,1979’daki İran rehine krizinin Amerikan medyasındaki yansıtılışının bir sonucu olarak kaleme aldı. İslam, medenileşmemiş barbarların, fanatiklerin ve katillerin dini olarak sunuldu ve bu yaklaşım filmlere ve diğer televizyon programlarına yansıtılageldi. O, sadece bu yansıtma biçimini eleştirmedi, aynı zamanda bu yanlış betimlemelerin neden yapıldığını ve Amerikan dış ve iç siyasetini desteklemenin bir yönü şeklinde sürdürüldüğünü ortaya koydu. Doğru bilgileri elde etme imkanı bulunmasına rağmen bugün İslam’a, Müslümanlara ve Araplara olan düşmanlık hiç bu kadar yüksek bir noktaya çıkmadı. Kendisi bazan kafasını sallayarak ‘işlerin’ yıllar geçtikçe daha çok kötüye gittiğini söylerdi.
Profesör Said, belki de en çok siyasi çalışmalarıyla tanınır; ancak asıl katkılarını edebi ve kültürel eleştiri alanlarında yapmıştır. Müzik eleştirisi alanında da muazzam katkıları olmuştur. İsrailli yakın arkadaşı orkestra şefi Daniel Barenboim ile bir dizi projede birlikte çalışmıştır. Bana göre bunlardan en önemlisi, İsrailli, Arap ve Filistinli genç müzisyenleri aynı orkestrada bir araya getiren Doğu–Batı Divanı’dır. Profesör Said ve Barenboim, New York’taki iki ayrı programda halkın karşısına çıktı. Buradaki tartışmalar ve diğer özel görüşmeler geçtiğimiz yıl ‘Paradokslar ve Paralellikler: Müzik ve Toplumda Gezintiler.’ adlı kitabın ortaya çıkmasını sağladı.
Geride kalan yıllarda 20’nin üzerinde kitap ve düzinelerce makale yazan bu olağanüstü insan, her zaman dostlarına da zaman ayırmıştır. Kendisi için önem arz eden konularda, cana yakın, etkili, eğlenceli ve hararetli olmuştur. Ofisinin önünde her zaman onunla görüşmek için bekleyen öğrencileri ve diğer insanlar ol
Filistin davasının efsane ismi Edward Said hayatını kaybetti
Filistin davasının ileri gelen savunucularından Filistinli Profesör Edward Said, New York’ta tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
67 yaşındaki Said,1990’lı yılların başından bu yana lösemi tedavisi görüyordu. Sürgündeki Filistin Parlamentosu’nda 14 yıl görev yapan Said’in, uluslararsı basında makaleleri yayımlanıyordu. Edebi metin eleştirmenliği de yapan Said,1935'te varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs’te dünyaya geldi; çocukluğunu Kahire'de, yaşamının büyük bölümünü ise ABD’de geçirdi.
‘Filistin Sorunu’, ‘Son Gökyüzünün Ardından’, ‘Müziksel Ayrıntılar’, ‘Kültürel Emperyalizm’ ve ‘Oryantalizm’ gibi eserlere imza atan Said, yazılarında Filistinlilere zulmettiğini söylediği İsrail’i de kıyasıya eleştirdi.10 kitabı 14 dile çevrilen Said'in 1978'de yayınlanan Oryantalizm adlı eseri dünya çapında büyük çığır açmıştı.
Edward Said,2000’de Lübnan sınırında bir İsrail karakoluna taş atarak tartışmalara yol açmış, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Columbia Üniversitesi, profesörü söz konusu eylemin yasaları çiğnemediği gerekçesiyle korumuştu.1957 yılında Princeton Üniversitesi’nden mezun olan Edward Said, Harvard’da yüksek lisans eğitimi görmüş ve yine aynı üniversiteden profesörlük unvanı almıştı. Said, Columbia’nın yanı sıra Yale, Harvard ve Johns Hopkins üniversitelerinde ders veriyordu.
Saddam ve Hafız Esad’ı despot liderler olarak niteleyen Said, ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının yazarı Salman Rüşdi için ölüm fetvası çıkaran Humeyni'yi de sert bir dille kınamıştı.
80’li yılların sonunda Filistin lideri Arafatla görüş ayrılığına düşen Said, bu yüzden Filistin’e gitmiyordu. Said, Arafat'ın kabul ettiği Oslo görüşmelerini özellikle Filistinli mültecilere ihanet olarak görerek protesto etmişti. Filistinlilere “çok az toprak ve sınırlı hakimiyet vadeden” Oslo sürecinin hiçbir yere varamayacağını savunan Said'in öngörüleri aradan geçen yıllar içinde ‘bir şekilde’ gerçekleşmiş oldu.
Arap entelektüelleri içinde bazılarının ‘zirve isim’ diye niteledikleri Edward Said, Siyonizm'i kökten reddedişinin yanı sıra, Filistinlilerle İsraillilerin birlikte yaşamasını da kesin bir dille reddediyordu. Çok yönlülüğüyle de tanınan Said, İslam medeniyetinin önde gelen savunucularından biri olmasının yanı sıra müzik eleştirileri de yazan mükemmel bir piyanistti. Filistin, kendi dramını dünyaya haykıran bu efsane ismi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor. Edward Said, evli ve iki çocuk babasıydı. Dış Haberler Servisi
Filede Avrupa ikincisi olduk
23. Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonası'nın finalinde Türkiye, Polonya'ya 3–0 yenilerek Avrupa ikincisi oldu. Karşılaşmaya kötü başlayan ve özellikle takımın şampiyonada finale dek yükselmesinde büyük rol oynayan Bahar, Neslihan ve Natalia'dan ilk sette bir türlü verim alamayan Türkiye, Polonya'nın yüksek oyuncularının kenar hücumlarına bloklarda yetersiz kaldı.
Ay–Yıldızlı kızlarımız, bir ara Aysun'un servisleriyle oyunu toparlasa da Polonya'nın ve sahanın en başarılı oyuncusu Glinka'nın hücumlarını bir türlü engelleyemedi. Özellikle savunma bölgesinin ortasına bırakılan toplarla etkili olan Polonya, kızlarımız manşetlerde de sorun yaşayınca ilk seti 25–17 önde tamamladı.
Tutuk oyununu 2. sette de sürdüren milliler, bu kez de Skowronska'nın etkili smaç servisleri karşısında çaresiz kaldı. Bu sette de farkın kapanmasına izin vermeyen Polonya, hücumda ve savunmada dağınık bir oyun sergileyen Türkiye karşısında fazla zorlanmadı. Neslihan'ın inişli çıkışlı grafiği Ay–Yıldızlılara bir ivme getirmezken, file üstünde Skowronska ve Glinka ile etkili oyununu sürdüren Polonya,2. seti de 25–14 önde tamamladı.2. setin başında takım dizilişinden yitirilen 1 sayı, kenar yönetiminin de en az oyuncular kadar gergin olduğunun adeta bir göstergesi oldu. Karşılaşma boyunca ilk kez 3. sette öne geçmeyi başaran Türkiye, savunma bloklarında ve hücum organizasyonlarında yakaladığı hareketlilikle setin ortalarına dek maçı dengede tutmayı başardı. Ancak Polonya, aradaki farkı açarak, seti 25–17, maçı da 3–0 kazanmayı başardı. Türkiye şampiyonada fair play ödülü alırken, milli takımımızdan Gülden de en iyi libero seçildi. Hollanda’yı 3–2 mağlup eden Almanya ise üçüncü oldu. Öte yandan Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer, eşiyle birlikte karşılaşmayı izledi.
Esinduy’a vefa borcu
Bayan Voleybol Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olarak tarihî bir başarıya imza attı. Milliler gümüş madalyayı takımımızın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi olan ve önceki günlerde vefat eden antrenör Deniz Esinduy’a armağan etti. Ay–Yıldızlılar maçtan sonra Esinduy’un fotoğrafı önünde toplanarak vefa örneği gösterdi.
Bülent Karadaş / Ankara
29.09
Edward Said
1935 yılında Kudüs’te doğan Edward Said,2003’te ABD’de öldü. O Kudüs’ün çocuğuydu ve “tarihi Kudüs’ün Müslüman kimliği”nin tipik temsilcilerinden biriydi. Kudüs Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal bir şehirdir. Dinlerin ve peygamberlerin en büyük hatıraları bu şehrin mekanlarına sinmiş durumda. Her dinden insan Kudüs’te kendinden bir şey bulur. Bu açıdan Edward Said için Kudüs hem aidiyetinin mekanı hem ana yurdunun merkeziydi.
Kudüs tarihi çoğulcu kimliğini İslamiyet’e borçludur. Çünkü ancak Müslümanların hakimiyeti dönemlerinde üç din bir arada ve barış içinde yaşama imkanlarını bulabilmiştir. Bunu en iyi bilen ve tasdik edenlerden biri de Edward Said’di.
Edward Said, iki özelliğiyle her zaman hatırlanacaktır: Bunlardan biri “Oryantalizm” adlı şaheser çalışmasıyla, diğeri Filistin mücadelesine verdiği destekle. Edward Said, tarihi Müslüman ulemanın ve 19. yüzyıl Batı aydınlarının bir bölümünün yaptıklarının bir benzerini yaptı hayatı boyunca. Muhalif entelektüel kimliğiyle boy gösterdi.
O, sadece dört duvar arasında bilimsel çalışma yapan, yazı yazan ve bununla yetinen biri değildi. Her fırsatta davası uğruna aktif çalışmalar yaptı, gösterilere katıldı, protestolara imza attı, Filistinli çocukların yanında İsrail tanklarına taş attı ve böylelikle kamusal alana çıkan bir entelektüel ve bilim adamı profili çizdi.
Edward Said, Hıristiyan bir ailede doğmuş ve hep Hıristiyan kalmış biri olmakla beraber, İslam diniyle ve Müslümanlarla ilişkisini daima sıcak tutmuş, onlarla birlikte mücadele etmişti. Hiçbir şekilde kendi davasını onların davasından ayrı görmüyordu. Haberlerin Ağında İslam adlı kitabını, Batı’da iletişim kurumları ve medyanın İslam’a ilişkin utanç verici manipülasyonlarını teşhir etti.
Birçok çalışmasında Batı’nın niçin bir “Müslüman öteki” yaratma ihtiyacını ortaya koymaya çalıştı ve kendini hep Müslümanların yanında tutum almak zorunda hissetti. Bunun en büyük ispatı bir Filistinli olarak Filistin mücadelesine verdiği destek değildir sadece, doğrudan “Oryantalizm” kitabıdır. Kendi alanında bir dönüm noktası sayılan kitabında Said, Batı’nın Müslüman Doğu’ya bakışının tarihî, kültürel, politik ve edebî köklerine iniyor, oryantalizmin Batılı zihnin bir inşaı olduğunu göstermeye çalışıyordu.
Edward Said bu kitabında herkese şunu gösterdi: Batı için Doğu sadece coğrafi bir evren değil, aynı zamanda dinî bir vakıadır ve bu dinî vakıayı domine eden diğer dinlerden (Yahudilik, Hıristiyanlık vd.) çok Müslümanlıktır. Çünkü dün olduğu gibi bugün de Doğu ile İslam iç içe geçmiş bulunmaktadır ve bu karşılıklı kurbiyet Batı’nın bilinçaltında yerleşik bir unsur olarak yerini almış bulunmaktadır. Batı’nın gözünde Doğu Hıristiyanlığı makbul değilse, bunun bir sebebi İslamiyet’le olan tarihî beraberliğidir.
Batı’nın tahrifatlarına örnek verirken Edward Said’in başvurduğu argümanların büyük bir bölümü İslamiyet ve İslam kültürüyle ilgilidir. Bu açıdan Batı’nın oryantalizm üzerinden Doğu’ya yönelttiği zihinsel saldırılara kendisinin de maruz kaldığını düşünüyordu. Oryantalizm kitabıyla yaptığı şey bir tür kendini savunmadır. Çünkü Edward Said’i yakından izleyenler bilir ki, bu büyük Filistinli yazar, İslamiyet’le beraber veya başka bir ifadeyle İslamiyet üzerinden Doğu Hıristiyanlığı’nı da savunmuştur.
Edward Said yüksek kariyer sahibi bir insandı. Adam gibi adamdı. Batı’nın kalbinde en yüksek perdeden bildiği doğruları savundu; ruhunu ve bilgisini satmadı; haksızlıklara, iki yüzlü politikalara ve hukuk ihlallerine karşı tepkilerini ortaya koydu. Onuruyla yaşadı, onuruyla öldü. Geriye zengin bir miras bıraktı. Bu mirasa Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Filistinliler ortaktır.
27.09.2003 /Ali Bulaç/Zaman
Edward Said’den özür diliyoruz
Abdulbari Atwan /Zaman
Dr. Edward Said’i ilk kez Herald Tribune gazetesinde 1974’te yazdığı Arap ve Müslümanlara yönelik Batı ırkçılığını eleştiren makalesini okuduğumda tanımıştım. Said, makalesinde Amerikalılardan ezici bir çoğunluğun, Arap topraklarını kurak çöller, her Arap’ı şehvet düşkünü ve kendisi devesi üzerinde, arkasında ise örtülü dört kadınıyla birlikte çöllerde gezinen biri olduğuna inandıklarını ifade ediyordu.
O makaleden beridir onun siyasi ve kültürel ürünlerini yoğun bir şekilde takip ediyorum. Filistin Ulusal Konseyi bizleri bir araya getirdiği zaman mutluluğum had safhadaydı. Onun Ebu Ammar’ın (Yaser Arafat) ve Filistin yönetiminin Batı dünyasında yaşananlar ve ABD’deki siyasî çalışma araçları hususundaki cehaletlerine getirdiği keskin yorumlarını dinlemek için yanına oturmuştum. Bu yüzden konseyin 1991 yılında Cezayir’de gerçekleştirilen dönem toplantısında istifasını sunmasına ve Oslo anlaşmalarına katı muhalif bir tutum sergilemesine hiç şaşırmamıştım. Son gelişmeler görüşlerinin doğruluğunu ortaya koymuştu çünkü.
Duruş sahibi bir insandı ve gerçek bağımsız Arap aydınını temsil ediyordu. Kendini soyutlamayı kararlaştırdığında ilkelerine ve kendi sorunlarına bağlandı. Arap medeniyetini kötülemeye veya İslam hakkında yanıltıcı bir tablo sunmaya çalışanlarla çok çetince savaştı.
Edward Said, asla Irak rejiminin yanında olmadı. Irak rejimine, lideri Saddam Hüseyin’e ve diktatörlüğüne yönelik eleştirilerinde oldukça sertti; ancak Amerikan kibrine de hep karşı çıktı. Onun Amerikan yönetiminin Kuveyt’i kurtarmak gibi insanî hedeflere gizlenmiş emperyalist niyetlerinin farkında olması, Kenan Mekki ve Fuad Acemi gibi Amerikan emperyalist hedeflere hizmet yolunda çalışan bazı Iraklıların ve Arapların saldırılarının hedefi haline getirdi.
Edward Said’in periyodik olarak yazdığı Körfez ülkeleri gazetelerinden bir tanesi, ABD’ye karşı kışkırtıcı görüşlere yer verildiği için Said’in yazısını yayınlamama yolunu seçmişti. Said çok kızmış, kraldan çok kralcı olunmasını garipsemiş ve adı geçen gazeteyle ilişiğini koparma kararı almıştı. Makalelerini ücretsiz olarak gazetemize göndermeye başladı ve yayınlanması karşılığı ödemede bulunulmasını reddetti.
Edward Said, sadece Filistinliler ve Araplar için değil, tüm insanlık için ilmî ve akademik bir övünç vesilesiydi. Hayatını, deneyimlerini ve engin bilgisini kültürel emperyalizmin bütün şekil ve renkleriyle mücadelede kullandı. Asla grupçu veya ırkçı olmadı. İslam’ı ve İslam medeniyetini hiçbir Müslüman’ın savunamayacağı şekilde savundu. Amerika’da yaşadığı halde Amerika’ya karşı koydu. Coca Cola ve Mc Donald’s kültürüyle Amerikanlaşmış, kendi Müslüman ve Arap köklerini hor gören Arap ve Müslümanlarla asla uzlaşmadı.
Edward Said, nerede olursa olsun Arap kaygılarını taşıyan, nezaket, kültürel derinlik, siyasî ve akademik deneyim, başkalarını ikna etmede ve akıllarından önce kalplerini kazanmadaki seçkin üslubu bir arada toplayan eşsiz bir şahsiyete sahip olduğu gibi farklı yeteneklere de sahip dünyanın dört bir yanında sorunlarımızın elçisi ve işaretlerimizden bir işaretti.
Araplar olarak bizlerin gerçek serveti, petrol kuyuları değil, Edward Said, Faruk El–Baz, Ahmed Zuveyl, Necip Mahfuz, Mahmud Derviş, Adonis, El–Cevahiri ve Abdurrahman Munif gibi önemli akıllarımızdır. Petrol aidatları bizleri parçaladı ve içimizdeki bazı beyinsizlerin yüzünden lanete dönüştü. Bu durum Edward Said gibi ümmetin rehberlerini bu beyinsizler ve özellikle de içlerinden yönetimde bulunanlar sebebiyle Arap görüntüsünde oluşan bozuklukları iyileştirme mücadelesi vermek zorunda bırakmıştır.
Geriye Edward Said’den açıkça özür dilemem gerektiğini itiraf etmem kaldı. Filistin yönetimi ile birlikte Ramallah’a gitmeleri ve görev almaları sebebiyle eleştirdiği bazı Filistinli aydınların zafer günlerinde onu eleştirmiştim. Yönelttiğim eleştiri çekingen ve özür dileme mahiyetinde oldukça yumuşaktı; ancak eleştiri konusunda oldukça hassas olduğu için çok üzülmüş ve beni azarlamıştı. Çok pişmanlık duymuş, üzülmesiyle üzülmüş ve suçluluk duygusu hissetmiştim. Bir kez daha özür dileğimi tekrarlıyorum.
Evet Edward Said’i kaybettik. Kaybımız çok büyük gerçekten. Belki de onun yerini doldurmak için çok yıllara veya asırlara ihtiyaç duyacağız. Allah’tan rahmet diliyoruz.
(Londra’da yayımlanan El–Kudüs gazetesi,26 Eylül 2003) Gazetenin yazı işleri müdürü
27.09.2003
Edward W. Said’in hatırasına
Zaineb Istrabadi /29.09.2003/Zaman
Edward Said ile 14 yıldan fazla ‘birlikte’ çalışma onuruna sahibim. Kendisi, ‘Sen bir takımın üyesisin.’ diyerek, ‘için’ kelimesi yerine ‘birlikte’ kelimesi kullanmamda ısrar ederdi. Gerçekten de öyleydi. Onun yaşamının parçası olan herkes, takımının bir üyesi gibi hissederdi. Bu olağanüstü insan, büyüleyici bir öğretmen, konuşmacı, yazar, edebiyat, müzik ve kültür eleştirmeni, klasik piyanist, insan hakları savunucusu ve ezilmiş Filistin halkının başta gelen sözcüsüydü. Aynı zamanda, bir eş, baba, meslektaş ve arkadaştı.
Kendisi belki de en iyi, Batı’da Ortadoğu ve İslami araştırmaların yönünü değiştiren Oryantalizm kitabı ile tanınıyor. Ancak, aynı zamanda Arap–İsrail ihtilafı üzerine çeşitli kitaplar yazdı. Bu eserlerinde, Amerikalı okurlarına bıkmadan ve öncelikle, Filistinlilerin İsrail yönetiminin 1948’den günümüze dek uyguladığı ve onları evlerinden çıkaran, yaşamlarını ve toplumlarını paramparça eden sistematik bir politikanın ‘kurbanları’ olduğunu açıkladı. Bununla birlikte, Yahudilerin Avrupa’daki tarihlerini göz önüne alarak İsraillilerin çoğunun korkularını anlıyordu; ancak tarihsel olarak kendilerine hiçbir kötülük yapmayan Filistinlileri işgal altına almalarını hiçbir şeyin meşru kılmayacağını da biliyordu.
Bütün bunları, Amerika’nın genellikle Arap ve Müslümanlara düşman iklimi içinde cesurca yaptı.
Kendisi Filistin halkının Amerika’daki en etkili sözcüsü haline geldi ve Filistin yönetimiyle yakın ilişkisi bulunan sürgündeki Filistin Parlamentosu’nun üyesi oldu.1993’te Oslo Anlaşmaları ile dehşete kapılan Profesör Said, Arapça ve İngilizce yazdığı seri makalelerle bu anlaşmalara ve şartlarını gizlice müzakere eden Filistin liderliğine ağır eleştirilerde bulundu. Bu anlaşmaların, Filistinlilerin yaşamlarını daha zorlaştıracağını ve İsraillilere Filistinlilerin yaşamlarını daha fazla çekilmez hale getirecekleri ve nihayetinde Güney Afrika’daki ayrımcılığa benzer bir devlete doğru gidileceğini doğru bir şekilde tahmin etti. İsrail’in Filistin kent ve kasabalarını yeniden işgal edeceğini dahi tahmin etti. Dedikleri oldu. Bugün, bir yandan İsrailliler ile Filistinlileri birbirinden ayıran bir duvar örülürken bir yandan da Filistinlilerin evleri yıkılıyor ve toprakları müsadere ediliyor. Kendisi, Filistinlilerin direnişinin artacağını ve Filistinlilere artarak uygulanan zulmün daha fazla şiddete yol açacağını da tahmin etmişti. Bunlar doğal olarak onu, Amerikan yönetimi, Yaser Arafat, Ehud Barak ve Ariel Şaron hakkında ağır eleştiriler yapmaya yöneltti.
Edward Said, aynı zamanda Arap ve İslam dünyası konusunda bıkmadan usanmadan çalıştı. Hıristiyan bir ailede dünyaya gelmesine karşın kendisini daha çok Arap–İslam medeniyetinin bir parçası olarak hissediyordu. Medyada, Araplar, Müslümanlar ve İslam’ın kendisi konusunda yapılan olumsuz tasvirlerden müteessir oluyordu. Bu nedenle, bu konuda yanlış yönlendirme yapan gazete, dergi ve filmler konusunda çok sayıda eleştirel makale yazdı. ‘Haberlerin Ağında İslam’ adlı kitabını,1979’daki İran rehine krizinin Amerikan medyasındaki yansıtılışının bir sonucu olarak kaleme aldı. İslam, medenileşmemiş barbarların, fanatiklerin ve katillerin dini olarak sunuldu ve bu yaklaşım filmlere ve diğer televizyon programlarına yansıtılageldi. O, sadece bu yansıtma biçimini eleştirmedi, aynı zamanda bu yanlış betimlemelerin neden yapıldığını ve Amerikan dış ve iç siyasetini desteklemenin bir yönü şeklinde sürdürüldüğünü ortaya koydu. Doğru bilgileri elde etme imkanı bulunmasına rağmen bugün İslam’a, Müslümanlara ve Araplara olan düşmanlık hiç bu kadar yüksek bir noktaya çıkmadı. Kendisi bazan kafasını sallayarak ‘işlerin’ yıllar geçtikçe daha çok kötüye gittiğini söylerdi.
Profesör Said, belki de en çok siyasi çalışmalarıyla tanınır; ancak asıl katkılarını edebi ve kültürel eleştiri alanlarında yapmıştır. Müzik eleştirisi alanında da muazzam katkıları olmuştur. İsrailli yakın arkadaşı orkestra şefi Daniel Barenboim ile bir dizi projede birlikte çalışmıştır. Bana göre bunlardan en önemlisi, İsrailli, Arap ve Filistinli genç müzisyenleri aynı orkestrada bir araya getiren Doğu–Batı Divanı’dır. Profesör Said ve Barenboim, New York’taki iki ayrı programda halkın karşısına çıktı. Buradaki tartışmalar ve diğer özel görüşmeler geçtiğimiz yıl ‘Paradokslar ve Paralellikler: Müzik ve Toplumda Gezintiler.’ adlı kitabın ortaya çıkmasını sağladı.
Geride kalan yıllarda 20’nin üzerinde kitap ve düzinelerce makale yazan bu olağanüstü insan, her zaman dostlarına da zaman ayırmıştır. Kendisi için önem arz eden konularda, cana yakın, etkili, eğlenceli ve hararetli olmuştur. Ofisinin önünde her zaman onunla görüşmek için bekleyen öğrencileri ve diğer insanlar ol
şakir efe..adamcağız bizi az kazıklamadı; ama biz de ondan az püsküt araklamadık(çalmak): ama rahmetli iyi adamdı..
Filistin davasının efsane ismi Edward Said hayatını kaybetti
Filistin davasının ileri gelen savunucularından Filistinli Profesör Edward Said, New York’ta tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
67 yaşındaki Said,1990’lı yılların başından bu yana lösemi tedavisi görüyordu. Sürgündeki Filistin Parlamentosu’nda 14 yıl görev yapan Said’in, uluslararsı basında makaleleri yayımlanıyordu. Edebi metin eleştirmenliği de yapan Said,1935'te varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs’te dünyaya geldi; çocukluğunu Kahire'de, yaşamının büyük bölümünü ise ABD’de geçirdi.
‘Filistin Sorunu’, ‘Son Gökyüzünün Ardından’, ‘Müziksel Ayrıntılar’, ‘Kültürel Emperyalizm’ ve ‘Oryantalizm’ gibi eserlere imza atan Said, yazılarında Filistinlilere zulmettiğini söylediği İsrail’i de kıyasıya eleştirdi.10 kitabı 14 dile çevrilen Said'in 1978'de yayınlanan Oryantalizm adlı eseri dünya çapında büyük çığır açmıştı.
Edward Said,2000’de Lübnan sınırında bir İsrail karakoluna taş atarak tartışmalara yol açmış, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Columbia Üniversitesi, profesörü söz konusu eylemin yasaları çiğnemediği gerekçesiyle korumuştu.1957 yılında Princeton Üniversitesi’nden mezun olan Edward Said, Harvard’da yüksek lisans eğitimi görmüş ve yine aynı üniversiteden profesörlük unvanı almıştı. Said, Columbia’nın yanı sıra Yale, Harvard ve Johns Hopkins üniversitelerinde ders veriyordu.
Saddam ve Hafız Esad’ı despot liderler olarak niteleyen Said, ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının yazarı Salman Rüşdi için ölüm fetvası çıkaran Humeyni'yi de sert bir dille kınamıştı.
80’li yılların sonunda Filistin lideri Arafatla görüş ayrılığına düşen Said, bu yüzden Filistin’e gitmiyordu. Said, Arafat'ın kabul ettiği Oslo görüşmelerini özellikle Filistinli mültecilere ihanet olarak görerek protesto etmişti. Filistinlilere “çok az toprak ve sınırlı hakimiyet vadeden” Oslo sürecinin hiçbir yere varamayacağını savunan Said'in öngörüleri aradan geçen yıllar içinde ‘bir şekilde’ gerçekleşmiş oldu.
Arap entelektüelleri içinde bazılarının ‘zirve isim’ diye niteledikleri Edward Said, Siyonizm'i kökten reddedişinin yanı sıra, Filistinlilerle İsraillilerin birlikte yaşamasını da kesin bir dille reddediyordu. Çok yönlülüğüyle de tanınan Said, İslam medeniyetinin önde gelen savunucularından biri olmasının yanı sıra müzik eleştirileri de yazan mükemmel bir piyanistti. Filistin, kendi dramını dünyaya haykıran bu efsane ismi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor. Edward Said, evli ve iki çocuk babasıydı. Dış Haberler Servisi
26.09.2003 /Zaman
Dergi, haftalık
Yavaşlatıcı...
İndirici...bazen de yukseltici
Birlilte çalışmanın tatlı sonuçları olduğunu kanıtlayan mucize
Allah' ın bize bahşettiği en tatlı nimetlerden biri