Şimdi gelelim hikayenin ''ne ekersen onu biçersin'' tarafına:
Yaşanan kötü ve karnalık günler anlatarak bitmez ama bu korkunç hikayelerden biri çok önemlidir ki: Bir kesim bu vebanın şeytanın işi olduğu yalanını ortaya atar. Tabi batıl inanç yaygın olduğundan kediler şeytana benzetildiği için görüldükleri yerde öldürülürler.
İşte işin can alıcı noktası burdadır ki: ''Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu. Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.
Cenevizlileri Avrupa'ya geri getiren gemide insanlarla birlikte karaya çıkan fareler hastalığı taşımışlardı. Limanda yaşayan bir sürü kedi öldürülmemiş olsaydı fareleri yiyeceklerdi ve hastalık yayılmayacaktı. Ancak bu kemirgenler kontrolsüz kaldı ve getirdikleri hastalığı korumasız binlerce eve yaydı.
14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü. Kediler öldürülmemiş olsaydı ölüm oranı çok daha az olurdu.''
Panik olan Avrupa halkı, sanki olayı çözecekmiş gibi, günah keçisi ararlar.
Veba, çıkar dengeleri için büyük bir fırsat olur. Bir kaç provakatör ile yüzbinler kışkırtılınır. Teninin renginden ya da dininden dolayı insanlar öldürülür... Yani düşünün hastalık bile ırk, din, renk ayırmadan öldürürken millet intikam, ihtiras ya da güç peşinde :
'Denize düşen, yılana sarılır' gibi bu vebanın günahkarların üzerine Tanrı'nın bir laneti diye de inanılır. Olay gurur ve onur meselesi yapanlardan intihar edenler, hastalıklarını saklayanlar gibi çeşit çeşit aptallıklar ortaya çıkar... Bu durumda hastalığın ne kadar ciddi bir şekilde yayıldığı belli süre gözlerden uzak olur.
Bazı fanatikler ise tersine kendilerini kamçılarlar. Toplu halde kendini kırbaçlamalar yaşanır Avrupa dört bir yanında...
Çadılık suçlanır. Kadın-erkek-çocuk demeden gözlerin yaşına bakılmadan insanlar teker teker ya da toplu halde yakılırlar.
Bazılarını ya kendilerini üstün gödüklerinden ya da öldürülmekten korkutuklarından toplu halde kendilerini bir yerlere kapatarak hastalığın daha çabuk etki göstermesine sebep olurlar.
Artık Kara Ölüm mü yoksa Kara Cahillik mi çok insan öldürdü tartışılır ama o yüzyılda, dile bile alınamayacak işkencelere ve cinayetlere bakılırsa Kara Ölüm bile bu zülmlerin yanında masum gözükür, bari o veba ya insanlar...
Ağrılar, ateş ve bulantıyla başlayan hastalık vucutta morumsu lekelere ve sonra kabarıklara dönüşür. Sonradan yumurta kadar büyüyen bu kabarıklar patlayarak etrafa siyah mürekebimsi bir sıvı şıçratır... İnsanların çok pis bir şekilde ölümüne yol açan bu hastalık 14. yy başlarında ilk olarak Çin'de ortaya çıkmış. Bir tedavisi ya da önlemi bulunamayan bu hastalık denilene göre 80 yılda Çin nüfusunun üçte birini öldürmüş ve Orta doğuya doğru yolculuğa çıkmıştır...
1347 yılında bozkır savaşçıları, Ceneviz şehrini ele geçirmek için, mancınıkla bu hastalıktan ölmüş insanların cesetlerini atarlar. Ve şehirdekiler kuşatmadan kurtulsa bile vebadan kurtulamaz. İşin kötü yanı Cenevizliler bu hastalığı Sicilya'ya dönerlerken yanlarında getirirler ve oradan tüm Avrupa'ya yayılır...
Tabi bu hikaye daha çok din duşmanlarının ağzını sulandıracak kadar çekici olsa da esasen Kara Ölümün değil Kara Cahilliğin milyonlarca masum insanın ölmesine sebep olduğu umarım anlaşılır.
Luc Besson'un, 1991 yılında, denizin derinlikleri ile ilgili, yaptığı büyüleyici belgeselin ismi. Belgesel demek doğru olur mu bilmem ama ne bir sunucu, ne de bir alt yazı; sadece deniz ve müzik var.
Luc Besson izleyenleri yunuslarla birlikte harika bir gezintiye çıkartıyor. Eric Serrain'ın muzikleriyle farklı deniz canlılarıyla dans edebileceğiniz eşsiz bir gezi...
Denizin içlerine doğru götüren muhteşem bir macera...
Ceyar basitce J.R. yani filmin kotu kahraminin adi olan 'J'ohn 'R'oss Ewing isminin bas harflerinin Turkce'de okunusudur. Junior (Jr.) ise 'cünyır' olarak okunur... kapiş :)
Dogrusu, Junior John Ross Ewing'tir yani Jr. J. R. Ewing (Cünyır Ceyar Ewing) oldugundan Jr. ile J.R. cogu yerde birbirine karistirilmistir...
Şimdi gelelim hikayenin ''ne ekersen onu biçersin'' tarafına:
Yaşanan kötü ve karnalık günler anlatarak bitmez ama bu korkunç hikayelerden biri çok önemlidir ki: Bir kesim bu vebanın şeytanın işi olduğu yalanını ortaya atar. Tabi batıl inanç yaygın olduğundan kediler şeytana benzetildiği için görüldükleri yerde öldürülürler.
İşte işin can alıcı noktası burdadır ki:
''Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu. Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.
Cenevizlileri Avrupa'ya geri getiren gemide insanlarla birlikte karaya çıkan fareler hastalığı taşımışlardı. Limanda yaşayan bir sürü kedi öldürülmemiş olsaydı fareleri yiyeceklerdi ve hastalık yayılmayacaktı. Ancak bu kemirgenler kontrolsüz kaldı ve getirdikleri hastalığı korumasız binlerce eve yaydı.
14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü. Kediler öldürülmemiş olsaydı ölüm oranı çok daha az olurdu.''
Panik olan Avrupa halkı, sanki olayı çözecekmiş gibi, günah keçisi ararlar.
Veba, çıkar dengeleri için büyük bir fırsat olur. Bir kaç provakatör ile yüzbinler kışkırtılınır. Teninin renginden ya da dininden dolayı insanlar öldürülür... Yani düşünün hastalık bile ırk, din, renk ayırmadan öldürürken millet intikam, ihtiras ya da güç peşinde :
'Denize düşen, yılana sarılır' gibi bu vebanın günahkarların üzerine Tanrı'nın bir laneti diye de inanılır. Olay gurur ve onur meselesi yapanlardan intihar edenler, hastalıklarını saklayanlar gibi çeşit çeşit aptallıklar ortaya çıkar... Bu durumda hastalığın ne kadar ciddi bir şekilde yayıldığı belli süre gözlerden uzak olur.
Bazı fanatikler ise tersine kendilerini kamçılarlar. Toplu halde kendini kırbaçlamalar yaşanır Avrupa dört bir yanında...
Çadılık suçlanır. Kadın-erkek-çocuk demeden gözlerin yaşına bakılmadan insanlar teker teker ya da toplu halde yakılırlar.
Bazılarını ya kendilerini üstün gödüklerinden ya da öldürülmekten korkutuklarından toplu halde kendilerini bir yerlere kapatarak hastalığın daha çabuk etki göstermesine sebep olurlar.
Artık Kara Ölüm mü yoksa Kara Cahillik mi çok insan öldürdü tartışılır ama o yüzyılda, dile bile alınamayacak işkencelere ve cinayetlere bakılırsa Kara Ölüm bile bu zülmlerin yanında masum gözükür, bari o veba ya insanlar...
Ağrılar, ateş ve bulantıyla başlayan hastalık vucutta morumsu lekelere ve sonra kabarıklara dönüşür. Sonradan yumurta kadar büyüyen bu kabarıklar patlayarak etrafa siyah mürekebimsi bir sıvı şıçratır... İnsanların çok pis bir şekilde ölümüne yol açan bu hastalık 14. yy başlarında ilk olarak Çin'de ortaya çıkmış. Bir tedavisi ya da önlemi bulunamayan bu hastalık denilene göre 80 yılda Çin nüfusunun üçte birini öldürmüş ve Orta doğuya doğru yolculuğa çıkmıştır...
1347 yılında bozkır savaşçıları, Ceneviz şehrini ele geçirmek için, mancınıkla bu hastalıktan ölmüş insanların cesetlerini atarlar. Ve şehirdekiler kuşatmadan kurtulsa bile vebadan kurtulamaz. İşin kötü yanı Cenevizliler bu hastalığı Sicilya'ya dönerlerken yanlarında getirirler ve oradan tüm Avrupa'ya yayılır...
Tabi bu hikaye daha çok din duşmanlarının ağzını sulandıracak kadar çekici olsa da esasen Kara Ölümün değil Kara Cahilliğin milyonlarca masum insanın ölmesine sebep olduğu umarım anlaşılır.
14. yy. ortalarında Avrupa nüfusunun 3/4'ünü yok etmesiyle tanınan vebanın adı. İbret verici hikayesi Çin'e kadar dayanır, hatta kedilere kadar gider.
Luc Besson'un, 1991 yılında, denizin derinlikleri ile ilgili, yaptığı büyüleyici
belgeselin ismi. Belgesel demek doğru olur mu bilmem ama ne bir sunucu, ne de bir alt yazı; sadece deniz ve müzik var.
Luc Besson izleyenleri yunuslarla birlikte harika bir gezintiye çıkartıyor. Eric Serrain'ın muzikleriyle farklı deniz canlılarıyla dans edebileceğiniz eşsiz bir gezi...
Denizin içlerine doğru götüren muhteşem bir macera...
J. R. degil, Jr. Junior'un kisaltmasidir.
Ceyar basitce J.R. yani filmin kotu kahraminin adi olan 'J'ohn 'R'oss Ewing isminin bas harflerinin Turkce'de okunusudur. Junior (Jr.) ise 'cünyır' olarak okunur... kapiş :)
Dogrusu, Junior John Ross Ewing'tir yani Jr. J. R. Ewing (Cünyır Ceyar Ewing) oldugundan Jr. ile J.R. cogu yerde birbirine karistirilmistir...
Doğanlar:
Mahmut Yesari - 05.05.1895
Necip Fazıl Kısakürek - 26.05.1905
Ölenler:
Abdülhak Şinasi Hisar - 03.05.1963
Sait Faik Abasıyanık - 11.05.1954
Memduh Şevket Esendal - 16.05.1952
Ziya Paşa - 17.05.1880
Nurullah Ataç - 17.05.1957
Müftüoğlu Ahmet Hikmet - 19.05.1927
Ali Suavi - 20.05.1878
Kenan Hulusi Koray - 23.05.1943
İbnülemin Mahmut Kemal İnal - 24.05.1957
Selahattin Batu - 24.05.1973
Cevdet Paşa - 25.05.1895
Necip Fazıl - 25.05.1983
arkadastan gelen bir e-mail cok hosuma gitti, yazi da gecenlerin cogunu, zamaninda ben de annemden duymustum :) nedir bolumuyle de paylasayim dedim:
ANNEMDEN NE ÖGRENDIM?
Diyalog Kurmayi Ögrendim:
- Sana birsey sordugumda cevap ver! ..
- Ne söyleyeyim annee?
- Sus! bana cevap verme! ! !
Tip Bilgilerini Ögrendim:
'Gözlerini sasi yaparken birgün öyle kalivereceksin, göreceksin gününü..'
Olgun Olmayi Ögrendim:
'Bu tabagin hepsini bitirmezsen büyüyemezsin...'
Genetik Bilgileri Ögrendim:
'Sen de o lanet olasi babana çektin...'
Bilgeligi Ögrendim:
'Benim yasima gel de anlarsin o zaman... '
Sabirli Olmayi Ögrendim:
'Baban eve gelsin, sen görürsün....'
Hakkimizi Alacagimizi Ögrendim:
'Eve vardigimizda ben bilirim sana yapacagimi...
Adaleti Ögrendim:
'Birgün senin de çocuklarin olacak. Insallah onlar da sana, senin simdi bana yaptiklarini yaparlar....'
Iyi Yapilmis Bir Isi Takdir Etmeyi Ögrendim:
'Bana bakin, çikin birbirinizi disarda gebertin, evi daha yeni temizledim...! ! ! '
Dualarin Gücünü Ögrendim:
'Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozuldugunu farketmedi...'
Zamana Karsi Yarismayi Ögrendim:
'O oyuncaklarini topla yoksa bi tekme attigim gibi hepsini karsi sahilden toplarsin...'
Mantikli Düsünmeyi Ögrendim:
'Ben öyle diyorsam öyledir...! ! ! '
Ileri Görüslü Olmayi Ögrendim:
'Çikmadan önce temiz bi çamasir giy...yolda Allah korusun basina bisi gelir, kirli külotla etrafa rezil
olursun.'
Hayatin Trajikomik Yanlarini Ögrendim:
'Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürücem...'
Hayatin Çeliskilerle Dolu Oldugunu Ögrendim:
'Kapa çeneni ve çorbani iç...! ! ! '
Dayanikli Olmayi Ögrendim:
' O ispanak bitene kadar sofradan kalkmak yok...! ! ! '
Hava Raporu Tahmini Yapmayi Ögrendim:
'Su daginikliga bak...yabanci biri görse odanin ortasindan kasirga geçmis sanir...'
Abartmayi Ögrendim:
'Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabilarinla içeri yürüme diye..! ! '
Davranis Psikolojisi Ögrendim:
'Babana çekecegine biraz bana çekseydin n'olurdu...'
Olaganüstü Durumlara Hazirlikli Olmayi Ögrendim:
'Dinleme bakalim anne sözünü dinlemee...! ! ! 'Kafana meteor düsecek kenara çekil' diye bagirsam onu bile dinlemezsin di mi......! ! ! ! '
hayata karsi yasamaya calisan, akintiya karsi yuzen baligin durumu gibi sonunda bir ayinin agzinda bulur kendini...
taz hayranlarina hediyem olsun :)
http://www.nconnect.net/~chuck/Taz%20Photos/th1.html