Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • dördüncü dünya savaşı07.04.2003 - 11:44

    'Dördüncü Dünya Savaşı'nda biz hangi 'koalisyon'un içindeyiz?

    CIA eski Başkanı James Woosley; Amerika'nın 'Dördüncü Dünya Savaşı' yürüttüğünü söyledi. Soğuk Savaş'ı 'Üçüncü Dünya Savaşı' olarak tanımlayan Bill Clinton döneminin CIA Başkanı, 'Döndüncü Dünya Savaşı'nın birinci ve ikinci dünya savaşlarından çok daha uzun süreceğini' belirtti ve Soğuk Savaş gibi kırk beş yıl sürmemesini umduğunu söyledi. Savaş sonrası 'Irak'ın yeniden inşaası'nda rol üslenecek kişiler arasında adı geçen Woosley, California Üniversitesi öğrencilerine konuşurken, ABD'nin küresel savaşının aslında neleri amaçladığını özetledi ve Türkiye dahil bölge ülkelerinin hiçbir zaman görmek istemediği ancak Amerikan yönetimindeki savaş çetesi ve Yahudi lobisinin temsilcilerinin aylardır tekrarladıkları gerçekleri ortaya koydu. Woosley, Amerika'nın bu savaştaki düşmanlarını dini yönetimler, faşist yönetimler ve İslamcı örgütler olarak niteledi. Yani, Amerika'nın küresel işgaline direnenler, özgrülüklerini ve kaynaklarını savunanlar, İsrail için caydırıcı güç olanlar, ABD işgaline direnecek oranda silahlananlarla ABD karşıtı söyleme sahip İslami hareketler.

    Bu köşeyi izleyenler, ABD-İngiliz-İsrail üçlüsü'nün yeni küresel sistem inşasına ve yağma savaşına ilişkin aktarılan detayları hatırlayacaklardır. Geçen yıl 13 Ocak'ta, yine bu köşede yazılan 'Unocal, Afganistan ve Halilzad' başlıklı yazı da ABD tehdidi altında bulunan ülkeleri şöyle sıralamıştım: 'Afganistan'da tezgahlanan oyunun bundan sonra nerelere uzanacağını dünyanın zengin enerji kaynaklarının haritasına bakarak görebiliriz. Irak öncelikli hedef: Petrol denizi. Türkiye, bu savaşta en fazla istismar edilen ülke olacak. İran, hedef: Zengin petrol ve doğal gaz yatakları ortada. Suriye, Lübnan, Hizbullah, Filistin'de Hamas ve İslami Cihad hedef. Zira hem İsrail'in güvenliğini tehdit ediyor hem de Batı sömürge savaşına karşı dik kafalılık yapıyor. Sudan hedef: Zengin enerji kaynakları toprak altında bekliyor. Somali hedef: Orta Afrika'yı ve Nijerya gibi ülkelerdeki enerji kaynaklarını kontrol edecek askeri üs olarak. Malezya hedef: Zengin enerji kaynakları iştah kabartıyor. Endonezya hedef: Açe ve Borneo adası petrol ve doğal gaz denizi.' Bir yıl sonra gelinen nokta ortada. O zaman Afganistan'a saldırının üzerinden bir kaç ay geçmişti. Şimdi Irak'a saldırıyı izliyoruz. Yarın yukarıda sayılan bir çok ülke aynı kaderi paylaşacak.


    İran, Suriye ve bölgesel savaş


    ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Dışişleri Bakanı Colin Powell, ikinci kez İran ve Suriye'yi hedef gösterdi. Daha Irak'ın işgali bitmeden, bu ülkenin petrolünü pazarlamaya başlamadan Türkiye'nin iki komşusu daha hedef ilan edildi. Kamuoyu hazırlanıyor. Powell ABD'deki Yahudi kuruluşu IPAC'te yaptığı konuşmada İran ve Suriye'yi tehdit ederken çılgınca alkışlandı. Yine Woolsey, 'Irak'ta başarılı bir rejim değişikliğinden sonra Suriye ile ilgilenmeliyiz' demişti. Küresel 'işgal çetesi'nin Richard Perle de, Irak'tan sonra 'İran, Suriye, Lübnan, Filistin hattı'na ve Suudi Arabistan'a yöneleceklerini, ardından da Sudan, Libya, Yemen ve Somali'nin ABD'nin askeri gücüyle yüzleştirileceklerini söyledi. Irak, Suriye, Suudi Arabistan'ın yerine mini devletler kurulacağını, İran ve Türkiye'nin savaşın içine çekileceğini, bölgesel düzeyde istikrarsızlık oluşturularak Amerikan askeri varlığı meşrulaştırılacağını bizzat savaş lobisinin üyeleri söyledi.

    Afganistan'a, Pakistan'a, Gürcistan'a, Basra Körfezi'ne yerleşen, Türkiye'de bulunan Amerikan askeri gücü, Irak'a da yerleşince İran'ı tamamen kuşatmış olacak. İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Doğu Akdeniz ve Türkiye'de bulunan ABD askeri varlığı Suriye'yi Irak'a da yerleşince Suriye'yi kuşatma altına almış olacak. Irak 'a yerleşecek Amerikan askeri gücünün, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya ve Güney Asya'ya yönelik saldırıları bu topraklardan yürüteceği, ABD'nin Dicle ve Fırat havzasını ikinci İsrail olarak gördüğü, bölgede İsrail için tehdit oluşturabilecek hiçbir caydırıcı gücün yaşatılmayacağı, Amerika-İngiliz safında yer alarak İslam dünyasına yönelik köleleştirme harekatına destek veren ülke görünümündeki Türkiye'nin yarın aynı güçler için tehdit olarak görüleceği ortada.

    'Yağma çetesi' planlarını şimdi Irak'ta uyguluyor. Ancak daha planlarının ilk aşamasında müthiş bir yalnızlığa düştüler. Artık küresel güvenlik ve adalet için en büyük tehdit olarak görülüyorlar. Irak halkının direnişi ise işgalden sonra da sürecek. Direniş sadece Irak'ta değil bütün Ortadoğu'da ve İslam coğrafyasında harekete geçecek. Bundan sonra düzenli orduların değil, halkın ve direniş güçlerinin özgürlük savaşlarını göreceğiz.


    Seçimimizi yapalım: Hangi cephedeyiz


    Türkiye bu aşamada bir karar vermeli: Afganistan'la başlayan, Irak'ta süren, bütün Ortadoğu'ya ve İslam coğrafyasına yayılacak olan Amerikan-İngiliz imparatorluk savaşında, sömürgecilerle birlikte mi hareket edecek yoksa bu ülkenin tarihine ve geleceğine mi sahip çıkacak. Bu karar şimdi verilmezse sonra verilemeyecek. Zira süreç Türkiye'yi de tehdit eder hale geldi. İran ve Suriye'ye yönelik tazyik başladığında Türkiye'nin bağımsız hareket yeteneğini kaybettiğini göreceğiz. Türkiye, kendisini adım adım uçuruma sürükleyen 'ABD-İsrail-Türkiye-Ürdün ekseni'nin güdümünden kurtulmak zorunda. Bugün bu eksenin biçtiği rolü oynuyoruz. Ama bu eksen Türkiye'nin geleceğini yok edecek.

    Hangi 'koalisyon' içindeyiz? Fas'tan Endonezya'ya uzanan, yeryüzünün orta kuşağını oluşturan, küresel imparatorluk hevesindeki Amerika'nın mutlaka denetim altına alıp yağmalamak zorunda olduğunu hissettiği İslam coğrafyasına yönelik emperyal saldırganların tetikçiliğini mi yapacağız yoksa tarihimizle, kültürümüzle, insanlarımızla barışık mı yaşayacağız. Birinci yolu seçenlerin gelecek kuşaklar için hain ilan edilecekleri bir gerçek. Yine birinci yolu seçenler, geçmişten hiç ders almayanlar, daha dün bizi bu topraklardan sürenlerle aynı cepheyi paylaşanlar aslında kendi halklarına cephe almış olacaklar.

    Seçimimizi yapalım: Dördüncü Dünya Savaşı'nda işgalcilerin safında mıyız?

    kaynak: [email protected]

  • basra07.04.2003 - 11:39

    Basrali Ömer`in Tommy Franks`a Mektubu

    ` Bu zulüm yerde kalmaz
    Yemin olsun ki asra.
    Önce mevtül insanlik
    Sonra harabül Basra `

    Ben Basra ` dan Ömer.
    Belki haberin yoktur diye yaziyorum Franks;
    Önce demokrasi yagdi göklerden
    Sonra özgürlük geçti üstümüzden
    Palet palet...
    Ve insan haklari namlularindan
    Yüzü maskeli adamlarin
    Saniyede bilmem kaç bin adet.
    Demokrasi bizim eve de isabet etti
    Bir gün sonra anladim ayaklarimin koptugunu
    Babamin vücudunda
    Tam on sekiz adet
    Insan haklari saymislar.
    Annem zaten yoktu
    Ben dogarken
    Ilaç yoklugundan ölmüs.
    Ambargo falan dediler ya
    Anlamadim, çocuk akli iste
    Sen
    Daha iyi bilirsin...
    Sizde de baris böyle midir Franks?
    Insan haklari çocuklari yetim,
    Ve ayaksiz birakir mi orada da?
    Ya demokrasi?
    Güpegündüz pazara düser mi?
    Ve zenginlik...
    Insanlari korkudan uykusuz birakir mi?
    Ve kuslar gökyüzünü terkeder mi orada da?
    Babamla söyledigim son dua dilimde,
    Ayaklarim hastanede,
    Ve giymeye kiyamadigim ayakkabilar
    Elimde kaldi...
    Çocugun var mi Franks?
    Al... çocuguna götür onlari
    Bir ise yarasin.
    Kimbilir baktikça,
    Belki beni hatirlarsin

    `Bu nasil demokrasi
    Düstügü yeri yakti
    Merhamet hür dünyaya
    Bu kadar mi Irakti? `

    Fâruk Hazar

  • sait faik07.04.2003 - 03:19

    sait faik abasıyanık

  • sait faik abasıyanık07.04.2003 - 03:08

    hişt hişt

  • sait faik abasıyanık07.04.2003 - 03:07

    O ve Ben

    Sana koşuyorum bir vapurun içinden
    Ölmemek, delirmemek için...
    Yaşamak; bütün adetlerden uzak
    Yaşamak...
    Hayır değil, değil sıcak:
    Dudaklarının hatırası;
    Değil saçlarının kokusu
    Hiçbiri değil.
    Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
    Ben onsuz edemem.
    Eli elimin içinde olmalı,
    Gözlerine bakmalıyım,
    Sesini işitmeliyim.
    Beraber yemek yemeliyiz.
    Ara sıra gülmeliyiz.
    Yapamam, onsuz edemem.
    Bana su, bana ekmek, bana zehir;
    Bana tad, bana uyku
    Gibi gelen çirkin kızım,
    Sensiz edemem!

    Sait Faik

  • adem07.04.2003 - 02:25

    ADEM

    Yokluk, hiçlik, fena, bulunmama. İki çeşit adem bulunduğu belirtilmiştir. Bunlardan biri mutlak, diğeri ise mukayyed yokluktur. Meselâ 'Evde ekmek yoktur' cümlesinde ekmek; eve nisbetle yoktur. Yani bu durum, ekmeğin mutlak olarak değil, belirli bir anda bulunmamasını gösterir. Bu şekilde, 'var fakat mevcut değil' manasındadır. Mutlak yoklukta, böyle bir şartlı yokluk söz konusu değildir. Kesin bir yokluk durumu vardır.

    Tasavvufta mutlak ve gerçek vücud Allah'ın varlığıdır. Bu yüzden tasavvufta eşya ve madde bir 'yokluk' olarak kabul edilmiştir. Çünkü madde ve eşya yokluktan hâsıl olmuştur. Aynada görülen şeylerin gerçek varlığı bulunmadığı gibi, madde aynasında görünen ve akseden şeylerin de kendi başlarına bir varlıkları bulunmamaktadır.

    İbnü'l-Arabî'ye göre: 'Kâinattaki her şey bir vehim ve hayalden ibarettir. ' Bunların gerçek ve belli başlı bir varlıkları yoktur. Bu konuda da İbnü'l-Arabî'nin özellikle Eflatun'da görülen 'gerçek ve onun yansıması olan ideler âlemi' görüşüne bir yaklaşma vardır. Dolayısıyla eski Yunan'dan bir etkilenme söz konusudur. Bu konudaki tartışmalar, nassların çizdiği hudutların dışına bile çıkacak noktaya maalesef gelebilmiştir. Batı'da olduğu gibi akıl, bu hususları tahlil etmek için bayağı zorlanmıştır.

    Kaynak: İslam Ansiklopedisi

  • abdülkadir geylani06.04.2003 - 20:39

    Kadiriye Tarikat’nın kurucusudur. (Geylan 1077 – Bağdat 1166) . Muhittin Ebu Muhammed bin Ebu-Salih Cengidost da denir. Hazar Denizi’nin göneyindeki Geylan’da doğdu. Burası Ceylan, Cilan, Gilan diye de anılır. İlk tahsilini Geylan’da yaptı, tarımla uğraştı. Daha sonra Bağdat’a giderek Hanbelı fıkhı ve hadisle ilgili olarak eğitim gördü. Çağının önemli bilginlerinbden Ebu Zekiriya Tebrizi, Ebubekir Muzaffer ve Ebu Said’den dil, edebiyat, hadis ve fıkıh dersleri aldı. Sonradan çalışmalarını tümüyle tasavufa yöneltti. Elli yaşında vaizliğe başladı ve kısa zamanda İslam dünyasında ünlendi. Fetva, tesfir, fıkıh ve hadis alanlarında da döneminin en sayılan din adamı oldu. Vazileriyle Gayrimuslimleri de etkiledi. Pek çok Musevi ve Hıristiyan, Geylani’nin vaizleriyle İslamiyete girdi.

    Kendisine Gavs-ı Azam (En büyük yardımcı) ve Benzullah (Allah’ın Doğanı) gibi isimler verildi. Bağdat’ta devlet ileri gelenleri kendisi için binalar kurdular, her türlü imkanı sağladılar. Kurduğu tarikat kısa zamanda yayıldı. Kadiriyye, Bağdat’ın Osamnlı Türkleri tarafından 1535’te fethinden sonra da yayıldı, güçlendi. Kanuni Sultan Süleyman, Safeviler tarafından yıktırılan türbesini yeniden yaptırdı.

    Eserleri arasında El-Gunye, El-fethu’r-Rabbani, El-Fütuhü’l-Gayb en tanınmışlarıdır.

    Abdulkadir Geylani, tasavvufu, cömertlik, rıza, sabır, gurbet, seyahat, hakkında razı olmak ve mütevazı şekilde giyinmek, yemek, yaşamak şeklinde özetlemiştir…

  • şeyh bedrettin05.04.2003 - 02:30

    Bedrettin Mahmut Bin Kadı-i Simavna veya Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin (Doğumu 1358 Simavna – Ölümü 1420 Serez) . Adı Fetret Devri’ndeki bir ayaklanmaya katılmasıyla ünlenen din adamı. Babası İsrail adında Simavna kadısıdır, annesi daha önce müslüman olup Melek Hatun adını alan Simavna tekfururnun kızdırı. İlk din eğitimini babasından ve çevresindeki hocalardan aldı. Bursa ve Konya’ya gitti. Fıkıh, mantık ve astronomi öğrendi.1382’de Kahire’ye gitti. Bir yandan da dönemin ünlü hocalarından ders alıyordu. Hacca giderek Mekke’de dört ay kaldı.

    Yeniden Kahire’ye döndü. Memluk Sultanı Belkuk’un oğlu Ferec’e ders verdi. Şeyh Hüseyin Ahlati ile tanıştı ve onun etkileriyle tasavvufla ilgilenmeye başladı. Sultan Berkuk’un hediye ettiği bir Habeş cariye ile evlendi, bir oğlu oldu.

    Şeyh Bedrettin 1404’te Tebriz’e gitti. Timur’un sarayında bilginler arasında tertiplenen tartışmalara katıldı ve dikkat çekti.

    Yine Kahire’ye döndü ve önce Ahlati’nin halifesi, onun vefatı üzerinede tekkenin şeyhi oldu.

    Hareketli kişiliği belli bir yerde kalmasını önlüyordu. Bir yıl sonra (1405) Mısır’ı ve tekkeyi terk ederek Konya, Aydın ve İzmir’de bir süre kaldıktan sonra Edirne’ye döndü. Edirne’de de çok kalmadı. Bu kez Batı Anadolu kent ve kasabalarına da içine alan uzun yolculuklar yaptı. Osmanlı Devletinin en buhranlı günleri idi. Yıldırım Beyazıt’ın oğulları arasında taht kavgaları oluyordu. Devlet sahipsiz kalmıştı.

    1411’de Edirne’de hükümdarlığını ilan eden Musa Çelebi, Şeyh Bedrettin’i Kazaskerlik’e getirdi. Bedrettin bu görevde üç yıl kaldı ve tüm Rumeli’de fikirlerini yaydı, kendine bağlı olanları önemli görevlere getirdi. Musa Çelebi’nin, kardeşi Çelebi Mehmet’e mağlup olması ve öldürülmesi üzerine Bedrettin’in Kazaskerlik görevi sona erdi. Devlet için gerçek bir tehlike konumunda olmadığı düşüncesiyle cezalandırılmadı ve ayda bin akçe maaş verilerek İznik’te ikamete mecbur edildi (1413) .

    Şeyh Bedrettin’in İznik’teki ikameti sırasında müridlerini devlete karşı ayaklandırmak isteyip istemediği bilinmiyor. Fakat en yakın iki adamı Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal, Aydın ve Manisa dolaylarında ayaklanarak etrafına topladıkları kimselerle köy ve kasabaları ele geçirmeye başlayınca Bedrettin önce İznik’ten kaçıp İsfendiyaroğulları’na, daha sonra da Sinop üzerinden Kıram’a geçip Edirne Kazaskerliği sırasında tanıdığı Eflak Beyi Mircea’ya sığındı. Mircea’nın yardımıyla kısa sürede çevresine binlerce adam topladı. Fakat Anadolu’daki adamları Börklüce ve Torlak Kemal’in isyanları bastırılmış kendileri de öldürülmüştü. Durumun vehametini anlayan Bedrettin, Deliorman’a saklandı. Fakat kısa sürede Çelebi Mehmet’in adamları tarafından yakalanarak Serez’e getirildi.

    Orada, din adamlarından oluşan bir mahkemede yargılandı ve idam edildi. Kemikleri halen İstanbul’da Sultan Mahmut’un türbesinde gömülüdür.

    GÖRÜŞLERİ:
    Bedrettin, Vahdet-i Vücut felsefesi yerine Vahdet-i Mevcut düşüncesine taraftardır. Ona göre Tanrı ve tabiat birdir. Madde ve ruhu birbirinden ayırmak mümkün değildir. İkisininde önemi aynıdır. Cennet ve cehennemi kabul etmez. Bunların dünyadaki durumları simgeleyen şeyler olduğunu söyler. Kıyamete de inanmaz. Kuran’ın yorumlanmasında Bedrettin de Batiniler gibi düşünmekte, ayetlerin birer simge olduğuna, asıl anlamların içerde, derinde olduğuna inanır. En önemli eseri Varidat’tır.

    Arap dilini, İslam fıkhını ve tasavvufu inceleyen eserleri, günümüze kadar gelememiştir. Bedrettin’nin son yıllarda isminden çok bahsedilip üzerinde tartışmalar açılmasını önemli nedenlerinden biri de onun mülkiyette ortaklığı savunmuş olmasıdır. Bu fikirleri sosyalist ve özellikle Marksistler’e sempatik gelmiş, devlete baş kaldırması olayı çağının şartlarından soyutlanarak değerlendirilmiştir.

    Şeyh Bedrettin’in adına ölümünden sonra kurulan Simaviye tarikatı Rumeli’de bir süre etkili olmuştur.

    Not: Bu yazdıklarımı koyma sebebi tartışma çıkartmak değildir. Esas amacım bilgi akışımına katkıda bulunmaktır. Lütfen tarihte adı geçen kişileri eleştirirken başka insanların duygularına dikkat edip, saygı göstererek yermeye götürmeyelim olayı. Dikkat edin ki bu terimlerin girilmesi bir kişiyle diğer kişiyi ayırt etmek ya da karşılaştırmak değildir

  • peter arnett03.04.2003 - 17:55

    Peter Arnett'e 'vatan haini' suçlaması
    Irak devlet televizyonunda, ABD'nin savaşta başarısız olduğu yönünde konuştuğu için NBC televizyonundaki işinden kovulan gazeteci Peter Arnett'ın, ABD'ye girişinde 'vatan hainliğinden' tutuklanarak yargılanması talep edilirken, bir Senatör, 'Arnett vahşi batıda yaşasaydı şimdiye kadar kasaba meydanında sallandırılmıştı' dedi.

    Cumhuriyetçi Parti Kentucky Senatörü Jim Bunning, vatan haini suçlamalarını daha da ileri götürerek, gazetecilere, 'bence Arnett ABD'ye getirilmeli ve vatana ihanetten yargılanmalı. Çünkü savaş sırasında Irak hükümetine yardım ve yataklık ediyor' dedi.

    Bunning, daha sonra Senato'daki konuşmasında da, Arnett ile ilgili açıklamalarını sürdürdü ve 'Arnett, (Irak Devlet Başkanı) Saddam Hüseyin ve onun barbar rejimi için yararlı bir aptal durumuna düştüğü için özür dileyebilir. Ancak bu ne benim için ne de askerlerimiz ve pekçok Amerikalı için yeterli değil' dedi.

    Öfkesini tutamayan Senatör Bunning, vahşi batı örneğini vererek, odönemlerde vatana ihanet edenlerin, hemen bulundukları yerde, kasaba meydanındaki bir ağaçta asıldıklarını da söyledi.

    ABD'nin 1991'deki Körfez Savaşı sırasında yıldızı parlayan gazeteci Arnett, Irak devlet televizyonunda bir programa konuk olarak, 'Irak direnişi yüzünden ABD'nin ilk savaş planı başarısız oldu' demişti.

    'İnandığım şeyleri söyledim' diyerek kendini savunan Arnett, ABD'de vatan haini ilan edilirken, NBC televizyonundaki işinden de kovulmuştu. İngiliz savaş karşıtı Daily Mirror gazetesi, Arnett'ı hemen işe almıştı.

    (aa)

  • reyting03.04.2003 - 17:51

    Savaş haberleri bıktırdı
    Savaş haberlerinin ilk günlerdeki kadar ilgi çekmemesi ve reytinglerin düşmesi üzerine Amerikan TV kanalları savaş haberlerine ayrılan sürede kısıntıya gidiyor.


    Özellikle sabah haberlerinde konuları çeşitlendirmeyi deneyen kanalların başında NBC geliyor. New York'taki Rockefeller Plaza'daki stüdyolarından yayın yapan NBC, SARS virüsü salgını ya da magazin haberlerine daha çok yer vermeye başladı.

    En son yayınlanan sabah haberlerinde seksi yıldız Katie Couric, Colin Farrell'e 'Britney Spears ile buluşup buluşmadığını' sorarken; ABC televizyonu da 'Günaydın Amerika' programında Jennifer Lopez'in son video kasetine ağırlık verdi.

    HABERLER ÇEŞİTLENDİRİLİYOR

    Savaş haberleri yine de ekranlarda önemli yer tutmakla birlikte, haberlerin artık çok daha sık reklam aralarıyla kesildiği gözden kaçmıyor. Televizyon yetkilileri ise, 'Irak'ta çabuk ve kesin zafer bekleyen kamuoyunun artık savaş haberlerine doyduğu' görüşünü ileri sürüyorlar. Bunun yanı sıra 'savaş haberlerinin yerinde izlenmesinin TV'lerin bütçesi açısından hayli külfetli olmaya başladığı' verilen haberler arasında.

    'Savaş haberlerinin birbirine benzemesinin izleyiciyi sıktığı ve dikkatini dağıttığını' kaydeden TV yöneticileri, 'izleyicilerin başka haberlere susadıklarını farkediyoruz' diye konuştular.

    Bu arada reytinglerin savaşın ilk günlerine oranla bir hayli düştüğü ifade edildi.

    (aa)