Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • kadavra18.12.2003 - 19:08

    Hala İbn-i Sinadan kalma kadavra teknikleri kullanılıyor.

    Çoğu konuda özellikle otopsinin gerektiği olaylarda çok önemi var.

    Kadavranın incelenmesi Galen'e dayanır. Fakat galen hiç bir kadavra üzerinde çalışmamıştır. Sadece iki tane iskilet üzerinde çalışmıştır. Ortaçağda müslümanlar kadavranın kullanılmasına karşı çıkmış ama sonraları yine müslüman alimler sayesinde iskelet incelenerek, Galen'in bazı hataları ortaya çıkartılarak kadavra ve otopsi konusunda refaranslarıyla batıyı aydınlatmıştır.

  • ateizm18.12.2003 - 16:15

    1. Günümüzde Ateizm:

    Felesefi bir düşünceden kaynaklanan ve bir çok tutumu kapsayan toplumsal bir olay olan ateizm (tanrıtanımazlık) , Tanrı'nın varlığını inkar olarak tanımlanamaz.

    ''Tanrıtanımaz'' kelimesi köken olarak ''tanrısı olmayan'' bir kişiyi niteler; eski Yunanlılar ve Romalılar bu kelimeyi ''kendi'' tanrılarını saymayanları belirtmek için kullanırdı, ama çağdaş dilde bu kelime ''hiçbir'' tanrıya inanmayanı belirtmek için kullanılır oldu. Tanrının inkarı, genel olarak muhakemeler üstüne kurulmuştur: bilimin doğayı açıklmaya yeterli olduğu iddiası (bilimcilik) , kötünün varlığı ile Tanrının varlığının bağdaşmazlığı (sarte) , aynı anda hem Tanrı'nın hem insanın özgürlüğünü öne sürmenin olanaksızlığını (Nietzche) , veya Tanrı ile sonsuzluk arasındaki farkı (Heidegger) bu tür muhakamelere örnek gösterebilir. ''Kuşku ustaları''nın (Marx, Nietzsche, Freud) Tanrının ölümünü ilan ederek düşünceleri sarsmasından sonra, militan tanrıtanımazlık dini kayıtsızlığa dönüştü; Tanrı meselesi giderek önemini kaybetti.

    Bununla birlikte çeşitli tutumları birbirinden ayırt etmek gerekir: inançsızlık, vahiy dini olduğuna iddia eden bir dinin Tanrı konusundaki bütün iddialarını reddeder, ama Tanrı fikrini reddetmez (yaradancılık, deizm): buna karşılık bilinmezcilik sorunun varlığını da, bu konudaki kaygıları da reddetmemekle birlikte, kesin bir görüş bildiremeceğini göz önünde tutarak, Tanrı sorunu üzerinde konuşmamayı tercih eder; paratik tanrıtanımazlık ise Tanrı'nın varlığı konusunda kesin bir karara varmaz ve bu konuda fikir yürütmez, imanla şavaş gereği duymaz.

    Tanrıtanımazlık uzun süre toplumun dışı kaldı. Bu tutum ancak (sözde) modern ve laikleşmiş toplumlarda ortaya çıktı. Ama yayılırken, zayıfladı; oysa başlangıçta ateizm, hiç değilse din olayının önemini kabul etmek anlamına geliyordu.

    Kaynak: Michel Meslin

  • ateizm18.12.2003 - 15:53

    2. Marksist ateizm ve dinlere karşı mücadele:

    Marksizm, insanı sadece, hayalinde var olan bir Tanrı'nın vesayetinden kurtarmaya çalıştığı oranda tanrıtanımaz bir humanizm görünümü aldı. Feuerbach, Das Wesen des Christentums (Hıristiyanlığın Özü 1841) adlı eserinde ''insanın gerçek Tanrı'sı insanın kendisidir'' diyordu. Materyalist Alman felsefesine göre, insanın Tanrı'ya mal ettiği şeyler aslında insanın kendisine aittir. İnsan mükemmeliyet arzusunu Tanrı'ya yansıtır, böylece Tanrıyı, kendi olmadığı veya kendinde olmayan her şeyle donatmak için, kendine yabancılaşır, küçülür, veya haklarından feragat eder. Tanrı'da ''insan kendi dışındaki özünü seyreder''. Din ilk başta insanın kendini anlamasına olanak verir, daha sonra özüne yeniden sahip olmak için dini reddetmesi gerekir.

    Marx bu fikirleri yeniden ele aldı ve eleştirdi: Feurbach üzerine tezler - (Thesen über Feurbach, 1845) - Alman İdeolojisi (Die detsche İdeologie, 1846) eserleri ile. Feurbach'ı, dini sosyal ve tarihsel bir olgu olarak ahlaki hukuki, siyasi düşünceyle birlikte düşünülmesi gereken bir ''ideoloji'' türü olarak ele almadığı için eleştirdi. Bu üstyapıları ekonomik altyapı koşullandırdığına göre, insanın, insanın yabancılaşamasını ortadan kaldırmak için ekonomik altyapıya karşı savaşmak gerekiyordu. Bu yüzden, 1846'dan sonra Marx din konusuyla ilgilenmedi.

    Ünlü ''din halkların afyonudur'' sözüne gelince, bu bağlamda Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie (Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, 1843) dinin sıradan insnaların hem ''gerçek felakate karşı çıkmaları'' olduğunu belirtti. Dinle fazla ilgilenen Engels, bu iddiayı sınıf çatışmalarına bağlayarak daha da derinleştirdi. Engel'se göre inançlar, bir sınıfın çıkarını diğer sınıfların aleyhine savunmak için takılan bir maskeydi. Ama daha sonra İtalyan Gramsci ve Alman Ernst Bloch'un da çok değişik biçimlerde ele alacakları gibi Engels, sapkınlıklara, hatta ilk kilise gibi bazı dini olaylar taşıdığı muhalif güce de işaret etmiştir.

    Marksçı kurama göre, kapitalist ekonomi ortadan kalktıktan sonra, artık bir var olma nedeni kalmayan dinin kendi kendine yok olması gerekiyordu. Ama tarih, dinin baskıya direndiğini ve bu bastırmaya rağmen imanın canlı kaldığını gösterdi. Çin'de geleneksel bağdaştırmacılık, kırk sene süren din aleyhtarı bir eğitime ve 1966-1976 arasında, Kültür devrimi sırasında doruk noktasına ulaşan baskıya rağmen ayakta kaldı. Rusya'da, bir çok kilisenin kapatılmasına, tanrıtanımazlık propagandasına ve inananların kamplara yollanmasına rağmen Ortodoksluk varlığını sürdürdü. Zaten çoğu zaman dinsel özgürlük talebi isteklerle karışmıştır: Polonya Katolikliği, Tibet Buddhacılığı gibi burada, bir dine mensup olmaktan çok, dinin uzlaşmaz potansiyeli önem kazanıyordu. Onun için iktidarlar da daha çok inancı bir yabancılaşma olarak gördükleri için değil de, bağımsız bir örgütlemeye denetimden çıkabilecek bir mezhepler ayrılığına yol açacağından endişe ettikleri için tavır alıyordu.

    Kaynak: Michel Meslin

  • ateizm18.12.2003 - 15:49

    3. Bilimcilik:

    Tahrihsel olarak tanrıtanımazlık, dinlerin tanrıya atfettikleri işlevleri bir tepki biçiminde ortaya çıktı. Bilimsel gelişmeler, olayları tanrıları yardıma çağırmadan açıklamaya olanak veriyordu, ama özellikle Hıristiyan otoriteler bunu högörüyle karşılamadılar. Galilei'nin Kopernik sistmenine yaptığı eklemeden vazgeçemeye çalışması, Darwin'in evrim teorisinin reddi bunun açık kanıtlarıdır. Ancak, Auguste Comte'a (1798-1857) dayandırılan bilimci gelenek daha ileri gidecekti. Bilimi insanın yerine geçirmek ve bütün insan etkinliklerinin tek başvuru kaynağı ve toplumun örgütleyici ilkesi haline getirmek istiyen bilimcilik, bağımsız bir dine benzetilebilir. Fransız düşünürüne göre bu değişim insan aklının gelişmelerine, ''üç durum yasası'' dediği şeye uygundur: insan doğal olayları tanrıyı insanlaştıran güçlere (ilahiyatın durumu) , daha sonra ise soyut felsefelerle (metafizik durum) açıkladıktan sonra pozitif çağa girer. İlk nedenleri keşfetmekten vazgeçerek ''yararlı bilgiler''le yetinir. Din yine de insanın özelliği olduğu için, Comte bir ''insanlık dini'', tanrısı olmayan, amacı insan nesline faydası dokunanları anmak olan din tasarlamıştır.

    20. yy'da bilimcilik kesinliğini kaybetti. Bilimin sınırlarının tanınması, birbirinden çok farklı iki tür tepki doğurdu. Bazı bilim adamları mistik yolların veya bazı metafizik kavramların kendi bilgileri dışında bir değeri olduğunu kabul ederlerken, bu yöndeki en ileri uzlaşma girişimi ''princeton gnose'' adlı düşünce hareketinden geldi; 30 yıldan daha fazla süredir var olan bu hareket, özellikle Amerikalı bilim adamlarını bünyesinde toplamıştır: Onlara göre sınırlarına ulaşmış olan bilimin ''mantıksal'' sonucu kesin olarak tanımlanamaycak bir tanrısal varlığın kabulüdür (yaradancılık) . Bu arada bu konuda bazı bilim adamları ise, bilimin olayların bütünlüğünü anlayıp kavramasını ve açıklamasını talep etmeyen radikal (köktenci) bir tanrıtanızmazlığa yöneldiler: sözgelimi biyo-kimyacı Jacques Monod (1910-1976) , 1970 yılında Le Hasard er la Necessite (Raslantı ve Zorunluluk) adlı kitabında ''evrende var olan her şeyin gereklilik ve tesadüfün ürünü'' olduğundan söz ediyordu…

    Kaynak: Michel Meslin

    Not: Aktarılan yazı daha çok batı görüşlüdür, bundan dolayı İslamiyet'ten değil daha çok bozulmuş din olan Hıristiyanlığa tepkilerden bahseder. Mesela Galilei'nin reddi olayı, dünya ilmiyle maneviyatı ayıran hıristiyanların laikleşme döneminden sonra ortaya çıkan yobazlıktan gelir, zaten İslam alemi dünyanın yuvarlıklığından Galilei'den çok çok önceden yani 8 yy.lardan sonra bahsetmişlerdir, 13yy'dan sonra dünya ilmiyle maneviyatı ayıran Kelamcılıların laikleşme harekti ile yobazlaşmalar daha öne çıkıp bilime karşı saçma saldırlar yapılmıştır.

    Bkz. İlim

  • umut18.12.2003 - 13:53

    Bir umuttu yaşatan insanı aldım elime sazımı! ! !

  • senlik benlik17.12.2003 - 21:19

    Senlik Benlik Nedir Bırak

    Allah birdir Peygamber Hak
    Rabbül alemindir mutlak
    Senlik benlik nedir bırak
    Söyleyim geldi sırası

    Kürtü Türkü ne Çerkezi
    Hep Ademin oğlu kızı
    Beraberce şehit gazi
    Yanlış var mı ve neresi

    Kurana bak İncile bak
    Dört kitabın dördü de hak
    Hakir görüp ırk ayırmak
    Hakikatte yüz karası

    Binbir ismin birinden tut
    Senlik benlik nedir sil at
    Tuttuğun yola doğru git
    Yoldan çıkıp olma asi

    Yezit nedir, ne kızılbaş
    Değil miyiz hep bir kardaş
    Bizi yakar bizim ataş
    Söndürmektir tek çaresi

    Kişi ne çeker dilinden
    Hem belinden, hem elinden
    Hayır ve şer emelinden
    Hakikat bunun burası

    Şu alemi yaratan bir
    Odur külli şeye Kadir
    Alevi Sünnilik nedir
    Menfaattir var varası

    Cümle canlı hep topraktan
    Var olmuştur emir Haktan
    Rahmet dile sen Allah'tan
    Tükenmez rahmet deryası

    Veysel sapma sağa sola
    Sen Allah'tan birlik dile
    İkilikten gelir bela
    Dava insanlık davası…

    Aşık Veysel Şatıroğlu

  • dağlar17.12.2003 - 18:26

    Sana diyom Bulgar dağı,
    Senden özge dağ olmaz mı?
    Sende yaylayan güzelin,
    Al yanağı bal olmaz mı?

    Bulgar dağı iki çatal,
    Sularında güller biter,
    Bir yar sevdim bana yeter,
    İki seven deli olmaz mı?

    Bulgar Dağı para para,
    Kimi al giyer, kimi kara,
    Selam söylen nazlı yara,
    Ayrılanlar dert görmez mi?

    Yol üstünde iki hanlar,
    Hani sana konan canlar?
    Sevip sevip ayrılanlar,
    Yanar yanar kül olmaz mı?

    Mahın Karacaoğlan mahın,
    Dünyalarda kalmaz ahın,
    Senin gibi padişahın,
    Bencilen kulu olmaz mı?

    Karacaoğlan

  • karizma17.12.2003 - 18:07

    çok hassas bir yapısı vardır, çok kolay çizilir ya da dağılır, hemen ayaklar altına alınır ya da kaybedilir, sarsıntıya karşı zayıftır, ve bu gibi karizma çok kolay şekilde zarar görebilir. Mesela çok karizmatik bir model podyumdan düşüp yıllık karizmasını bozabilir.

    Bir de ulu orta çok kullanılır. Mesela bıyıkları daha tüy olarak çıkan çocuğun sigara ile karizma yaptığını sanması.

    Dalga bir yana eninde sonunda karizma balon şişirme sanatıdır, sönmeye yüz tutmaya ya da şişir,rken yüzde patlamaya mahkumdur.

    İnsan farkına varmadan da karizmatik olabilir ya da karizma satan biri farkında olmadan kendini rezil de edebilir. Eninde sonunda insan kimsenin görmediğini sandığı bir anda burnunu karıştırabilir, ya da sabah kaltığında hulk gibi gözükebilir, ortaokulun en karizmatik çocuğun da sivilceler çıkabilir. Kısacası karizma ne kadar yuksekteyse o kadar yüksekten düşmeye meyillidir.

    Karizma bu arada fransızcadan gelir, anlamı büyüleyicilik, etkileyiciliktir.

  • kazaa17.12.2003 - 15:16

    Kazaa'dan memnun değilseniz, tavsiye edebileceğim başka share programları da var:

    http://www.sharereactor.com adressine giderseniz:
    eDonkey2000, eMule, OverNet, mldonkey programlarını çekebilirsiniz.

    yine aynı şekilde:
    http://www.gnutelliums.com/ giderek:
    BearShare, Gnucleus, LimeWire, Phex, Swapper, XoloX programlarını da doldurabilirsiniz.

    Ya da en yeni shareware http://www.shareaza.com/ deneyebilirsiniz.

    Daha dolu program var mesela:
    http://www.slsk.org/
    http://www.winmx.com/
    http://www.morpheus.com/
    vb.

    napster kapandıktan sonra audiogalaxy gibi mp3 share programları kullandım, fakat sadece mp3 ile kısıtlı olduklarından başka dosyaları da çeken İmesh'i tercih ettim. Uzun süreden beri onu kullandığımdan Kazaa gibi başka programlara alışamadım. Taa ki Edonkey'i denyene kadar. Edonkey baya kolay bir program, hem de İmesh gibi reklam pop-upları, dosya bulamama, upload'un hız yemesi gibi sorunları aşmış... Sadece lıstede uzun sıralar olması biraz kötü ama veri bankası çok geniş olduğundan pek sorun yaşamadım.
    Tavsiyem:
    http://www.edonkey2000.com/download_ed2k.php

  • İyi17.12.2003 - 14:14

    'Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil. Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?

    Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.
    ...

    Halil Cibran - Ermiş kitabından