O zaman daha mucize diye çok şeyin peşinde koşarsınız, ama bir gün karşınıza bir serap çıkıverir, Kuranın düşünen insan vurgusu boşuna değil bunu bir kez daha gördük...
Kuranın anaytarı konumunda olan besmelenin ne otantik yazılışındaki harf sayısının ne de latince yazılışındaki ki harf sayısının 19 u tutmaması, sadece bu bile oldukça ilginç ve düşündürücü...
1-'Çoğu zorlama değil' derken, 'bazısının' zorlama olduğunu sen de kabul ediyorsun bu bir.(Bkz.Mantık kuralları önermeler konusu)
2-Bir şeyin kabuledilebilir seviyede bir gerçek olabilmesi için 'tutarlı' olması, yani her yerde uygulanabilir olması lazım,(özellikle de matematiksel işlemlerde) halbu ki 19 mucizesi denilen çağdaş hurafede bu yok iki...
3-Buna inanmayan insanlar da en az inananlar kadar mümin, hatta Kuranın içeriğinden başka mucize aramıyacak kadar mümin bu üç...
4-Tartıştığın insanlar bu konuda Türkiye çapında uzman olabilir, bunu da dikkate al dört.
Razi müfessir ve kelamcı kimliğiyle tanınan 1149 senesinde, Rey şehrinde doğmuş, 1210 senesinde vefat etmiş, geride 200den fazla eser bırakmış olan Fahrettin er-Razi'dir. Bu 200 çaplı eserden sırf tefsiri,16 cilt olup Türkçeye de 'Tefsir-i kebir'ismiyle çevrilmiştir. Razi fatihadan bin soru çıkartıp binine de cevap verebileceği iddiasıyla bu tefsiri yazmaya başlamış ve aşılamaz bir eser ortaya koymuştur. Seleflerin görüşlerini naklettiği her yerde mutlaka kritik yapmıştır. Raziye seleflerinin görüşlerini nakletmekten başka bir şey yapmamıştır demek bu zatı hiç tanımadan kes yapıştır yapmış olmak demektir.
Lütfen iyi niyetle de olsa sırf yazmak için yazmayın! biraz araştırın biraz okuyun...Bu alim hakkında islam dünyası türkiye ve batıda yapılan saısız doktora ve master çalışması var, keşke arkadaşımız yazmadan önce hakkında biraz inceleme yapsaydı...
O büyük alim bir gün oturmuş hüngür hüngür ağlıyormuş...dostları, sevenleri yanına gelip sormuşlar ne oldu? nedir seni ağlatan? Demiş ki; ' Tam 30 senedir, 'doğru' diye naklettiğim, savunduğum bir tezin/bilginin bu gün yanlış olduğunu fark ettim. Bu gün hayattayım ve bunun yanlış olduğunu insanlara duyurabilirim, ya diğer konularda savunduklarımda da yanılmışsam ne olur halim...onu düşünüp ağlıyorun...'(umarım kimse ne olmuş ki demez!) Bunu okudukça aklıma Antolojide yazdıklarım geliyor ve kara kara düşünüyorum ne olacak halimiz diye...
Soru:19 la alakası olmayan ayetlerin bu alakasızlığını nasıl açıklıyoruz? Haşa! Allah o ayetlerde hesabı tutturamamışmıdır? Yoksa o ayetler Allah'a ait mi değildir?
Bu konuda yanlış olan nokta; kendi doğrularımızı kabul ettirmek adına, Atatürk'ün dine bakışı yada yaşantısını ölçü alıp kendimizi haklı çıkartmaya çalışmaktır.
Atatürk-din ilişkisini alakasız görmek Türkiye gerçeklerini, sosyolojik bir okumaya tabi tutamamaktan kaynaklanıyor sanırım...Din adına yapılan bir uygulama, karşısında Atatürkün ilke ve inklaplarını buluyorsa, bunların yorumlaması çoğu zaman keyfiliğe dönüştüğünde, insanlar Ata'nın dinle ilgili görüşlerini gündeme getirme ihtiyacı duyuyorlarsa, iki olgu arasında ciddi bir ilinti var demektir.
Bunu görememiş olabilir bazıları, ama Atatürk-din ilişkisini irdeleyen kitapların varlığından habersiz olmaları anlaşılır gibi değil...Bunlardan sadece bazıları: 1-) Atatürk ve Din, Sadi Borak, Anıl yayınevi 2-) Atatürk ve Din, Cenk Koray, Altın Kitaplar^ 3-) Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürtaş,Diyanet yay. 4-) Atatürk ve Din, İsmail Yakıt. SDÜ yay.
Bunlar ilk aklıma gelenler, acaba bu kadar alakasız olduğu için mi bu kitaplar kaleme alındı? Sanırım daha çok düşünüp, araştırıp daha az yazmalıyız.
O zaman daha mucize diye çok şeyin peşinde koşarsınız, ama bir gün karşınıza bir serap çıkıverir, Kuranın düşünen insan vurgusu boşuna değil bunu bir kez daha gördük...
Kuranın anaytarı konumunda olan besmelenin ne otantik yazılışındaki harf sayısının ne de latince yazılışındaki ki harf sayısının 19 u tutmaması, sadece bu bile oldukça ilginç ve düşündürücü...
1-'Çoğu zorlama değil' derken, 'bazısının' zorlama olduğunu sen de kabul ediyorsun bu bir.(Bkz.Mantık kuralları önermeler konusu)
2-Bir şeyin kabuledilebilir seviyede bir gerçek olabilmesi için 'tutarlı' olması, yani her yerde uygulanabilir olması lazım,(özellikle de matematiksel işlemlerde) halbu ki 19 mucizesi denilen çağdaş hurafede bu yok iki...
3-Buna inanmayan insanlar da en az inananlar kadar mümin, hatta Kuranın içeriğinden başka mucize aramıyacak kadar mümin bu üç...
4-Tartıştığın insanlar bu konuda Türkiye çapında uzman olabilir, bunu da dikkate al dört.
Razi müfessir ve kelamcı kimliğiyle tanınan 1149 senesinde, Rey şehrinde doğmuş, 1210 senesinde vefat etmiş, geride 200den fazla eser bırakmış olan Fahrettin er-Razi'dir. Bu 200 çaplı eserden sırf tefsiri,16 cilt olup Türkçeye de 'Tefsir-i kebir'ismiyle çevrilmiştir. Razi fatihadan bin soru çıkartıp binine de cevap verebileceği iddiasıyla bu tefsiri yazmaya başlamış ve aşılamaz bir eser ortaya koymuştur. Seleflerin görüşlerini naklettiği her yerde mutlaka kritik yapmıştır. Raziye seleflerinin görüşlerini nakletmekten başka bir şey yapmamıştır demek bu zatı hiç tanımadan kes yapıştır yapmış olmak demektir.
Lütfen iyi niyetle de olsa sırf yazmak için yazmayın! biraz araştırın biraz okuyun...Bu alim hakkında islam dünyası türkiye ve batıda yapılan saısız doktora ve master çalışması var, keşke arkadaşımız yazmadan önce hakkında biraz inceleme yapsaydı...
Eli öpülesi bir alperen, bir hizmet eri...
Türk diline, kurum olarak nasıl zarar verebilirizin düşünülüp taşınıldığı yer...bir zamanlar...
O büyük alim bir gün oturmuş hüngür hüngür ağlıyormuş...dostları, sevenleri yanına gelip sormuşlar ne oldu? nedir seni ağlatan? Demiş ki; ' Tam 30 senedir, 'doğru' diye naklettiğim, savunduğum bir tezin/bilginin bu gün yanlış olduğunu fark ettim. Bu gün hayattayım ve bunun yanlış olduğunu insanlara duyurabilirim, ya diğer konularda savunduklarımda da yanılmışsam ne olur halim...onu düşünüp ağlıyorun...'(umarım kimse ne olmuş ki demez!) Bunu okudukça aklıma Antolojide yazdıklarım geliyor ve kara kara düşünüyorum ne olacak halimiz diye...
Soru:19 la alakası olmayan ayetlerin bu alakasızlığını nasıl açıklıyoruz? Haşa! Allah o ayetlerde hesabı tutturamamışmıdır? Yoksa o ayetler Allah'a ait mi değildir?
Bu konuda yanlış olan nokta; kendi doğrularımızı kabul ettirmek adına, Atatürk'ün dine bakışı yada yaşantısını ölçü alıp kendimizi haklı çıkartmaya çalışmaktır.
Atatürk-din ilişkisini alakasız görmek Türkiye gerçeklerini, sosyolojik bir okumaya tabi tutamamaktan kaynaklanıyor sanırım...Din adına yapılan bir uygulama, karşısında Atatürkün ilke ve inklaplarını buluyorsa, bunların yorumlaması çoğu zaman keyfiliğe dönüştüğünde, insanlar Ata'nın dinle ilgili görüşlerini gündeme getirme ihtiyacı duyuyorlarsa, iki olgu arasında ciddi bir ilinti var demektir.
Bunu görememiş olabilir bazıları, ama Atatürk-din ilişkisini irdeleyen kitapların varlığından habersiz olmaları anlaşılır gibi değil...Bunlardan sadece bazıları:
1-) Atatürk ve Din, Sadi Borak, Anıl yayınevi
2-) Atatürk ve Din, Cenk Koray, Altın Kitaplar^
3-) Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürtaş,Diyanet yay.
4-) Atatürk ve Din, İsmail Yakıt. SDÜ yay.
Bunlar ilk aklıma gelenler, acaba bu kadar alakasız olduğu için mi bu kitaplar kaleme alındı? Sanırım daha çok düşünüp, araştırıp daha az yazmalıyız.