Senin Ne Olduğun Benim İçin Hiç Önemli Değil.. Sonuçta Gözlerimin Sana Baktığı Kadarsın.. Ben O Gözleri Senden Çektiğim An Hoş Bir Anı Olarak Kalırsın.
MUSTAFA DENIZLI: Denizli'yi Altay'dan GS'a getiren kişi sabetaycı Alp Yalman'dır. Denizli'nin her iki eşi de sabetaycıydı.Çok dindar bir sabetaycı olan Denizli'nin kızları göreceksiniz birer sabetaycı ailelerden birileriyle evlenecektir
ECZACIBASI AILESI: Eczacıbaşı ailesi 1924 mübadelesi öncesi yerleşik sabetaycılardandır. Nejat Eczacıbaşı'nın eşi Beyhan Eczacıbaşı'nın babası Ittihat ve Terakki'nin beyni ve 33. dereceye yükselmiş bir mason olan Rahmi bey de sabetaycıydı. Bülent Eczacıbaşı'nın eşi Oya hanım ve kardeşi Faruk Eczacıbaşı'nın eşi Füsun hanım da sabetaycıdır. Özal kardeşler sabetaycı değildir ama Turgut Özal'in eşi Semra (Yeğinmen) hanım sabetaycıdır, Muharrem Berk'in yeğenidir, kardeşi Mehmet Yeğinmen de sabetaycı Kavala grubunun adamı olmuş ve savunma ihalelerinde yolsuzluklara bulaşmıştır. Mesut Yılmaz'ın kendisi değil ama eşi Berna (Müren) hanım cemaat çevrelerinde sayılan Semra Özal'ın ANAP'ın muhafazakar kanadına hasmane tavır almasının ve 1991'deki Anap genel başkanlık yarışında Akbulut'a karşı şiddetle Mesut Yılmaz'ı destekleyip eşini Yılmaz'a üstü örtülü destek vermeye zorlamasının sebebi işte bu sabetaycılık bağıdır.
1994, Halil Bezmen olayı Dönmeler son on yıl içinde ilk kez Halil Bezmen’in meşhur “klor yolsuzluğu” yüzünden ABD’ye kaçışıyla gündeme geldi. Bilindiği gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Recep Tayip Erdoğan’dan önceki CHP’li başkanı Nurettin Sözen döneminde büyük yolsuzluklar yapıldığı açığa çıkmış, bilhassa İSKİ’de büyük skandal olmuş, İSKİ genel müdürü Ergun Göknel, yolsuzluk suçlamalarından mahkum olarak yıllarca hapis yatmıştı. İSKİ’ye fahiş fiyatla (yanlış hatırlamıyorsam normal fiyatın 100 katı) klor satan ve “Türkiye’yi kazıkladım, kazıklanmasaydınız” dediği basında yer alan Halil Bezmen adlı kişi ise polisten kaçarak ABD’ye kapağı atmıştı. Türkiye’nin talebi üzerinde orada yakalanıp yargılanmıştı da.
Dönmelik ve dönmeler işte bu yargılanma esnasında gündeme gelmişti ilk kez. Zira Halil Bezmen bir “Dönme”ydi ve iddiaya göre mahkemeden “Musevi olduğunun” dikkate alınarak yargılanmasını istemiş, mahkeme de oradaki Musevi cemaatine başvurarak Türk adı taşıyan, nüfus cüzdanında da Müslüman yazan bu kişinin Musevi sayılıp sayılmayacağını öğrenmek istemişti.
Dönmeler Yahudi Mi “Kafir” Mi? Bu dönemde kullanımı yaygınlaşan internette dolaşan bilgilere göre Bezmen’in bu müracaatı Amerika’daki Yahudi cemaatlerini ikiye bölmüştü. Bir kısmı Dönmelerin artık Yahudi sayılamayacağını, dinden çıkmış “kafir” kimseler olduklarını iddia ederken, aralarında JINSA adlı Musevi silah üreticileri örgütünün de yer aldığı öteki gurup ise Dönmelerin, İsrail’in menfaatleri açısından Yahudi kabul edilmeleri gerektiği iddiasını seslendiriyorlardı. Bu ikinci görüş sahiplerinin, Türkiye’deki dönmelerin belli başlı 40-50 aile dışında büyük oranda asimile olup eridiğini, bunun önce durdurulması ardından Yahudilikle bağlarının güçlendirilip yine sayısı hızla azalan Türkiye’deki Musevi cemaatine eklemlenmesi gerektiğini hedefledikleri anlaşılıyordu.
Sabetaycılar giyime ve dış görünüme çok önem verirler. Büyük yemekler düzenlerler. amaçları ise gençler kaynaşsın, saf kan bozulmasın. Kendi aralarında evlenmeyi istemeyen, dışardan birini seven çocuklar, evlatlıktan reddedilmeye ve cemaatten aforoz edilmeye kadar gidebilir.böyleleri “Kararmış” diye anılır. Sabetaycıların kendi aralarında evlenmeleri, onlara has resesif özellikte genetik problemlerin doğmasına yol açmıştır. Çocuklara evlenme çağına kadar gizli hiç bir şeyden bahsedilmez. Bunun dışında sünnetler topluluktan bir doktora yaptırılıyor çünkü operasyon normalden biraz farklı oluyor.
Şimdi sen, kırgın yüreğinin yorgun kanatlarını dinlendirirken yabani ağaç dallarında; ben kesik kesik soluyorum mutluluğu. Göçmen düşleri izliyorum hüznün güvertesinden. Bu seferden kimse sağ çıkamayacak!
Çünkü çok özledim..
Eskisi gibi cümleler kuramıyorum. Hiçbir şey eskisi gibi değil zaten nicedir. Başımı dayadığım gökyüzü avutmuyor, kokunu soluyan o rüzgârlar dindi, ve deniz... ben yokum diye mi yanında, sinsi, sessiz ve bu kadar kimsesiz?
Sevmekle kabullenmek arasında, ani gel-gitler girdabında, kendimi arıyorum. Bir tek sözcük arıyorum her şeyi kapsayacak... Olmuyor; bu kadar iştahla kitaplar okumanın o kelimeyi bulmaya hiçbir faydası yok, umutsuzca deniyorum. Boşuna okuyorum sanki hayatı, insanları ve satır aralarını. Kimse ve hiçbir şey, yazık ki, asla göründüğü gibi değil.
Gerçekçi masallar, hepsi bu! Aslında hepsi bu da değil!
Şimdi, neredeyse aynı kokuyu duyumsarken sızlayan gözkapaklarımızda, böylesi bir özlemin farklı bir adı olmalı değil mi? Bunca uzun bekleyişin, böylesi kadim bir bağımlılığın bir farkındalığı... Belki de ikimizden biri fazla bu hikâyede. Ya da, daha doğru bir deyişle, korkarım bu hikâye fazla ikimize de! Cümleler bizi taşıyamayacak kadar boyutsuz farkında mısın, artık hiçbir tümce heyecanlandırmıyor bizi. O kadar yalın, alışılmış ve ifadesiz... Anlamları genişletemeyecek kadar kendi içimize kapandık biz de. Pes etmeliyiz artık, tek bir sözcük bile bırakmadan birbirimize.
Uzun yürüyüşlere çıkmalıydık seninle. Geçmişin o çocuk elini bırakıp, deniz kenarına kadar yürümesine izin vermeliydik.
Bizim yarınımız yok, biliyorum ama bugünümüz de, bugünümüz bile yok! Sürekli nükseden bir geçmiş, hepsi bu!
Dudağımda yarım kalan Söylenmemiş son sözümdün Baki olsa da ayrılık Aşk her daim ölümsüzdür.... Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi Efkar kitabedir aşka demde okunur Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur Varsın eller gönül yarası kapanır sansın Kabuğun altında sevgili sen kanayansın.... Ömrümüzün son demidir Dönülmeyen o gitmeler... Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi.... Efkar kitabedir aşka demde okunur Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur... Varsın eller gönül yarası kapanır sansın Kabuğun altında sevgili sen kanayansın
mitolojide kanatları olan at
¸¸.•*´¯`pegasus´¯`*•.,,
Senin Ne Olduğun Benim İçin Hiç Önemli Değil..
Sonuçta Gözlerimin Sana Baktığı Kadarsın..
Ben O Gözleri Senden Çektiğim An
Hoş Bir Anı Olarak Kalırsın.
MUSTAFA DENIZLI: Denizli'yi Altay'dan GS'a getiren kişi sabetaycı Alp Yalman'dır. Denizli'nin her iki eşi de sabetaycıydı.Çok dindar bir sabetaycı olan Denizli'nin kızları göreceksiniz birer sabetaycı ailelerden birileriyle evlenecektir
ECZACIBASI AILESI: Eczacıbaşı ailesi 1924 mübadelesi öncesi yerleşik sabetaycılardandır. Nejat Eczacıbaşı'nın eşi Beyhan Eczacıbaşı'nın babası Ittihat ve Terakki'nin beyni ve 33. dereceye yükselmiş bir mason olan Rahmi bey de sabetaycıydı. Bülent Eczacıbaşı'nın eşi Oya hanım ve kardeşi Faruk Eczacıbaşı'nın eşi Füsun hanım da sabetaycıdır. Özal kardeşler sabetaycı değildir ama Turgut Özal'in eşi Semra (Yeğinmen) hanım sabetaycıdır, Muharrem Berk'in yeğenidir, kardeşi Mehmet Yeğinmen de sabetaycı Kavala grubunun adamı olmuş ve savunma ihalelerinde yolsuzluklara bulaşmıştır. Mesut Yılmaz'ın kendisi değil ama eşi Berna (Müren) hanım cemaat çevrelerinde sayılan Semra Özal'ın ANAP'ın muhafazakar kanadına hasmane tavır almasının ve 1991'deki Anap genel başkanlık yarışında Akbulut'a karşı şiddetle Mesut Yılmaz'ı destekleyip eşini Yılmaz'a üstü örtülü destek vermeye zorlamasının sebebi işte bu sabetaycılık bağıdır.
1994, Halil Bezmen olayı
Dönmeler son on yıl içinde ilk kez Halil Bezmen’in meşhur “klor yolsuzluğu” yüzünden ABD’ye kaçışıyla gündeme geldi. Bilindiği gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Recep Tayip Erdoğan’dan önceki CHP’li başkanı Nurettin Sözen döneminde büyük yolsuzluklar yapıldığı açığa çıkmış, bilhassa İSKİ’de büyük skandal olmuş, İSKİ genel müdürü Ergun Göknel, yolsuzluk suçlamalarından mahkum olarak yıllarca hapis yatmıştı. İSKİ’ye fahiş fiyatla (yanlış hatırlamıyorsam normal fiyatın 100 katı) klor satan ve “Türkiye’yi kazıkladım, kazıklanmasaydınız” dediği basında yer alan Halil Bezmen adlı kişi ise polisten kaçarak ABD’ye kapağı atmıştı. Türkiye’nin talebi üzerinde orada yakalanıp yargılanmıştı da.
Dönmelik ve dönmeler işte bu yargılanma esnasında gündeme gelmişti ilk kez. Zira Halil Bezmen bir “Dönme”ydi ve iddiaya göre mahkemeden “Musevi olduğunun” dikkate alınarak yargılanmasını istemiş, mahkeme de oradaki Musevi cemaatine başvurarak Türk adı taşıyan, nüfus cüzdanında da Müslüman yazan bu kişinin Musevi sayılıp sayılmayacağını öğrenmek istemişti.
Dönmeler Yahudi Mi “Kafir” Mi?
Bu dönemde kullanımı yaygınlaşan internette dolaşan bilgilere göre Bezmen’in bu müracaatı Amerika’daki Yahudi cemaatlerini ikiye bölmüştü. Bir kısmı Dönmelerin artık Yahudi sayılamayacağını, dinden çıkmış “kafir” kimseler olduklarını iddia ederken, aralarında JINSA adlı Musevi silah üreticileri örgütünün de yer aldığı öteki gurup ise Dönmelerin, İsrail’in menfaatleri açısından Yahudi kabul edilmeleri gerektiği iddiasını seslendiriyorlardı. Bu ikinci görüş sahiplerinin, Türkiye’deki dönmelerin belli başlı 40-50 aile dışında büyük oranda asimile olup eridiğini, bunun önce durdurulması ardından Yahudilikle bağlarının güçlendirilip yine sayısı hızla azalan Türkiye’deki Musevi cemaatine eklemlenmesi gerektiğini hedefledikleri anlaşılıyordu.
Sabetaycılar giyime ve dış görünüme çok önem verirler. Büyük yemekler düzenlerler. amaçları ise gençler kaynaşsın, saf kan bozulmasın. Kendi aralarında evlenmeyi istemeyen, dışardan birini seven çocuklar, evlatlıktan reddedilmeye ve cemaatten aforoz edilmeye kadar gidebilir.böyleleri “Kararmış” diye anılır. Sabetaycıların kendi aralarında evlenmeleri, onlara has resesif özellikte genetik problemlerin doğmasına yol açmıştır.
Çocuklara evlenme çağına kadar gizli hiç bir şeyden bahsedilmez. Bunun dışında sünnetler topluluktan bir doktora yaptırılıyor çünkü operasyon normalden biraz farklı oluyor.
Senden önce hüzün yağardı düşlerime
GELişin bir rüya, GİDişinse bir isyan
Şimdi sen, kırgın yüreğinin yorgun kanatlarını dinlendirirken yabani ağaç dallarında; ben kesik kesik soluyorum mutluluğu. Göçmen düşleri izliyorum hüznün güvertesinden. Bu seferden kimse sağ çıkamayacak!
Çünkü çok özledim..
Eskisi gibi cümleler kuramıyorum. Hiçbir şey eskisi gibi değil zaten nicedir. Başımı dayadığım gökyüzü avutmuyor, kokunu soluyan o rüzgârlar dindi, ve deniz... ben yokum diye mi yanında, sinsi, sessiz ve bu kadar kimsesiz?
Sevmekle kabullenmek arasında, ani gel-gitler girdabında, kendimi arıyorum. Bir tek sözcük arıyorum her şeyi kapsayacak... Olmuyor; bu kadar iştahla kitaplar okumanın o kelimeyi bulmaya hiçbir faydası yok, umutsuzca deniyorum. Boşuna okuyorum sanki hayatı, insanları ve satır aralarını. Kimse ve hiçbir şey, yazık ki, asla göründüğü gibi değil.
Gerçekçi masallar, hepsi bu!
Aslında hepsi bu da değil!
Şimdi, neredeyse aynı kokuyu duyumsarken sızlayan gözkapaklarımızda, böylesi bir özlemin farklı bir adı olmalı değil mi? Bunca uzun bekleyişin, böylesi kadim bir bağımlılığın bir farkındalığı... Belki de ikimizden biri fazla bu hikâyede. Ya da, daha doğru bir deyişle, korkarım bu hikâye fazla ikimize de! Cümleler bizi taşıyamayacak kadar boyutsuz farkında mısın, artık hiçbir tümce heyecanlandırmıyor bizi. O kadar yalın, alışılmış ve ifadesiz... Anlamları genişletemeyecek kadar kendi içimize kapandık biz de. Pes etmeliyiz artık, tek bir sözcük bile bırakmadan birbirimize.
Uzun yürüyüşlere çıkmalıydık seninle. Geçmişin o çocuk elini bırakıp, deniz kenarına kadar yürümesine izin vermeliydik.
Bizim yarınımız yok, biliyorum ama bugünümüz de, bugünümüz bile yok!
Sürekli nükseden bir geçmiş, hepsi bu!
Hepsi bu olsaydı keşke! ! ! ! !
Dudağımda yarım kalan
Söylenmemiş son sözümdün
Baki olsa da ayrılık
Aşk her daim ölümsüzdür....
Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi
Efkar kitabedir aşka demde okunur
Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur
Varsın eller gönül yarası kapanır sansın
Kabuğun altında sevgili sen kanayansın....
Ömrümüzün son demidir
Dönülmeyen o gitmeler...
Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi....
Efkar kitabedir aşka demde okunur
Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur...
Varsın eller gönül yarası kapanır sansın
Kabuğun altında sevgili sen kanayansın
gönlüm vahşi bir at,
şahlanmışken bile bir tek sana itaat eden..
aşk bu ise güzelim
ben sana aşığım....
gönlüm engin bir deniz
konuşacak çok şeyi varken dilsiz
aşk bu ise güzelim
ben sana aşığım...
¸¸.•*´¯`pegasus´¯`*•.,,
bir zamanlar denizcilerin baş belasıyken, günümüzde müzisyenlerin baş belası...