Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Yağmur Bulut
Yağmur Bulut

DOST, YARAMIZA BASILMIŞ TUZU, YARAMIZDAN ARINDIRANDIR.

  • rubai30.01.2007 - 22:55

    Sevgiliye, 'gel' dedim.
    O öfke ile bana baktı.
    Ben 'bu öfkeli bakışın, gönülden değildir. Bu bir hiledir Benden ne diye kaçıyorsun, burada korktuğun bir şey mi var? ' dedim.
    Sen aşk yolunda ölmüş bir varlıksın. Bir ölüde utanmak duygusu, şundan bundan, arlanma kaygusu olur mu?

  • kardelen30.01.2007 - 22:24

    Kardelen kadar olamayacaksan sakın aşık olma.....! ! !
    Sana yüklediğim anlamları senmişsin gibi düşünme..
    Sen o anlamlarda sadece bende varsın
    Ve ben seviyorsam sen ba-ha-ne-sin.....! ! !

  • Neyzen30.01.2007 - 21:46

    ^^Ateş iken kor oldum
    Irmak iken kol oldum
    Ben bu aşkın içinde
    Dura dura toz oldum^^

    ^^Ney üflemek, insan nefsini terbiye eden ve sabrı öğreten kusurun olmadığı bir sevdadır.^^

    ^^Sağ elimi kaldırdım
    Sol elimi daldırdım
    Dilim kalbe indirdim
    Döndüm Mevlana gibi^^

  • strateji30.01.2007 - 21:11

    Strateji üstadlarından birisi de bukalemunlardır.
    Kendilerini güvende hissetmedikleri zaman hemen renk değiştirerek ortamın rengini ve desenini alır ve ortamla bütünleşirler.
    Böylece hayatta kalmayı da başarırlar.

    Bir de erkek bukalemunlar dişilerine kendisini beğendirebilmek için renk değiştirirler. Bu da soyunun devamını sağlayabilmek için erkek bukalemunların izlediği bir stratejidir.

  • strateji30.01.2007 - 20:44

    Hayvanlar içinde en stratejist olanlarından birisi kertenkeledir.
    Ne zaman başı zorda olsa hemen kuyruğunu bırakıp kaçar.
    Düşmanı kertenkelenin bedeninden ayrılmış ve hâlâ yerde hareket eden kuyrukla ilgilenirken
    Kertenkele çoktan sırra kadem basmış ve canını kurtarmıştır.

    Çok ilginç bir strateji değil mi?

  • dostluk30.01.2007 - 20:02

    Çok sevdigim bir şair ve filozof olan, Halil Cibran'in
    sözlerini paylaşmak istiyorum sizlerle:
    'Dostunuz size aklından geçenleri açıklarken ne 'hayır'ı ne de 'evet'i ona söylemekten korkmayınız.
    Ve o sustuğunda yüreğiniz onu dinlemeyi sürdürsün; eğer dostun senin içindeki denizin alçalacağını bilmek zorundaysa, bırak yükseleceğini de bilsin..
    Yanlızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki?
    O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız boşluğunuzu doldurmak için değil..
    Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın...'

  • ırak savaşı30.01.2007 - 00:31

    Bu satırlar belki de dünyanın dengelerini değiştiren Irak'taki savaşın ABD tarafından nasıl kazanıldığı ile ilgili bugüne kadar tam olarak aydınlatılmamış çok önemli noktaların gün ışığına çıkarılmasında önemli katkıda bulunacak. Çünkü bize anlatılanlar 2003 Martı'nda başlayan Irak savaşı öncesi Amerikalıların gizli operasyonlarla neler yaptığını, Irak'ı nasıl çökerttiğini ve bunları yaparken Türk topraklarını nasıl kullandığını gözler önüne seriyor.

    Bir bölümü ile ilgili şimdiye dek ufak tefek konular gündeme gelse de, bu anlatılanlar öyle gizli ve hayati operasyonlar ki, Saddam Hüseyin'in o efsane Cumhuriyet muhafızlarının ya da istihbarat örgütü Muhaberat'ın direnişte en ufak bir varlık gösteremediğine dair bir çok şifrelerin kodlarını veriyor. Tabii ki bu olayları ispat edebilmemiz, zaman tüneline girip o günlerde kameralar gezdirmemiz mümkün değil. Belki de, Amerikalılar bu iddiaların doğru olmadığı açıklamasını yapacak. Ama, bu olayları bize anlatanların o günlerde çok kritik noktalarda bulunan ve asla yalan söylemeyecek kişiler olduğunu söylemekte yarar var. Bu olaylar serisi aynı zamanda ABD'ye de aslında bir cevap niteliği taşıyor. Çünkü, Ankara Washington'a her fırsatta Kuzey Irak'ta terör örgütü PKK ile mücadelede ağırdan aldığı konusunda yüklendikçe, ABD'de de doğrudan veya dolaylı Türkiye'ye, 'Siz de 1 Mart 2003'de askerlerimizin Kuzey Irak'a geçişine izin vermediniz. Bu da kuzeyden kuşatma imkanımızı engelledi. Güvenlik zaafı doğdu. Bugün 3 binden fazla kayıp vermemizde bunun da rolü var' yanıtını veriyor. Ama, ABD'nin bu yaptıklarını görünce tezkere ilgili şikayetinin ne kadar havada kaldığı bir kez daha anlaşılıyor.
    Şimdi gelin, 2003 yılının OcakMart ayları arasında yaşanan bu esrarengiz gelişmeler serisine bir bakalım. Şubat ayı başları... Dünya Irak savaşı ile ilgili tedirgin bir bekleyiş içinde. ABD'nin CIA ve diğer askeri istihbarat birimleri yavaş yavaş bölgeye intikal ediyor. Bir bölümü güneyden Irak'a sızıyor. Diğer bir bölümü de çok yakından tanıdığımız bir yere, İncirlik'e iniyor. Oradan da, takma isimler ve yerel kıyafetleri ile Türkiye üzerinden 'saha çalışmasına' başlamak üzere Irak'a geçiyor.

    Tam 45 gün Irak'ta Muhaberat ve Cumhuriyet Muhafızlarının üst düzey isimleri ile gizli pazarlıklar yapılıyor. İkna çalışmasının amacı, bu isimlerin birlikleri ile birlikte savaşa katılmaması. Karşılığında kendilerine, Amerika'da aileleri, yakın kurmayları ile birlikte yeni bir kimlik ve yeni bir hayat teklif ediliyor. Saddam belki de idama giden yolda ilk ihanetle o anda karşılaşıyor. Adamlarının önemli bir bölümü bu teklifi kabul ediyor. Amerikan ordusu Bağdat'a yaklaşıyor. Büyük savaş burada bekleniyor. Ama Irak'ın başkentine girildiğinde Amerikan istihbaratının aslında zaferi çoktan kazandığı ortaya çıkıyor. Çünkü, kayda değer doğru dürüst büyük bir çatışma bile olmuyor. Kritik komutanların ciddi bir bölümü ülkeyi terk ettiği ve askerlerin başıboşlukta dağıldığı anlaşılıyor. O sırada, İncirlik Hava Üssünden kalkan C-5 ve C-17 uçakları daha önce hiç taşımadıkları yolcuları ile Amerika yolunda Atlantik Okyanusu üzerinde. Kimi uçaklar da çoktan bu Arap yolcularını Amerika'ya indirmiş durumda.

    Yani, ABD, Irak Ordusu ve istihbaratının çökertilmesinde ikna ettiği Iraklı önemli kurmay isimleri Habur sınır kapısından karayolu ile gizlice İncirlik'e getiriyor. Oradan da, yeni hayatlarına uçuruyor. 300'den fazla Iraklı yetkili ve aileleri bu yolla Amerika'ya gönderiliyor. Büyük bölümü Orta Amerika'da olmak üzere yeni kimlikleri ve gizli devlet koruma sistemi ile önlerindeki hayata yelken açıyor. Bütün bunlar da, Amerikan askerlerinin kuzeyden girmesi veya girmemesinin kazanılan zaferde ne kadar küçük bir detay olduğunu ortaya çıkarıyor. Tüm bu kafa karışıklığını yaşarken, 11 Eylül saldırılarının ardından hassas noktalarda görev yapmış bir Türk yetkili gülümsüyor ve anlatmaya devam ediyor:

    'Şaşırmayın, 11 Eylül'ün ardından Türk sınırından Irak'a sızan CIA birliklerinin detayları da var. Hatta, rahmetli İsmail Cem'e ABD'nin bu teklifi yapılıyor. İsmail Bey, Washington'dan gelen bu talebe 'Beni aşar' diyerek yanıt veremiyor. Konu dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit'e intikal ediyor. O da 'Tamam' diyor. Tüm bunlara tanıklık eden diplomat arkadaşlar hala görevde.'

    Zaman ilerliyor, gerçekler birer birer ortaya çıkıyor.


    Sabah gazetesi / Metehan Demir'in yazısı

  • marsta yaşam30.01.2007 - 00:19

    Bilim adamları, son yaptıkları araştırmaya göre, Mars yüzeyinde yaşam olmadığı, Kızıl Gezegen'de yaşam varsa bile bunun yüzeyden aşağılarda olabileceği sonucuna vardılar.

    Space.com'un haberine göre, bilim insanları, Kızıl Gezegen'in yüzeyinde çeşitli derinliklerde yaptıkları kozmik radyasyon seviyesi ölçümlerinin ardından, yüzeyde ve birkaç metre altında yaşamın varlığının, kozmik radyasyonun öldürücü miktarından ötürü olanaksız olduğuna karar verdiler.

    Londra Kolej Üniversitesi'nden Lewis Dartnel başkanlığında yapılan ve sonuçları Geophysical Research Lettrs dergisinin yarınki sayısında yayınlanacak araştırmada, Dünya'nın tersine Mars'ın uzun zamandır küresel bir manyetik alan veya kalın bir atmosfer tarafından korunmamasının sonucu olarak uzaydan milyarlarca yıldır gelen radyasyona karşı savunmasız olduğu belirtiliyor.

    ^^Bildiğimiz en dayanıklı hücrelerin bile Mars'ın yüzeyindeki kozmik radyasyondan ötürü bu kadar yaşamalarına olanak yok^^ diyen Lewis Dartnell ve ekibi, Mars'ın ne kadar güneş ve galaktik radyasyonun etkisinde kaldığını hesaplayan bir radyasyon dozu modeli geliştirdiler. Mars toprağı var sayılan topraklardaki parçacık enerjilerini ve radyasyon dozları çeşitli derinliklerde test edildikten sonra Dünya'da bilinen en güçlü hücrelerin yaşayabilecekleri süre hesaplandı. Bu araştırmalar sonunda, Kızıl Gezegen'de canlı hücre aramak için en uygun yerin büyük bir volkanik bölge olan Elysium Plantia'daki kısa süre önce keşfedilen donmuş denizden buz olduğuna inanan bilimsel ekip, bu denizin sadece 5 milyon yıl önce oluştuğunu düşünüyor. Elysuim buzunun yaklaşık 7,5 metre altında yaşam izinin bulunabileceğini belirten bilim insanları, buna karşın bunun şu anda planlanan Mars keşif programlarının menzilinin ötesinde olduğuna dikkat çekiyorlar.

  • mem u zin29.01.2007 - 23:55

    ^^Ateşböcekleri nasıl aşıksa geceye, Mem ile Zin de öyle aşıktı birbirine. Mum nasıl eriyorsa karanlığın kahrına onlar da öyle eriyordu kavuşamamanın kahrına.^^

    Lakin Hükümdar Zeyneddin Bey, Beko denen sevda düşmanının oyununa gelip kızı Zin’i Mem’e vermeyeceğine dair yemin etmişti.

    Kavuşmaktan başka ilacı var mıdır ki sevdanın? Zeyneddin Bey bunu bilmiyordu, bu sebepten dize gelmeyen Mem’i zindana attırdı. Sevda bilmeyenin, sevdaya hürmet göstermeyenin zehri çoktur, bu yüzden Beko, zindanda zehirleyerek öldürdü Mem’i…

    Zin’in bir değil on canı da olsaydı, ölüm acısı hepsini alırdı…

    İşte o gün bugündür, yan yana duran mezarlarından dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen çiçekler açar, eşine rastlanmayan kokularla. Çünkü toprak aşkın yoldaşıdır.”

  • efsane aşklar29.01.2007 - 23:46

    FERHAT İLE ŞİRİN HİKAYESİ


    EFSANEYE GÖRE:

    Persler Döneminde Ferhat meşhur bir nakkaştır.

    Sultan Mehmene Banu’nun kızkardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Ferhat Şirin’i görür ve birbirlerine sevdalanırlar.

    Ferhat Sultan’a haber salarak Şirin’i istetir.

    Sultan, kızkardeşini vermek istemez.

    Ferhat’a oyalamak için Elma Dağı’nı delip şehre su getirmesini şart koşar.

    Ferhat, sevdanın verdiği aşkla dağları delmeye başlar.

    Mehmene Banu dağı delip, suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat’ın yanına yaşlı dadısını göndererek Şirin’in öldüğü haberini ulaştırır.

    Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngünü havaya atar, düşen külünk, Ferhat’ın başına isabet eder ve Ferhat ölür.

    Ferhat’ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir.

    Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak, orada can verir.

    Her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler.


    DERLER Kİ:

    Her bahar iki mezar üzerinde iki gül bitermiş, tam birbirlerine kavuşmak üzereyken, mezarların orasında bir kara çalı peydah olur, iki gülün kavuşmalarını engellermiş.