Karbon, periyodik tablodaki altıncı elementtir. Bu atom dünya üzerindeki yaşamın temelidir, çünkü bütün temel organik moleküller (aminoasitler, proteinler, nükleik asitler vb) karbon atomunun diğer bazı atomlarla çeşitli şekillerde birleşmesiyle oluşur. Karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi diğer atomlarla birleşerek vücudumuzdaki milyonlarca farklı tür proteini meydana getirir.
Karbonun yerini tutabilecek başka bir element yoktur; çünkü başka hiçbir element, karbon gibi sınırsız türde bağ yapma özelliğine sahip değildir.
Venüs'ün yüzeyindeki sıcaklık yaklaşık 450 oC'ye kadar ulaşır. Bu sıcaklık, kurşunu bile eritmeye yeter. Nitekim gezegenin yüzeyi, adeta lavlarla kaplı bir ateş topu gibidir. Sülfürik asit katmanları ile dolu olan atmosfer, sürekli asit yağmurları yağdırır. Atmosfer basıncı ise, Dünya'da denizin 1 km. derinliğindeki basınca eş değerdir.
Bu veriler ışığında Venüs'le buluşmamız masal gibi imkansız görünüyor.
Simya, Ortaçağ'da çok popüler olmuş bir uğraşıdır.
Simyacılar, hep elementleri birbirine dönüştürme hayalleri kurmuşlar, demir gibi metalleri altına çevirmek için uğraşmışlardır.
Oysa simya dünya koşullarında imkansızdır. Çünkü elementlerin birbirine dönüşümü, ancak çok yüksek ısılarda gerçekleşir. Gereken bu ısı o kadar yüksektir ki, sadece yıldızlarda bulunur.
Elementler, atomlarının yapısıyla birbirinden ayrılırlar. Bir hidrojen atomunu demirden ayıran fark, hidrojenin proton ve elektron sayısının 1, demirinkinin ise 26 olmasıdır.
İşin önemli olan yönü, elementleri birbirine dönüştürmenin doğal Dünya koşullarında imkansız oluşudur. Çünkü bir elementin bir başka elemente dönüşmesi için, çekirdeğindeki proton sayısının değişmesi gerekir. Oysa protonlar, evrendeki en büyük fiziksel güç olan güçlü nükleer kuvvet tarafından birbirlerine bağlanırlar ve ancak ^^nükleer^^ reaksiyonlarla yerlerinden oynatılabilirler. Fakat doğal dünya şartlarında gerçekleşen reaksiyonların hepsi, elektron alışverişlerine dayanan ve çekirdeği etkilemeyen kimyasal reaksiyonlardır.
'O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır...' (Şura Suresi, 11)
Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: ^^Niçin ağlıyorsun? ^^ ^^Çünkü ben kadınım.^^ Diye cevapladı annesi. ^^Anlamadım..? ! ^^ dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp ^^Hiç bir zaman anlayamayacaksın..! ^^ dedi.
Babasına ^^Baba, annem niçin ağlıyor? ^^ diye sordu. Babanın cevabı: ^^Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır^^ oldu. Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, hâlâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. ^^Allahım^^ dedi: ^^Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar? ^^
Allah ^^Ben kadınları özel yarattım...! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim. Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına,sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim... Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşı...^^ diye cevapladı...
Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır.
Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.....
Göç eden yaban kazlarının havada süzülürken 'V' şeklinde bir formasyonla uçtuklarını görmüşsünüzdür... Bilim adamları kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar ve;
1-) 'V' şeklinde uçulduğunda, uçan her kuş, kanat çırptığında arkasındaki kuş için, onu kaldıran bir hava akımı yaratıyormuş. Böylece 'V' şeklinde bir formasyonda uçan kaz grubu,birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçus menzillerini % 70 oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.
Kıssadan Hissesi: Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir araya gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler.
2-) Bir kaz, 'V' grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diğer kuşların yarattığı hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda,genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu şekilde devam ediyor.
Kıssadan Hissesi: Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız.
3-) 'V' grubunun başında giden kaz, hiç bir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer almış oluyor.
Kıssadan Hissesi: Yaptığımız her işi, yeri ve zamanı geldiğinde başkasına bırakmak gerekiyor.
4-) Uçus hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar.
Kıssadan Hissesi: İlerlemek ve yol almak için bazen baskalarının uyarılarına gereksinim duyarız. Bundan alınmamalıyız; tam aksine, böyle uyarıları sevinç ve takdirle karşılamalıyız.
5-) Gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafindan vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta veya yaralı kazın yanına gidiyor. Tekrar uçabilene kadar ya da eğer ölürse, ölümüne kadar onunla beraber yaralı kuşu asla terk etmiyorlar. Daha sonra kendilerine baska bir kaz grubu buluyorlar. Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu sekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor...
Kıssadan Hissesi: ADAM OLMAK SADECE İNSANLARA ÖZGÜ DEĞİL VE ^^KAZ KAFALI^^ DEYİMİ NE KADAR DA YANLIŞ BİR SÖYLEM......
İyi bir güneş gözlüğü güneşten yeryüzüne gelen ultraviyole ışınlarını absorbe edebilmeli ve hafif olmalıdır. tabi arkasından mutlaka yüzümüze en uyumlu olanı seçilmelidir.
Hayatımızdaki karmaşa ve karışıklık yüzünden ruhumuzu dinginleştirecek, uçsuz bucaksız evrende önemsiz bir canlı olmadığımızı ve bu dünyaya bir amaç için geldiğimizi bize hatırlatacak bir çıkış yoluna ihtiyaç duyarız çoğu zaman. Bu durumlarda ancak içimize döndüğümüzde mutlu oluruz.
İçsel yolculuğumuzda rehber olması için bazılarımız Kabala'ya, bazılarımız Yogaya, bazıalrımız Tasavvuf'a, bazılarımız da Feng Shui'ye sarılıyoruz. Yolumuzu new age felsefelerde, eski uygarlıkların kutsal kitaplarında bulmaya çalışıyoruz. İçsel yolculuğumuz içimizdeki bizi biz yapan, içimizi rahatlatan ve acılarımızın dindirilmesinde bize yardımcı olan merkezimizdir. Özümüze yolculuğumuzdur.
Karbon, periyodik tablodaki altıncı elementtir. Bu atom dünya üzerindeki yaşamın temelidir, çünkü bütün temel organik moleküller (aminoasitler, proteinler, nükleik asitler vb) karbon atomunun diğer bazı atomlarla çeşitli şekillerde birleşmesiyle oluşur. Karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi diğer atomlarla birleşerek vücudumuzdaki milyonlarca farklı tür proteini meydana getirir.
Karbonun yerini tutabilecek başka bir element yoktur; çünkü başka hiçbir element, karbon gibi sınırsız türde bağ yapma özelliğine sahip değildir.
Venüs'ün yüzeyindeki sıcaklık yaklaşık 450 oC'ye kadar ulaşır. Bu sıcaklık, kurşunu bile eritmeye yeter. Nitekim gezegenin yüzeyi, adeta lavlarla kaplı bir ateş topu gibidir. Sülfürik asit katmanları ile dolu olan atmosfer, sürekli asit yağmurları yağdırır. Atmosfer basıncı ise, Dünya'da denizin 1 km. derinliğindeki basınca eş değerdir.
Bu veriler ışığında Venüs'le buluşmamız masal gibi imkansız görünüyor.
Simya, Ortaçağ'da çok popüler olmuş bir uğraşıdır.
Simyacılar, hep elementleri birbirine dönüştürme hayalleri kurmuşlar, demir gibi metalleri altına çevirmek için uğraşmışlardır.
Oysa simya dünya koşullarında imkansızdır. Çünkü elementlerin birbirine dönüşümü, ancak çok yüksek ısılarda gerçekleşir. Gereken bu ısı o kadar yüksektir ki, sadece yıldızlarda bulunur.
Elementler, atomlarının yapısıyla birbirinden ayrılırlar. Bir hidrojen atomunu demirden ayıran fark, hidrojenin proton ve elektron sayısının 1, demirinkinin ise 26 olmasıdır.
İşin önemli olan yönü, elementleri birbirine dönüştürmenin doğal Dünya koşullarında imkansız oluşudur. Çünkü bir elementin bir başka elemente dönüşmesi için, çekirdeğindeki proton sayısının değişmesi gerekir. Oysa protonlar, evrendeki en büyük fiziksel güç olan güçlü nükleer kuvvet tarafından birbirlerine bağlanırlar ve ancak ^^nükleer^^ reaksiyonlarla yerlerinden oynatılabilirler. Fakat doğal dünya şartlarında gerçekleşen reaksiyonların hepsi, elektron alışverişlerine dayanan ve çekirdeği etkilemeyen kimyasal reaksiyonlardır.
'O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır...' (Şura Suresi, 11)
Bulutlar, su buharı, toz, sıcak - soğuk hava akımları görüntünün bulanık olmasına neden olur.
Gece gökyüzüne baktığımızda yıldızların titrer gibi görünmesinin nedeninin bu etkenler olduğunu biliyor muydunuz?
KADINLAR NEDEN AĞLAR?
Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu:
^^Niçin ağlıyorsun? ^^
^^Çünkü ben kadınım.^^ Diye cevapladı annesi.
^^Anlamadım..? ! ^^ dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp ^^Hiç bir zaman anlayamayacaksın..! ^^ dedi.
Babasına ^^Baba, annem niçin ağlıyor? ^^ diye sordu.
Babanın cevabı: ^^Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır^^ oldu. Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, hâlâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu.
^^Allahım^^ dedi: ^^Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar? ^^
Allah ^^Ben kadınları özel yarattım...! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına,sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim... Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşı...^^ diye cevapladı...
Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır.
Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.....
kelimelerin gücünü anlayamazsan, insanların gücünü anlayamazsın.
Göç eden yaban kazlarının havada süzülürken 'V' şeklinde bir
formasyonla uçtuklarını görmüşsünüzdür... Bilim adamları kazların
neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar ve;
1-) 'V' şeklinde uçulduğunda, uçan her kuş, kanat çırptığında
arkasındaki kuş için, onu kaldıran bir hava akımı yaratıyormuş. Böylece 'V' şeklinde bir formasyonda uçan kaz grubu,birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçus menzillerini % 70 oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.
Kıssadan Hissesi: Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir
araya gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler.
2-) Bir kaz, 'V' grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü
diğer kuşların yarattığı hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda,genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu şekilde devam ediyor.
Kıssadan Hissesi: Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız.
3-) 'V' grubunun başında giden kaz, hiç bir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer almış oluyor.
Kıssadan Hissesi: Yaptığımız her işi, yeri ve zamanı geldiğinde
başkasına bırakmak gerekiyor.
4-) Uçus hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere
öndekileri bağırarak uyarıyorlar.
Kıssadan Hissesi: İlerlemek ve yol almak için bazen baskalarının
uyarılarına gereksinim duyarız. Bundan alınmamalıyız; tam aksine,
böyle uyarıları sevinç ve takdirle karşılamalıyız.
5-) Gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafindan
vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere
gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta veya yaralı kazın
yanına gidiyor. Tekrar uçabilene kadar ya da eğer ölürse, ölümüne
kadar onunla beraber yaralı kuşu asla terk etmiyorlar. Daha sonra
kendilerine baska bir kaz grubu buluyorlar. Hiçbir kaz grubu,
kendilerine bu sekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor...
Kıssadan Hissesi: ADAM OLMAK SADECE İNSANLARA ÖZGÜ DEĞİL VE ^^KAZ KAFALI^^ DEYİMİ NE KADAR DA YANLIŞ BİR SÖYLEM......
İyi bir güneş gözlüğü güneşten yeryüzüne gelen ultraviyole ışınlarını absorbe edebilmeli ve hafif olmalıdır.
tabi arkasından mutlaka yüzümüze en uyumlu olanı seçilmelidir.
Hayatımızdaki karmaşa ve karışıklık yüzünden ruhumuzu dinginleştirecek, uçsuz bucaksız evrende önemsiz bir canlı olmadığımızı ve bu dünyaya bir amaç için geldiğimizi bize hatırlatacak bir çıkış yoluna ihtiyaç duyarız çoğu zaman.
Bu durumlarda ancak içimize döndüğümüzde mutlu oluruz.
İçsel yolculuğumuzda rehber olması için bazılarımız Kabala'ya, bazılarımız Yogaya, bazıalrımız Tasavvuf'a, bazılarımız da Feng Shui'ye sarılıyoruz. Yolumuzu new age felsefelerde, eski uygarlıkların kutsal kitaplarında bulmaya çalışıyoruz.
İçsel yolculuğumuz içimizdeki bizi biz yapan, içimizi rahatlatan ve acılarımızın dindirilmesinde bize yardımcı olan merkezimizdir. Özümüze yolculuğumuzdur.
Sevgilim dedi ki: ^^Filan, ne ile diridir?
Mademki ben onun canıyım o, cansız nasıl yaşar? ^^
Ben dayanamadım, ağladım... Dedi ki...! ^^Bu daha şaşılacak bir şeydir? Ben ki, onun iki gözüyüm, o bensiz nasıl ağlıyabildi? ^^