Halkını ^^Emanetullah (Allah'ın emaneti) ^^ olarak gören Osmanlı Devleti'nde akıl hastalarına bimarhanelerde (bugünkü hastane) son derece şefkatle muamele edilip, ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi edildiklerini biliyor muydunuz?
Osmanlı şair hekimlerinden Şururi Hasan Efendi’nin ^^Taat-ül Emcize^^ adlı eserinde, makamlar ve tedavilerinde kullandıkları hastalıklar ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Makamlar ve ilgili hastalıkların ve ruh hallerinin bazıları şöyledir;
Rast makamı: Akıl hastalığından ve felç illetinden kurtulmaya yönelik yardımcı ve destekleyici bir makamdır.
Irak makamı: Asabî mizaçlılara ve hafakana iyi gelir.
Buselik makamı: Kulunç ve bel ağrılarının tedavisinde faydalar sağlar.
Revaî makamı: Baş ağrısının tedavisinde kullanılan bir makamdır.
Nevaî makamı: Kadın hastalıklarının tedavisinde ve üzüntüyü gidermede kullanılır.
Egule makamı: Kalb hastalıklarına olumlu yönde tesirleri olan bir makamdır.
Hicaz makamı: Bevliye hastalıklarının tedavisinde destekleyici rol oynar.
Uşşak makamı: Kalb, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının tedavisinde yardımcı bir metottur.
Yens makamı: Sırt, eklem ve kulunç ağrılarının tedavi edilmesinde yardımcıdır.
Hücent makamı: Ateşli hastalıkları yenmede faydalıdır. Hazmın kolaylaşmasında ve vesvesenin uzaklaştırılmasında tesirleri vardır.
Nihavend makamı: Kan dolaşımı, karın bölgesi ve bacaklardaki ağrıların tedavisinde olumlu tesirleri vardır. Kişiye güven hissi verir.
Hüseyni makamı: Kişiyi ferahlatır. Kişinin kendine güveninin artmasına ve ferahlamasına yardımcı olur. Otistik ve spastik hastalara faydalıdır.
Vücudumuzun ortalama % 60'ı sudur. Bu sebeple su, vücudumuzdaki ses ve titreşimler için hârika bir iletkendir. Biz sadece kulaklarımızla değil, her bir hücremizle bu titreşimleri duyuyoruz. Bu nedenledir ki marşlar bizi coştururken, slow müzikler de bizi sakinleştirir.
İbn-i Sina büyük islam bilgini ve filozoflarındandır. 980-1037 yılları arasında yaşamıştır.Tıp biliminin temellerini atmıştır.
Batıda akıl hastalarına deli muamelesi yapılıp, ıssız adalara terkedildiği bir devirde İbn-i Sina hastalarına musiki ile şifa dağıtıyordu. İbn-i Sina, musikinin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlıyor: ^^...tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir...^^ demiştir.
İbn-i Sina, Farabi’nin eserlerinden çok yaralandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek Tıp mesleğinde uygulamaya koyduğunu söylemiştir.
Bize miras olarak koskoca bir kültür ve medeniyet hazinesi bırakmış olan atalarımızla ne kadar gurur duysak azdır. Bence, kendimize şu soruyu sık sık sorarak kendimizi biraz daha sorgulamalıyız.. ^^Biz atalarımıza ne kadar layık olabiliyoruz? ^^
Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir Gözlerin, hayat verir aşkın ise eceldir İnan sevgilim sana benden başkası eldir Gözlerin, hayat verir aşkın ise eceldir
Hû hû derim bir Allah Sen uykular ver Allah Oğlum büyür inşallah, Herkes desin maşallah, Ninni yavrum ninni Uyusun da büyüsün ninni..
Ninniler dünyadaki en masum, en şefkatli, en sevgi dolu müzikli ezgilerdir. Bebeğin anasından duyduğu ilk dildir, anadilidir ninniler. Ninniler, anne ile bebek arasındaki ilk sesli iletişim kurulmasını sağlar. Ayrıca ninniler annenin yavrusu ile tüm dertlerini paylaştığı bir müzikli muhabbettir. Ninniler, bebekleri ilk kez müzikle tanıştırır. Ninnilerde bebek için güzel dilekler ve temenniler dillendirilir. Bazen ninniler anne ile bebek arasında bir dertleşmeye dönüşür. Bebeğin annesi ölmüş ise, ya da aile içinde sıkıntılı durumlar var ise o zaman söylenen ninniler insan ruhunu derinden etkileyen bir tablo oluşturur, daha bir iç yakar..
Aşağıdaki ninni lohusa iken ölen bir anne için yazılmıştır.
Akşam oldu ben yakamadım gazımı Doya doya sallayamadım guzumu, Kadir mevlam çirkin yazmış yazımı,
Uyu hey annesiz yavru sen uyu, Uyu da ben sana ninni diyeyim
Yavrum senin annenin adı münevver Ben ölürsem yavrum seni döverler
Uyu hey annesiz yavru sen uyu, Uyu da ben sana ninni diyeyim
Sabah oldu kumrular öter saçakta Altı aylık yavrum kaldı salıncakta Annesi yok, mama versin kucakta
Uyu hey annesiz yavru sen uyu, Uyu da ben sana ninni diyeyim
Epiküryen, Yunan Medeniyetinde, Anadolu Helen Kültüründe bir döneme damgasını vurmuş, erkeklerin erkeklerle bayanların da bayanlarla cinsellik yaşadığı, ancak bebek yapmak için karşı cinsle birlikte olduğu bir hayat tarzıdır.
Anatomi, eski Yunanca Ana (=içinden) ve Tome (-Temnein) (=kesmek) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Esasen, keserek ayırma, parçalama anlamına gelmektedir. Anatomi teriminin Latince’deki karşılığı ^^dissection^^ ’dur. Günümüzde, kadavranın bölgelere ayrılması ve bu bölgelerin kesilerek incelenmesi yöntemi için genel bir ifade olarak disseksiyon terimi kullanılmaktadır.
Anatomi geniş anlamıyla vücudun normal şeklini, yapısını; vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki yapısal, görevsel ilişkileri inceleyen bilim dalıdır.
1925: Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde gizli örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle yokluğunda yargılanarak ^^on beş yıl küreğe konulma cezası^^ verilir. Bu durum onun ülkeden ayrılmasına yol açar. Moskova'ya gider.
1926: Viyana'ya geçerek ileride suçlanmasına konu olarak ^^parti^^ toplantısına katılır. Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, ^^küreğe konulma^^ cezası ortadan kalkar.
1927: Katılmış olduğu ^^Viyana Konferansı^^ nedeniyle İstanbul Ceza Mahkemesi'nde yokluğunda yargılanır. ^^Üç ay^^ hapis cezası verilir.
1928: Yurda dönmek üzere Moskova'daki Büyükelçiliğe başvurur. Pasaport almak istemektedir. Ancak kendisine yanıt verilmez bunun üzerine gizlice sınırı geçerse de Hopa'da yakalanır. İstanbul üzerinden Ankara'ya götürülür. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde, daha önce yokluğunda yapılan yargılamalar yinelenir. ^^Üç ay^^ hapis cezası verilir. Cezaevinde geçirdiği süre gözönüne alınarak serbest bırakılır.
1930: ^^Sesini Kaybeden Şehir^^ başlıklı şiir için dava açılır. Yargıtayca aklanır.
şiirden kısa bir alıntı yazmak isterim;
Üç adam: ^^Üç adam duruyor: Birincinin kolunda kırık bir keman var, ikincinin başında silindir sırtında frak, üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak.. Üç adam kayboluyor karanlıkta sallanarak.. ^^
acaba kimdi (!) bu adamlar...? ? ? ? ? ?
1931: ^^1+1=1^^, ^^835 Satır^^, ^^Jokond ile Si-Ya-U^^ ile bir kez daha ^^Sesini Kaybeden Şehir^^ ve ^^Varan 2^^ adlı kitapları hakkında dava açılır. Hepsinden aklanır.
1933: ^^Gece Gelen Telgraf^^ şiirinden dolayı yargılanır. Altı ay üç gün hapis cezası verilir. Babası bir kaza sonrası ölür. Onun ölümü üzerine ^^Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye^^ başlıklı şiiri yazar. Şiirde babasının patronu Süreyya Paşa'ya hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılır. Bir yıl hapis, 200 lira para cezasına çarptırılır. Bu sıralarda ^^gizli örgüt^^ kurduğu savıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ayrı bir davada idamı istenir. Dört yıl ağır hapisle cezalandırılır.
1934: Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkarılan af yasasından yararlanır. Serbest bırakılır.
1936: Gizli örgüt kurmak ve yönetmek savıyla yargılanır ve aklanır.
1938: Askeri öğrencileri isyana teşvik suçlamasıyla da ^^Donanma^^ davaları açılır. ^ Toplam ^^28 yıl 4 ay ağır hapisle cezalandırılır.^^
1951: 15 Ağustos günü resmi gazetede, Bakanlar Kurulu kararıyla ^^yurttaşlıktan çıkarıldığı^^ duyurulur. Dünya Barış Konseyi'nin bir yıl önce kendisine verdiği ^^ULUSLARARASI BARIŞ ÖDÜLÜNÜ^^ Prag'da düzenlenen bir törenle alır.
Evet, sanırım yeni nesiller Nazım Hikmet'i biraz daha yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Nazım Hikmet'te tıpkı Orhan Pamuk gibi yurt dışından verilen bir ödülle taltıf edilmiştir.. Ne ilginç bir tesadüf (!) ..değil mi..? ? ? ? ? ?
Halkını ^^Emanetullah (Allah'ın emaneti) ^^ olarak gören Osmanlı Devleti'nde akıl hastalarına bimarhanelerde (bugünkü hastane) son derece şefkatle muamele edilip, ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi edildiklerini biliyor muydunuz?
Osmanlı şair hekimlerinden Şururi Hasan Efendi’nin ^^Taat-ül Emcize^^ adlı eserinde, makamlar ve tedavilerinde kullandıkları hastalıklar ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Makamlar ve ilgili hastalıkların ve ruh hallerinin bazıları şöyledir;
Rast makamı: Akıl hastalığından ve felç illetinden kurtulmaya yönelik yardımcı ve destekleyici bir makamdır.
Irak makamı: Asabî mizaçlılara ve hafakana iyi gelir.
İsfahan makamı: Zihni açar, zekâyı keskinleştirir, anıları tazeler.
Buselik makamı: Kulunç ve bel ağrılarının tedavisinde faydalar sağlar.
Revaî makamı: Baş ağrısının tedavisinde kullanılan bir makamdır.
Nevaî makamı: Kadın hastalıklarının tedavisinde ve üzüntüyü gidermede kullanılır.
Egule makamı: Kalb hastalıklarına olumlu yönde tesirleri olan bir makamdır.
Hicaz makamı: Bevliye hastalıklarının tedavisinde destekleyici rol oynar.
Uşşak makamı: Kalb, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının tedavisinde yardımcı bir metottur.
Yens makamı: Sırt, eklem ve kulunç ağrılarının tedavi edilmesinde yardımcıdır.
Hücent makamı: Ateşli hastalıkları yenmede faydalıdır. Hazmın kolaylaşmasında ve vesvesenin uzaklaştırılmasında tesirleri vardır.
Nihavend makamı: Kan dolaşımı, karın bölgesi ve bacaklardaki ağrıların tedavisinde olumlu tesirleri vardır. Kişiye güven hissi verir.
Hüseyni makamı: Kişiyi ferahlatır. Kişinin kendine güveninin artmasına ve ferahlamasına yardımcı olur. Otistik ve spastik hastalara faydalıdır.
Vücudumuzun ortalama % 60'ı sudur. Bu sebeple su, vücudumuzdaki ses ve titreşimler için hârika bir iletkendir. Biz sadece kulaklarımızla değil, her bir hücremizle bu titreşimleri duyuyoruz. Bu nedenledir ki marşlar bizi coştururken, slow müzikler de bizi sakinleştirir.
İbn-i Sina büyük islam bilgini ve filozoflarındandır. 980-1037 yılları arasında yaşamıştır.Tıp biliminin temellerini atmıştır.
Batıda akıl hastalarına deli muamelesi yapılıp, ıssız adalara terkedildiği bir devirde İbn-i Sina hastalarına musiki ile şifa dağıtıyordu. İbn-i Sina, musikinin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlıyor: ^^...tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir...^^ demiştir.
İbn-i Sina, Farabi’nin eserlerinden çok yaralandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek Tıp mesleğinde uygulamaya koyduğunu söylemiştir.
Bize miras olarak koskoca bir kültür ve medeniyet hazinesi bırakmış olan atalarımızla ne kadar gurur duysak azdır. Bence, kendimize şu soruyu sık sık sorarak kendimizi biraz daha sorgulamalıyız..
^^Biz atalarımıza ne kadar layık olabiliyoruz? ^^
BİR TATLI TEBESSÜMÜN
Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir
Gözlerin, hayat verir aşkın ise eceldir
İnan sevgilim sana benden başkası eldir
Gözlerin, hayat verir aşkın ise eceldir
uşşak makamında bir şarkı
Büyük Türk Bilgini Farabi musikimizdeki makamların insan ruhuna etkilerini şöyle açıklamıştır..
Rast makamı: İnsana sefa ^^neşe, huzur^^ verir.
Rehavi makamı: İnsana bekâ ^^sonsuzluk fikri^^ verir.
Küçek makamı: İnsana ^^hassasiyet, duyarlılık^^ verir.
Büzürk makamı: İnsana havf ^^çekinme, sakınma duygusu^^ verir.
İsfahan makamı: İnsana ^^hareket kabiliyeti ve güven hissi^^ verir.
Neva makamı: İnsana ^^lezzet ve ferahlık^^ verir.
Uşşak makamı: İnsana gülme ^^dilhek^^ verir.
Zirgüle makamı: İnsana uyku ^^nevm^^ verir.
Saba makamı: İnasana şecaat ^^cesaret, kuvvet^^ verir.
Buselik makamı: İnsana 'kuvvet^^ verir.
Hüseynî makamı: İnsana sulh ^^sükûnet, rahatlık^^ verir.
Hicâz makamı: İnsana tevâzu ^^alçak gönüllülük^^ verir.
Hû hû derim bir Allah
Sen uykular ver Allah
Oğlum büyür inşallah,
Herkes desin maşallah,
Ninni yavrum ninni
Uyusun da büyüsün ninni..
Ninniler dünyadaki en masum, en şefkatli, en sevgi dolu müzikli ezgilerdir.
Bebeğin anasından duyduğu ilk dildir, anadilidir ninniler.
Ninniler, anne ile bebek arasındaki ilk sesli iletişim kurulmasını sağlar.
Ayrıca ninniler annenin yavrusu ile tüm dertlerini paylaştığı bir müzikli muhabbettir.
Ninniler, bebekleri ilk kez müzikle tanıştırır.
Ninnilerde bebek için güzel dilekler ve temenniler dillendirilir.
Bazen ninniler anne ile bebek arasında bir dertleşmeye dönüşür.
Bebeğin annesi ölmüş ise, ya da aile içinde sıkıntılı durumlar var ise o zaman söylenen ninniler insan ruhunu derinden etkileyen bir tablo oluşturur, daha bir iç yakar..
Aşağıdaki ninni lohusa iken ölen bir anne için yazılmıştır.
Akşam oldu ben yakamadım gazımı
Doya doya sallayamadım guzumu,
Kadir mevlam çirkin yazmış yazımı,
Uyu hey annesiz yavru sen uyu,
Uyu da ben sana ninni diyeyim
Yavrum senin annenin adı münevver
Ben ölürsem yavrum seni döverler
Uyu hey annesiz yavru sen uyu,
Uyu da ben sana ninni diyeyim
Sabah oldu kumrular öter saçakta
Altı aylık yavrum kaldı salıncakta
Annesi yok, mama versin kucakta
Uyu hey annesiz yavru sen uyu,
Uyu da ben sana ninni diyeyim
Epiküryen, Yunan Medeniyetinde, Anadolu Helen Kültüründe bir döneme damgasını vurmuş, erkeklerin erkeklerle bayanların da bayanlarla cinsellik yaşadığı, ancak bebek yapmak için karşı cinsle birlikte olduğu bir hayat tarzıdır.
Anatomi, eski Yunanca Ana (=içinden) ve Tome (-Temnein) (=kesmek) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Esasen, keserek ayırma, parçalama anlamına gelmektedir. Anatomi teriminin Latince’deki karşılığı ^^dissection^^ ’dur. Günümüzde, kadavranın bölgelere ayrılması ve bu bölgelerin kesilerek incelenmesi yöntemi için genel bir ifade olarak disseksiyon terimi kullanılmaktadır.
Anatomi geniş anlamıyla vücudun normal şeklini, yapısını; vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki yapısal, görevsel ilişkileri inceleyen bilim dalıdır.
Nazım Hikmet hakkında açılmış olan davalar;
1925: Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde gizli örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle yokluğunda yargılanarak ^^on beş yıl küreğe konulma cezası^^ verilir. Bu durum onun ülkeden ayrılmasına yol açar. Moskova'ya gider.
1926: Viyana'ya geçerek ileride suçlanmasına konu olarak ^^parti^^ toplantısına katılır. Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, ^^küreğe konulma^^ cezası ortadan kalkar.
1927: Katılmış olduğu ^^Viyana Konferansı^^ nedeniyle İstanbul Ceza Mahkemesi'nde yokluğunda yargılanır. ^^Üç ay^^ hapis cezası verilir.
1928: Yurda dönmek üzere Moskova'daki Büyükelçiliğe başvurur. Pasaport almak istemektedir. Ancak kendisine yanıt verilmez bunun üzerine gizlice sınırı geçerse de Hopa'da yakalanır. İstanbul üzerinden Ankara'ya götürülür. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde, daha önce yokluğunda yapılan yargılamalar yinelenir. ^^Üç ay^^ hapis cezası verilir. Cezaevinde geçirdiği süre gözönüne alınarak serbest bırakılır.
1930: ^^Sesini Kaybeden Şehir^^ başlıklı şiir için dava açılır. Yargıtayca aklanır.
şiirden kısa bir alıntı yazmak isterim;
Üç adam:
^^Üç adam duruyor:
Birincinin kolunda kırık bir
keman var,
ikincinin başında silindir
sırtında frak,
üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak..
Üç adam
kayboluyor karanlıkta sallanarak.. ^^
acaba kimdi (!) bu adamlar...? ? ? ? ? ?
1931: ^^1+1=1^^, ^^835 Satır^^, ^^Jokond ile Si-Ya-U^^ ile bir kez daha ^^Sesini Kaybeden Şehir^^ ve ^^Varan 2^^ adlı kitapları hakkında dava açılır. Hepsinden aklanır.
1933: ^^Gece Gelen Telgraf^^ şiirinden dolayı yargılanır. Altı ay üç gün hapis cezası verilir. Babası bir kaza sonrası ölür. Onun ölümü üzerine ^^Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye^^ başlıklı şiiri yazar. Şiirde babasının patronu Süreyya Paşa'ya hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılır. Bir yıl hapis, 200 lira para cezasına çarptırılır. Bu sıralarda ^^gizli örgüt^^ kurduğu savıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ayrı bir davada idamı
istenir. Dört yıl ağır hapisle cezalandırılır.
1934: Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkarılan af yasasından yararlanır. Serbest bırakılır.
1936: Gizli örgüt kurmak ve yönetmek savıyla yargılanır ve aklanır.
1938: Askeri öğrencileri isyana teşvik suçlamasıyla da ^^Donanma^^ davaları açılır. ^
Toplam ^^28 yıl 4 ay ağır hapisle cezalandırılır.^^
1951: 15 Ağustos günü resmi gazetede, Bakanlar Kurulu kararıyla ^^yurttaşlıktan çıkarıldığı^^ duyurulur. Dünya Barış Konseyi'nin bir yıl önce kendisine verdiği ^^ULUSLARARASI BARIŞ ÖDÜLÜNÜ^^ Prag'da düzenlenen bir törenle alır.
Evet, sanırım yeni nesiller Nazım Hikmet'i biraz daha yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Nazım Hikmet'te tıpkı Orhan Pamuk gibi yurt dışından verilen bir ödülle taltıf edilmiştir.. Ne ilginç bir tesadüf (!) ..değil mi..? ? ? ? ? ?
En değerli üç şey
Sevgi
Kendine güvenmek
Arkadaşlarımız
Kaybedilmemesi gereken üç şey
Barış
Umut
Dürüstlük