Yaman Dede bir dönem ^^sevgi^^ kavramını kullanan Mason teşkilatına üye olur. Kendisinden herhangi bir konuda ilmi rapor hazırlaması istenir. O da safça tutar İslamiyet’in üstünlüklerini anlatan bir rapor yazar. Ertesi gün dedeyi locadan ihraç ederler....! İşte bu kadar temiz yüreklidir Yaman Dede. Aynı zamanda Kayserilidir ve sonradan islamiyeti seçerek müslüman olanlardandır.
En sevdiğim şiirlerinden birini sizlerle paylaşmak isterim;
Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^
Ve özdeyişlerinden beni en fazla etkileyenini de sizlerle paylaşmak istiyorum.
^^Kur’an’ı o kadar çok sev o kadar çok sev ki; sevgi kavramı bile bu sevgine gıpta etsin! ..^^^
Selçuklu dönemi darüşşifalarının vakfiyelerinde, tayin edilen kadınlarda, kadın hastalarla ilgilenen kadın hastabakıcılardan (Nigehban-ı Hastegan) sözedildiği görülmektedir. Yine bu dönemle ilgili kaynaklarda, darüşşifa yöneticiliği yapan hanımların da varlığından sözedilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, hanımlar sağlık alanıyla yakından ilgilenmişler, özellikle toplum sağlığı konusunda yararlı hizmetlerde bulunmuşlardır. Bu hizmetlerin başında özellikle, padişah yakınları olan birçok hanım, darüşşifa yapılmasını teşvik ve finanse etmiştir. Bunlardan 1539'da Hafsa Sultan ve 1550'de Hürrem Sultan adına kurulan Manisa ve Haseki darüşşifaları ile 1583'de Nurbanu Sultan'ın kurduğu Topbaşı Bimarhanesi, 1843'de Bezm-i Alem Valide Sultan'ın yaptırdığı Gureba hastanesi, 1862'de Sadrazam Kamil Paşa'nın eşi Zeynep Hanım için kurulan Zeynep Kamil Hastanesi padişah yakını olan bu hanımların şefkat eserleridir.Osmanlı hanımlarının sağlık alanına ilgisi, görüldüğü gibi, darüşşifa yaptırmak şeklinde yoğunlaşmış, vakıf yoluyla yapılan bu kurumların işletilmesi de vakıf yoluyla kontrol edilmiştir. Osmanlı dönemine ait kaynaklarda; Osmanlı saraylarında, haremlerde, hasta hekimlerine yardımcı olarak alınmış hanımlardan söz edilmektedir. Ayrıca Anadolu'da aşıcı kadınların yer yer dolaşarak küçük çocuklara çiçek aşısı yaptıkları, geleneksel olarak devam ettirilen ebelik hizmetlerinin de varlığından söz edilmektedir. II. Beyazıt devrinde (1481-1512) Galatasaray'da kurulan Enderun mektebi, hastanesinde hasta gençlere bakmak üzere ^^Ana^^ adıyla üç ihtiyar kadın görevlendirilmişti ve bunların başına da ^^Hastalar Ustası^^ denirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nda, hanımların sağlık alanında eğitime tabi tutuldukları ilk alan ebeliktir.Görenek olarak yapılan ebelik uygulamalarının kötü sonuçlarının ortadan kaldırılması düşüncesiyle başlatılan ebelik eğitimi, devamında hastabakıcılık eğitimini ve mücadeleli bir sürecin sonunda da tıp eğitiminin kapılarını hanımlara açmıştır.Uzun süren savaş yılları, imparatorluğun iyice yıpranmasına sebep olmuş, savaşta kaybedilen sağlık personelinin yerini doldurmak üzere talep yeterli olmamış, bu durum üzerine hanımların sağlık hizmetlerinin bütün alanlarında çalışmaları ve eğitilmeleri zorunluluk haline gelmiştir. Bunun hayata geçirilmesinde ve başarılı olunması yolunda; Dr. Asaf Derviş, Dr. Rasim Ferit Talay, Dr. Adnan Adıvar, Dr. Besim Ömer Akalın gibi birçok hekim gayret göstermiştir. Bu hekimlerden Dr. B. Ömer Akalın (1861-1940) 'ın ebelik eğitiminde, hanımların tıp tahsili yapmalarında ve özellikle de Türk hemşirelik tarihinde önemli bir yeri vardır. Hemşirelik eğitiminin sistemli bir şekilde başlamasını (1912) temin etmiştir. Hilal-i Ahmer Cemiyetinin kurucuları arasındadır. Hilal-i Ahmer Cemiyeti, kadınlar kolunun kurulmasından sonra, az zaman içinde, bütün ümitlerin üstünde parlak başarılar göstermiştir. 1914'te üye sayısı onbini aşan dernek üyeleri; sadece cephe gerisinde kurulan seyyar hastanelerde değil, İstanbul'da değişik mahallelerde hanımlar tarafından kurulan ve yönetilen çok sayıda hastanelerde hemşirelik yapmışlardır. Hanımların bu faaliyetleri toplumda olumlu bir etki yaratmış, hanımları mesleğe özendirmek adına çalışmalara girişilmiş, hanımları cephede ve hastanede resmeden suluboya tablo çalışmaları yaptırılmış, pullar bastırılmıştır.Osmanlı İmparatorluğu'nun bu zor dönemlerinin sağlık hizmetleri açısından en büyük özelliği,hanımların dini ve milli hislerle motive edilerek vatan hizmetine çağrılması idi.
Özellikle Milli Mücadele yıllarında hasta bakımında ve tedavisinde gönüllü olan hanımlar, gayretleri ve fedakarlıkları ile faziletin, inancın ve çalışkanlığın sembolleri olmuşlardır. Dr. B. Ömer Akalın'ın ifadesi ile; merhamet ve kalp hassasiyetinin temsilcisi olan hanımlar bu dönemin ümit ışığı olmuşlar ve onlarla birlikte hastanelerin çehresi aydınlanmıştı. Dönemin şairlerine de ilham kaynağı olan bu hanımlara duyulan saygı ve içtenlik dolu duyguları Mehmet Emin Yurdakul şu dizelerle ifade etmiştir: ^^Sizler veda eylediniz her sevimli güzel yere; Gülü feda eylediniz o zehirli dikenlere Kardeşlerin acıları sizin yaslı gönlünüzde; Yaraların sancıları sanki sizin göğsünüzde Siz feryatlar dinlersiniz dünya gülüp haykırırken; Ölümlerin önünde sargıları bağlayan siz; Cenazeler üzerinde matemlerde ağlayan siz Yara sarmak, can kurtarmak... Bu ne iyi ve güzel iş, Kullarına Cenabı Hak bundan büyük aşk vermemiş. ^^
Kümbetler, muhterem kişilerin mezarıdır. Kayseri tarihine baktığımızda pek çok muhterem insan olduğunu görürüz. Kayseri'deki kümbetlerin bolluğu da bunu doğrular mahiyettedir..
HUNAT HATUN KÜMBEDİ Mahperi Hatun tarafından 1249 yılında kendi adına yaptırılmıştır. Yine kendisinin yaptırdığı Camii ile Medresenin arasındadır. Kümbed’in özellikle geniş kaidesinin süsleri çok güzeldir. Kümbed, iyi korunmuştur. Kapısı Medresenin içerisindedir. Kümbed’in üzerinde taş oyma işçiliği ve süsleme sanatı bakımından önemi büyüktür. İçerisinde bulunan üç mezardan mermeri olanı Mahperi Hatun'a, ikincisi torunu Selçuki hatuna aittir. Üçüncü mezarın sahibi bilinmemektedir.
GEVHER NESİBE HATUN KUMBEDİ 1205 yılında Gevher Nesibe'nin kardeşi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. Medresenin güney cephesinde bulunan kümbedin içerisinde Gevher Nesibe’nin mezarı vardır. Üst kısmı mescid olarak inşa edilmiştir. Günümüzde burası, bu görevi için kullanılmamaktadır.
MEHMET MELİKGAZİ KÜMBEDİ Danişmendlilerin hükümdarlarından olan Mehmet Melik Gazi, 1142 yılında Cami Kebir'i yaptırırken kendisi için de bu türbeyi inşa ettirmiştir. Ulu Cami'nin güney köşesinde bulunan Kümbed'in içerisinde Mehmet Melik Gazi'nin mezarı vardır. Dört köşe kare tipindeki kümbet, Selçukluların şehrimizde inşa ettiği ilk örneklerden birisini temsil eder.
ALi CAFER KÜMBEDİ Stadın doğusunda bulanan Kümbedi Eratna oğullarından Ali Cafer, 1300 yılında yaptırmıştır. Sekiz köşeIi olan kümbedin içerisinde adı geçenin mezarı bulunmaktadır. Günümüzde burası çevre düzenlemesiyle korumaya alındı.
MELİKGAZİ TÜRBESİ Kayseri'ye 90 kilometre mesafede Pazar ören nahiyesinin Melikgazi köyünde bulunan Kümbed'i Danişmend Gazi'nin oğlu Melik Gazi adına yaptırılmıştır. Muhtemelen burada savaşırken şehit olan Melik Gazi için yapılan bu kümbed oldukça güzel bir eserdir. Tuğlalardan yapılan kümbed, günümüze kadar korunarak gelmiştir. Halk buraya kutsallık atfederek çeşitli adaklarla gelirler, halen önemli bir ziyaretgah olarak halk tarafından korunmaktadır. İran Selçuklularının değişik inşa tarzına sahiptir.
HASBEK KÜMBEDİ Kitabesi bulunmayan bu kümbedin de 13.Asırda inşa edildiği sanılmaktadır. İstasyon Caddesi'nde bulunan kümbed sekizgen planlıdır. içerisinde mezar yoktur
SUYA KANMIŞ HATUN KÜMBEDİ 1281 yılında Suya Kanmış Hatun adına inşa edilen bu kümbed altıgendir ve üzeri açık, duvarları kemerlerle bölünerek değişik bir mimari üslup verilmiştir. Yanıkoğlu Mahallesinde bulunmaktadır.
EMİR ŞAHAP KÜMBEDİ 1310 yılında Emir Şahap tarafından kendisi için yaptırılan Kümbed, Yanıkoğlu Mahallesi'nde bulunmaktadır. Adı geçenin mezarı içerisindedir.
KUTLUĞ HATUN KÜMBEDİ Emir Hasan'ın kızı Kutluğ Hatun adına 1305 yılında yaptırılffiıştır. Gavremoğlu Mahallesi'ndedir. Kapısı zarif süslerle donatılmış oıan kümbette adı geçen hanımın mezarı bulunmaktadır.
LALE KÜMBEDİ Avgunlu Medrese içerisinde bulunan Kümbed, 1193 yılında Lala Muslihiddin tarafından kendi adına yaptırılmıştır. iki katlı ve Sekizgen planlı olan kümbet 2. Abdulhamit tarafından tamir ettirilerek günümüze kadar korunmuştur.
ERDOĞMUŞ KÜMBEDİ 1348 yılında Eratnaoğulları döneminde inşa edilen Kümbed, Seyyid Burhaneddin Türbesi yakınındadır. Buna Tatarhaniler kümbedi de denilir. içerisinde kimin yattığı bilinmemektedir.
MEHMET ZENGİ KÜMBEDİ 1346 yılında Eratnaoğulları dönerninde yapılan bu kümbed, Gültepe Parkı yakınındadır. içerisinde adını taşıdığı zatın yattığı sanılmaktadır.
KÖŞK KÜMBEDİ Alaeddin Eratna tarafından 1347 yılında yaptırılan Kümbed'de Eratna'nın eşi Prenses Suli Paşa Sultan ile oğlu Gıyaseddin Mehmet Sultan yatmaktadır.
DÖNER KÜMBED 13. yüzyılda inşa edildiği sanılan Kümbed, Şah Cihan Hatun adına yapılmıştır. Talas yolundadır. Halk arasında 'Döner Kümbed' olarak da söylenir. Kümbed duvarlarının süsü, bitki ve hayvan motiflerinin kabartma halinde yapılmış olması yüzünden her taraftan aynı görüntüyü verdiği için 'Döner Kümbed' adıyla anılmaktadır. Kitabesinde tarih yoktur. Yapımındaki ustalık bakımından Kayseri'nin önemli kümbedlerinden birisidir.
ÇİFTE KÜMBED 1247 tarihinde Alaeddin Keykubad'm kızları tarafından yaptırılan bu kümbedler, Sivas yolu üzerinde bulunmaktadır. Kümbedlerden birisi, yıkılmış,diğeri korunmuştur. Bu kümbedlerle, Alaeddin Keykubad ile Hanımı yatmaktadır. Kümbedlerden ayakta kalanın taş oyma sanatı bakımından önemi büyüktür.
Gayserili kızların 40’lı yıllardaki evlilik kriterleri;
Hayadı sallı (bahçesi taş döşeli) Bıcağı ballı (kileri dolu) Askerden gelmiş Anası ölmüş, Kesesi dolmuş, Bir yiğit, Bir kilit.(evin anahtarı)
Gayserili kızların ‘60’lı yıllardaki evlilik kriterleri;
Sanayiden er (koca, eş) Sivas Caddesi’nden ev Dumansız baca (kaloriferli ev) Gaynanasız koca, Asri pencere (büyük camlı pencere) Düdüklü tencere, Hacı Bekir’den lokum, Şıhaslandan somun (bir fırının adı) Tıkanmayan çağ (kanalizasyon şebekesi olan) , Asarcıktan bağ (Hisarcık Beldesi'nde bağı olan demektir, bu da zenginlik alametidir)
Günümüzün Gayserili kızlarının evlilik kriterleri;
Tahsilini yetir, (okumuş adam) Ananı, babanı bitir, Evini al, Kalbimi çal, Mersedesi getir, Nereye dersem götür, Yoksa.....! ! ! ! Her gün dünür sal, Gelemem, gadamı al. (=bana kurban ol demek)
Seyyid Burhaneddin, bir gün hizmetçisine abdest suyu hazırlamasını söyledi. Hizmetçi suyu hazırladı ve kendisine haber verdi. Seyyid Burhaneddin, suyun fazla olmasını ve, ısıtılmasını söyledi. Hizmetçi bunu da yaptı. Bilahere dönerek şöyle dedi:
- Git şehre, Seyyid, dünyadan göçtü diye sela ver.
Hizmetçi, söyleneni yaptı. Kapıyı örttü ve bu defa gitmeyerek, kendisini gözetlemeye başladı. Seyyid Burhaneddin, suyla abdest aldı, yıkandı sonra duasını yaparak yatağa uzandı ve ruhunu teslim etti.
Hizmetçi bunu görünce, şaşkına dönerek şehre gidip durumu şehrin ileri gelenlerine haber verdi. Başta müridi, şehrin valisi Sahip Şemseddin İsfahani olmak üzere, Kayserili halk toplanarak cenazesini kıldırıp kendisini defnettiler.
Bu olay Mevlana'ya ulaştırılınca, Kayseri'ye gelerek mezarını ziyaret etti. Onun babasının gıyabında cenaze namazını kıldığın gibi, kendisi de Hocası'nın cenaze namazını kıldı ve şehirden ayrılarak Konya'ya döndü. Maarif adında bir eser bırakan Seyyid Burhaneddin, halen şehrimizde kendi adına yaptırılan türbede yatmaktadır.
1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: ^^Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir^^ diye söze başlaması üzerine;
Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak: ^^No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlıların 1800’lü yılların sonunda yaptığıdır^^ diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahçup ettiğini,,
16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolayı Katolik Avrupa tarafından kendisine ^^Hıristiyanlığın şövalyesi^^ unvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:
^^Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız, Asla Rus'a yanaşmayın, Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler^^ diyerek nasihat ettiğini…
Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: ^^Herkes bu pasaportla alay ediyor, Eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb'asıyım ne olur bunu değiştirin^^ diye sefaret yetkililerine yalvardığını…
Yaman Dede bir dönem ^^sevgi^^ kavramını kullanan Mason teşkilatına üye olur. Kendisinden herhangi bir konuda ilmi rapor hazırlaması istenir. O da safça tutar İslamiyet’in üstünlüklerini anlatan bir rapor yazar. Ertesi gün dedeyi locadan ihraç ederler....!
İşte bu kadar temiz yüreklidir Yaman Dede. Aynı zamanda Kayserilidir ve sonradan islamiyeti seçerek müslüman olanlardandır.
En sevdiğim şiirlerinden birini sizlerle paylaşmak isterim;
^^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...
Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^
Ve özdeyişlerinden beni en fazla etkileyenini de sizlerle paylaşmak istiyorum.
^^Kur’an’ı o kadar çok sev o kadar çok sev ki; sevgi kavramı bile bu sevgine gıpta etsin! ..^^^
Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.
Tarihimizde Kadın ve Sağlık
Selçuklu dönemi darüşşifalarının vakfiyelerinde, tayin edilen kadınlarda, kadın hastalarla ilgilenen kadın hastabakıcılardan (Nigehban-ı Hastegan) sözedildiği görülmektedir. Yine bu dönemle ilgili kaynaklarda, darüşşifa yöneticiliği yapan hanımların da varlığından sözedilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, hanımlar sağlık alanıyla yakından ilgilenmişler, özellikle toplum sağlığı konusunda yararlı hizmetlerde bulunmuşlardır. Bu hizmetlerin başında özellikle, padişah yakınları olan birçok hanım, darüşşifa yapılmasını teşvik ve finanse etmiştir. Bunlardan 1539'da Hafsa Sultan ve 1550'de Hürrem Sultan adına kurulan Manisa ve Haseki darüşşifaları ile 1583'de Nurbanu Sultan'ın kurduğu Topbaşı Bimarhanesi, 1843'de Bezm-i Alem Valide Sultan'ın yaptırdığı Gureba
hastanesi, 1862'de Sadrazam Kamil Paşa'nın eşi Zeynep Hanım için kurulan Zeynep Kamil Hastanesi padişah yakını olan bu hanımların şefkat eserleridir.Osmanlı hanımlarının sağlık alanına ilgisi, görüldüğü gibi, darüşşifa yaptırmak şeklinde yoğunlaşmış, vakıf yoluyla yapılan bu kurumların işletilmesi de vakıf yoluyla kontrol edilmiştir.
Osmanlı dönemine ait kaynaklarda; Osmanlı saraylarında, haremlerde, hasta hekimlerine yardımcı olarak alınmış hanımlardan söz edilmektedir. Ayrıca Anadolu'da aşıcı kadınların yer yer dolaşarak küçük çocuklara çiçek aşısı yaptıkları, geleneksel olarak devam ettirilen ebelik hizmetlerinin de varlığından söz edilmektedir. II. Beyazıt devrinde (1481-1512) Galatasaray'da kurulan Enderun mektebi, hastanesinde hasta gençlere bakmak üzere ^^Ana^^ adıyla üç ihtiyar kadın görevlendirilmişti ve bunların başına da ^^Hastalar Ustası^^ denirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nda, hanımların sağlık alanında eğitime tabi tutuldukları ilk alan ebeliktir.Görenek olarak yapılan ebelik uygulamalarının kötü sonuçlarının ortadan kaldırılması düşüncesiyle başlatılan ebelik eğitimi, devamında hastabakıcılık eğitimini ve mücadeleli bir sürecin sonunda da tıp eğitiminin kapılarını hanımlara açmıştır.Uzun süren savaş yılları, imparatorluğun iyice yıpranmasına sebep olmuş, savaşta kaybedilen sağlık personelinin yerini doldurmak üzere talep yeterli olmamış, bu durum üzerine hanımların sağlık hizmetlerinin bütün alanlarında çalışmaları ve eğitilmeleri zorunluluk haline gelmiştir. Bunun hayata geçirilmesinde ve başarılı olunması yolunda; Dr. Asaf Derviş, Dr. Rasim Ferit Talay, Dr. Adnan Adıvar, Dr. Besim Ömer Akalın gibi birçok hekim gayret göstermiştir. Bu hekimlerden Dr. B. Ömer Akalın (1861-1940) 'ın ebelik eğitiminde, hanımların tıp tahsili yapmalarında ve özellikle de Türk hemşirelik tarihinde önemli bir yeri vardır. Hemşirelik eğitiminin sistemli bir şekilde başlamasını (1912) temin etmiştir. Hilal-i Ahmer Cemiyetinin kurucuları arasındadır.
Hilal-i Ahmer Cemiyeti, kadınlar kolunun kurulmasından sonra, az zaman içinde, bütün ümitlerin üstünde parlak başarılar göstermiştir. 1914'te üye sayısı onbini aşan dernek üyeleri; sadece cephe gerisinde kurulan seyyar hastanelerde değil, İstanbul'da değişik mahallelerde hanımlar tarafından kurulan ve yönetilen çok sayıda hastanelerde hemşirelik yapmışlardır. Hanımların bu faaliyetleri toplumda olumlu bir etki yaratmış, hanımları mesleğe özendirmek adına çalışmalara girişilmiş, hanımları cephede ve hastanede resmeden suluboya tablo çalışmaları yaptırılmış, pullar bastırılmıştır.Osmanlı İmparatorluğu'nun bu zor dönemlerinin sağlık hizmetleri açısından en büyük özelliği,hanımların dini ve milli hislerle motive edilerek vatan hizmetine çağrılması idi.
Özellikle Milli Mücadele yıllarında hasta bakımında ve tedavisinde gönüllü olan hanımlar, gayretleri ve fedakarlıkları ile faziletin, inancın ve çalışkanlığın sembolleri olmuşlardır. Dr. B. Ömer Akalın'ın ifadesi ile; merhamet ve kalp hassasiyetinin temsilcisi olan hanımlar bu dönemin ümit ışığı olmuşlar ve onlarla birlikte hastanelerin çehresi aydınlanmıştı. Dönemin şairlerine de ilham kaynağı olan bu hanımlara duyulan saygı ve içtenlik dolu duyguları Mehmet Emin Yurdakul şu dizelerle ifade etmiştir:
^^Sizler veda eylediniz her sevimli güzel yere;
Gülü feda eylediniz o zehirli dikenlere
Kardeşlerin acıları sizin yaslı gönlünüzde;
Yaraların sancıları sanki sizin göğsünüzde
Siz feryatlar dinlersiniz dünya gülüp haykırırken;
Ölümlerin önünde sargıları bağlayan siz;
Cenazeler üzerinde matemlerde ağlayan siz
Yara sarmak, can kurtarmak... Bu ne iyi ve güzel iş,
Kullarına Cenabı Hak bundan büyük aşk vermemiş. ^^
Kümbetler, muhterem kişilerin mezarıdır. Kayseri tarihine baktığımızda pek çok muhterem insan olduğunu görürüz. Kayseri'deki kümbetlerin bolluğu da bunu doğrular mahiyettedir..
HUNAT HATUN KÜMBEDİ
Mahperi Hatun tarafından 1249 yılında kendi adına yaptırılmıştır. Yine kendisinin yaptırdığı Camii ile Medresenin arasındadır. Kümbed’in özellikle geniş kaidesinin süsleri çok güzeldir. Kümbed, iyi korunmuştur. Kapısı Medresenin içerisindedir. Kümbed’in üzerinde taş oyma işçiliği ve süsleme sanatı bakımından önemi büyüktür. İçerisinde bulunan üç mezardan mermeri olanı Mahperi Hatun'a, ikincisi torunu Selçuki hatuna aittir. Üçüncü mezarın sahibi bilinmemektedir.
GEVHER NESİBE HATUN KUMBEDİ
1205 yılında Gevher Nesibe'nin kardeşi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev
tarafından yaptırılmıştır. Medresenin güney cephesinde bulunan kümbedin içerisinde Gevher Nesibe’nin mezarı vardır. Üst kısmı mescid olarak inşa edilmiştir.
Günümüzde burası, bu görevi için kullanılmamaktadır.
MEHMET MELİKGAZİ KÜMBEDİ
Danişmendlilerin hükümdarlarından olan Mehmet Melik Gazi, 1142 yılında Cami Kebir'i yaptırırken kendisi için de bu türbeyi inşa ettirmiştir. Ulu Cami'nin güney köşesinde bulunan Kümbed'in içerisinde Mehmet Melik Gazi'nin mezarı vardır. Dört köşe kare tipindeki kümbet, Selçukluların şehrimizde inşa ettiği ilk örneklerden birisini temsil eder.
ALi CAFER KÜMBEDİ
Stadın doğusunda bulanan Kümbedi Eratna oğullarından Ali Cafer, 1300 yılında yaptırmıştır. Sekiz köşeIi olan kümbedin içerisinde adı geçenin mezarı bulunmaktadır. Günümüzde burası çevre düzenlemesiyle korumaya alındı.
MELİKGAZİ TÜRBESİ
Kayseri'ye 90 kilometre mesafede Pazar ören nahiyesinin Melikgazi köyünde bulunan Kümbed'i Danişmend Gazi'nin oğlu Melik Gazi adına yaptırılmıştır. Muhtemelen burada savaşırken şehit olan Melik Gazi için yapılan bu kümbed oldukça güzel bir eserdir. Tuğlalardan yapılan kümbed, günümüze kadar korunarak gelmiştir. Halk buraya kutsallık atfederek çeşitli adaklarla gelirler, halen önemli bir ziyaretgah olarak halk tarafından korunmaktadır. İran Selçuklularının değişik inşa tarzına sahiptir.
HASBEK KÜMBEDİ
Kitabesi bulunmayan bu kümbedin de 13.Asırda inşa edildiği sanılmaktadır. İstasyon Caddesi'nde bulunan kümbed sekizgen planlıdır. içerisinde mezar yoktur
SUYA KANMIŞ HATUN KÜMBEDİ
1281 yılında Suya Kanmış Hatun adına inşa edilen bu kümbed altıgendir ve üzeri açık, duvarları kemerlerle bölünerek değişik bir mimari üslup verilmiştir. Yanıkoğlu Mahallesinde bulunmaktadır.
EMİR ŞAHAP KÜMBEDİ
1310 yılında Emir Şahap tarafından kendisi için yaptırılan Kümbed, Yanıkoğlu Mahallesi'nde bulunmaktadır. Adı geçenin mezarı içerisindedir.
KUTLUĞ HATUN KÜMBEDİ
Emir Hasan'ın kızı Kutluğ Hatun adına 1305 yılında yaptırılffiıştır. Gavremoğlu Mahallesi'ndedir. Kapısı zarif süslerle donatılmış oıan kümbette adı geçen hanımın mezarı bulunmaktadır.
LALE KÜMBEDİ
Avgunlu Medrese içerisinde bulunan Kümbed, 1193 yılında Lala
Muslihiddin tarafından kendi adına yaptırılmıştır. iki katlı ve Sekizgen planlı olan kümbet 2. Abdulhamit tarafından tamir ettirilerek günümüze kadar korunmuştur.
ERDOĞMUŞ KÜMBEDİ
1348 yılında Eratnaoğulları döneminde inşa edilen Kümbed, Seyyid Burhaneddin Türbesi yakınındadır. Buna Tatarhaniler kümbedi de denilir. içerisinde kimin yattığı bilinmemektedir.
MEHMET ZENGİ KÜMBEDİ
1346 yılında Eratnaoğulları dönerninde yapılan bu kümbed, Gültepe Parkı yakınındadır. içerisinde adını taşıdığı zatın yattığı sanılmaktadır.
KÖŞK KÜMBEDİ
Alaeddin Eratna tarafından 1347 yılında yaptırılan Kümbed'de Eratna'nın eşi Prenses Suli Paşa Sultan ile oğlu Gıyaseddin Mehmet Sultan yatmaktadır.
DÖNER KÜMBED
13. yüzyılda inşa edildiği sanılan Kümbed, Şah Cihan Hatun adına yapılmıştır. Talas yolundadır. Halk arasında 'Döner Kümbed' olarak da söylenir. Kümbed duvarlarının süsü, bitki ve hayvan motiflerinin kabartma halinde yapılmış olması yüzünden her taraftan aynı görüntüyü verdiği için 'Döner Kümbed' adıyla anılmaktadır. Kitabesinde tarih yoktur. Yapımındaki ustalık bakımından Kayseri'nin önemli kümbedlerinden birisidir.
ÇİFTE KÜMBED
1247 tarihinde Alaeddin Keykubad'm kızları tarafından yaptırılan
bu kümbedler, Sivas yolu üzerinde bulunmaktadır. Kümbedlerden birisi, yıkılmış,diğeri korunmuştur. Bu kümbedlerle, Alaeddin Keykubad ile Hanımı yatmaktadır. Kümbedlerden ayakta kalanın taş oyma sanatı bakımından önemi büyüktür.
Buraya bir de Gayseri fıkrası eklemek istiyorum.
Gayserilinin biri Adana'lı bir arkadaşı ile oturup sohbet ederken Adanalı birdenbire başlıyor malı mülküyle övünmeye;
=Yav bizim bir pamuk tarlamız var ki, sabah gün doğuşunda arabamıza biniyoruz taa gün batımına kadar sürüyoruz, daha tarlanın öbür ucuna varamıyoruz.
Der demez Gayserilim;
=Öyle bozuk kötü bir araba bizim de vardı da, onu değiştirip sıfırını aldık :))))
ASLAN GAYSERİLİM
Her yıl giyer paltosu var
Hanımın kürk mantosu var
Midesinde mantısı var
Benim aslan Gayserilim.
Dükkanı İçerişarda
Kasası var kalmaz darda
Koca bağı var Sakarda
Benim aslan Gayserilim
Esnaflığı büyük gurur
Karnını evde doyurur
Lokantaya mı soyulur?
Benim aslan Gayserilim
Müşteri velinimeti
O en büyük ganimeti
Kimseye olmaz minneti
Benim aslan Gayserilim
Ticarette emmi, dayı
Olmaz der alır kâr payı
Satışta aramaz çayı
Benim aslan Gayserilim.
Erken yatar erken kalkar
Bağdan dut getirir satar
Böylelikle kârı artar
Benim aslan Gayserilim
Hangi işte olursa kâr
Ona pek çok ilgisi var
Her konuda bilgisi var
Benim aslan Gayserilim.
Alırken fiyat kırdırır
Satarken inmez artırır
Bazen kıymalı attırır
Benim aslan Gayserilim
Öğlen ekmeği bazlama
Bir de patlıcan közleme
Sarımsağını gizleme
Benim aslan Gayserilim
Temmuzda da giyer deri,
Ceketi var bilmez teri
Bitmez cepte şemşameri
Benim aslan Gayserilim
Koklatmaz kimseye zınnık
Boğulsanda kınık kınık
Her olayda olur tanık
Benim aslan Gayserilim
Kendi yer kendi icer
Ekmeğini yerden biçer
Beleşe kendinden geçer
Benim aslan Gayserilim
Bilinmez böyle yamanı
Satışta bilmez amanı
Yer pastırmayı, çamanı
Benim aslan Gayserilim
İstemem değmesin nazar
Yağlamasız etmez pazar
Tatilde bağını gezer
Benim aslan Gayserilim.
Cimri değil, hesap bilir
Usul,erkan, adap bilir
Dostluk için öl de ölür
Benim aslan Gayserilim.
Recep ÇALKANER
Gayserili kızların 40’lı yıllardaki evlilik kriterleri;
Hayadı sallı (bahçesi taş döşeli)
Bıcağı ballı (kileri dolu)
Askerden gelmiş
Anası ölmüş,
Kesesi dolmuş,
Bir yiğit,
Bir kilit.(evin anahtarı)
Gayserili kızların ‘60’lı yıllardaki evlilik kriterleri;
Sanayiden er (koca, eş)
Sivas Caddesi’nden ev
Dumansız baca (kaloriferli ev)
Gaynanasız koca,
Asri pencere (büyük camlı pencere)
Düdüklü tencere,
Hacı Bekir’den lokum,
Şıhaslandan somun (bir fırının adı)
Tıkanmayan çağ (kanalizasyon şebekesi olan) ,
Asarcıktan bağ (Hisarcık Beldesi'nde bağı olan demektir, bu da zenginlik alametidir)
Günümüzün Gayserili kızlarının evlilik kriterleri;
Tahsilini yetir, (okumuş adam)
Ananı, babanı bitir,
Evini al,
Kalbimi çal,
Mersedesi getir,
Nereye dersem götür,
Yoksa.....! ! ! !
Her gün dünür sal, Gelemem, gadamı al. (=bana kurban ol demek)
Seyyid Burhaneddin, bir gün hizmetçisine abdest suyu hazırlamasını söyledi. Hizmetçi suyu hazırladı ve kendisine haber verdi. Seyyid Burhaneddin, suyun fazla olmasını ve, ısıtılmasını söyledi. Hizmetçi bunu da yaptı. Bilahere dönerek şöyle dedi:
- Git şehre, Seyyid, dünyadan göçtü diye sela ver.
Hizmetçi, söyleneni yaptı. Kapıyı örttü ve bu defa gitmeyerek, kendisini gözetlemeye başladı. Seyyid Burhaneddin, suyla abdest aldı, yıkandı sonra duasını yaparak yatağa uzandı ve ruhunu teslim etti.
Hizmetçi bunu görünce, şaşkına dönerek şehre gidip durumu şehrin ileri gelenlerine haber verdi. Başta müridi, şehrin valisi Sahip Şemseddin İsfahani olmak üzere, Kayserili halk toplanarak cenazesini kıldırıp kendisini defnettiler.
Bu olay Mevlana'ya ulaştırılınca, Kayseri'ye gelerek mezarını ziyaret etti. Onun babasının gıyabında cenaze namazını kıldığın gibi, kendisi de Hocası'nın cenaze namazını kıldı ve şehirden ayrılarak Konya'ya döndü. Maarif adında bir eser bırakan Seyyid Burhaneddin, halen şehrimizde kendi adına yaptırılan türbede yatmaktadır.
1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: ^^Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir^^ diye söze başlaması üzerine;
Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak: ^^No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlıların 1800’lü yılların sonunda yaptığıdır^^ diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahçup ettiğini,,
Biliyor muydunuz?
16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolayı Katolik Avrupa tarafından kendisine ^^Hıristiyanlığın şövalyesi^^ unvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:
^^Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız, Asla Rus'a yanaşmayın, Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler^^ diyerek nasihat ettiğini…
Biliyor muydunuz?
Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: ^^Herkes bu pasaportla alay ediyor, Eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb'asıyım ne olur bunu değiştirin^^ diye sefaret yetkililerine yalvardığını…
Biliyor muydunuz?