bi keresinde msn de konuştuğum birisi sen çok aksiyon bir kız olmalısın demişti. ben de atina'ya uçan bir uçağın ilk seferinde uçağı kaçırıp, sonra da rehinelere birşey yapmamamın koşulu olarak 1 milyon dolar fidye istemiştim.sonra tam fidyeyi alacakken annem mutfaktan seslendi; 'çabuk buraya gel,bulaşıklar seni bekliyo! ' diye :)
inanmayan! çok mantıklı savunuyorlar kendilerini, inanlata göre daha çok kanıtları var ellerinde. fakat asıl anlayamadıkları insan zihninin herşeyi kavrıyor olabildiği yanılgısı, oysa insan ona yükleninlenleri bilir,verilen kadar bilir, verilen kadar hisseder, verilen kadar var olur.robot gibi bir nevi. kendi kavrayışının dışına asla çıkamaz...
bir kız; 'aşkım söyle bakalım ilk buluşmamızda giydiğim kazağın rengi neydi? ' diyemezdi renk diye bişey olmasaydı! bu bi felaket sayılabilir.sonra 'inanamazsın,o kadar güzel ki, günbatımında gökyüzü şöyle bir renk alıyo ya! ' gibi hoş cümleler kuramazdık mesela, ' ahh gözlerin ne kadar da güzel, deniz gibi vs. gibi bi iltifat alamazdık(bu benim içindi :)) gökkuşağının altından geçip dilek dileyemezdik.gece olup yıldızların kaymasını beklemek zorunda kalırdık :)
yalancı bir meyve..okuldayken yoldaki ağaçlarda kendine portakal süsü verirdi,biz de yaşasın ne güzel portakallar diye koparırdık.. sonra bi ısırık alınca(ıyyy!) foyası çıkardı ortaya..
hani çiçekler dalında güzeldir ya, domateste tarlasında güzel. ya da salatanın içinde salatalıklarla kaynaşmış otururken, veya beyaz peynirle karpuzla buluşunca güzel. o reçeli koyarsan çilek,kayısı,kiraz reçelinin yanına çirkin ördek yavrusu gibi durur orda..
bir derdim var; tutamam içimde, bir derdim var dışarı da çıkaramam.off! nereye koysam ki ben bunu! :(
...sen kendini taş gibi,demir gibi kırılmaz mı zannettin!
bu kadar zaman oyun mu zannettin,
hem kendine hem bana inan yazık ettin...
bi keresinde msn de konuştuğum birisi sen çok aksiyon bir kız olmalısın demişti. ben de atina'ya uçan bir uçağın ilk seferinde uçağı kaçırıp, sonra da rehinelere birşey yapmamamın koşulu olarak 1 milyon dolar fidye istemiştim.sonra tam fidyeyi alacakken annem mutfaktan seslendi; 'çabuk buraya gel,bulaşıklar seni bekliyo! ' diye :)
odamın duvarları...
inanmayan! çok mantıklı savunuyorlar kendilerini, inanlata göre daha çok kanıtları var ellerinde. fakat asıl anlayamadıkları insan zihninin herşeyi kavrıyor olabildiği yanılgısı, oysa insan ona yükleninlenleri bilir,verilen kadar bilir, verilen kadar hisseder, verilen kadar var olur.robot gibi bir nevi. kendi kavrayışının dışına asla çıkamaz...
bir kız; 'aşkım söyle bakalım ilk buluşmamızda giydiğim kazağın rengi neydi? ' diyemezdi renk diye bişey olmasaydı! bu bi felaket sayılabilir.sonra 'inanamazsın,o kadar güzel ki, günbatımında gökyüzü şöyle bir renk alıyo ya! ' gibi hoş cümleler kuramazdık mesela,
' ahh gözlerin ne kadar da güzel, deniz gibi vs. gibi bi iltifat alamazdık(bu benim içindi :))
gökkuşağının altından geçip dilek dileyemezdik.gece olup yıldızların kaymasını beklemek zorunda kalırdık :)
hem vücudumuzu,hem beynimizi dinç tutan bi aktivite, hımm bu teoriye göre seks yapmakta spor galiba :)
yalancı bir meyve..okuldayken yoldaki ağaçlarda kendine portakal süsü verirdi,biz de yaşasın ne güzel portakallar diye koparırdık..
sonra bi ısırık alınca(ıyyy!) foyası çıkardı ortaya..
hani çiçekler dalında güzeldir ya, domateste tarlasında güzel. ya da salatanın içinde salatalıklarla kaynaşmış otururken, veya beyaz peynirle karpuzla buluşunca güzel. o reçeli koyarsan çilek,kayısı,kiraz reçelinin yanına çirkin ördek yavrusu gibi durur orda..
hayır saol,ilgilenmiyorum.
gerçekten kabul edemem.
istemiyorum yahu!
ay istemeem! ! HAYIIRRRRRRRRRRR!
of hayır allah kahretsin; hayır..
reddetmek: kısaltması; hayır!