'Bir tarihte, bir İtalyan gazetesinde, ‘Zulüm gören yazarlar listesi’ yayınlanmıştı. Kemal Kerinçsiz taifesinin ‘Baba ve Piç’ romanı etrafında kopardığı gürültüden epey önce...
Listede dört Türk yazarın ismi yer alıyordu: Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak.
Oray Eğin de haklı olarak sormuştu:
Bu yazarlar (özellikle Murathan Mungan ve Elif Şafak) ne zaman zulüm görmüşler? Kim bunlara zulmetmiş? ‘PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi’ Başkanı Müge Sökmen’in, aynı zamanda Mungan ve Şafak’ın yayıncısı olması (Metis Yayınları) bir tesadüf mü?
Evet, her fırsatta generallerini, polislerini, devlet adamlarını öven ve onore eden, yazarlarına ise mahkemelerle ve hapis cezalarıyla eziyet eden bir ülkede yaşıyorduk; 301 ve 216 gibi, her bünyeye, her şeraite uygun ceza yasalarımız vardı; farklılıklardan hoşlanmıyorduk; karşıtlıkları ‘tecziye nedeni’ sayıyorduk; Yaşar Kemal gibi ömrü mahkemelerde geçmiş ve hapse girmemesi karşılığında özür dilemesi sağlanmış uluslararası yazarlara sahiptik; Orhan Pamuk’un her cümlesinde ihanet vehmediyorduk; kısacası, sütten çıkma ak kaşık değildik...
İyi de, neredeyse münzevi bir hayat yaşayan Murathan Mungan’la, münzevi kalması kendi hayrına olacak Elif Şafak’a nasıl zulmediyorduk?
Nasıl bir tesadüftü bu böyle?
Neyse ki Elif Şafak çıkıp durumu açıkladı, ‘Benim ismim böyle bir listede olmamalıydı ve zaten böyle bir liste hiç olmamalıydı’ dedi. Ama Murathan Mungan özenli suskunluğunu korudu. Kimden ne görmüştü? Klanı dışında kimseyle görüşmeyen/görüşmemeyi tercih eden Mungan’a kimler nasıl gadretmişti? Müge Sökmen hanımefendiden de herhangi bir açıklama gelmedi. Ya da ben hatırlamıyorum.
Diyeceksiniz ki, ‘Oldu işte, kerinçli-kerinçsiz gayretlerle Elif Şafak’ımız da sonunda zulüm gören yazarlar listesine dahil oluverdi...’
Oldu evet.
Fakat, ‘Zulüm gören yazarlar listesi’ni yayınlayan aynı gazetenin (Corriere della Serra) , aynı Elif Şafak’a ‘Uluslararası Gazetecilik Ödülü’nü vermesi hiç olmadı.
Esasında bir romancı olan Elif Şafak, bazı dergi ve gazetelerde yazmaktadır. Bir gazeteci değildir. İyidir, kötüdür, ayrı... Konumunun ve uluslararası şöhretinin ödülü olarak kendisine yazdırılmaktadır. Hilmi Yavuz gibi tıpkı, Selim İleri gibi, Enis Batur gibi...
Peki, bir gazeteci olmayan Elif Şafak, hangi uluslararası gazetecilik çalışması ya da başarısıyla bu ödüle layık görülmüştür? Bizim bilmediğimiz ne yazmıştır? Hangi gerçeği faş etmiştir?
Bu kadar tesadüf de fazla olmuyor mu? ' 03/11/2006 Star Ahmet KEKEÇ
'Bu Ali Kırca meselesi, ciddi bir meseledir. Esasında sevimli bir adam... Ona kızamazsınız. Tolerans boşluklarına sızan ve orada kendini unutturan bir adam. İnsanlarda 'tolerans boşlukları' vardır. Bu nasıl bir şeydir bilmiyorum ama, herhalde böyle bir şey vardır. Ali Kırca, o boşluklara sızmakta mahir. Sanki hep tolere edilmiş, hep hoşgörülmüş, hep kollanmış. Hakkını da teslim etmek lazım; iyi bir haberci, daha doğrusu iyi bir televizyoncu. Sesi de, nasıl derler, itimat telkin ediyor. Ses değil de, 'Bu adam yalan söylemez, bu adam manipüle etmez, bu adam çarpıtmaz, bu adam iyi bir adam' dedirten tınılar resmi geçidi... Efendi de bir adam. Fakat ben, bu efendilikte sınır tanımaz adamı gördüğümde, Haşmet Babaoğlu'nun yerinde ifadesiyle, 'ruhum buruşuyor', darlanıyorum. Aynı şey, 'Tarihimizle Yüzleşmek' diye bir kitap yazmış bulunan, ama 'tarihle yüzleşme fırsatı' sayılabilecek olaylarla ilgili (sözgelimi Mustafa Suphi olayı, Ali Şükrü Bey olayı, Halit Paşa cinayeti, 1938'de Meclis'e yapılan darbe) tek kelime yazmayan, yazmamayı başaran Emre Kongar'ı gördüğümde de oluyor. Bedri Baykam'da da oluyor. Bu adamlar niye böyle? Kaç kez Ali Kırca'ya, 'Hukukun tepetaklak edildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçe sayıldığı o netameli ara dönemde niçin Siyaset Meydanı'na ara verdin? Niçin insanlara konuşma, kendilerini ifade etme imkanı tanımadın? Niçin 28 Şubat'ın gizli onaylayıcısı konumuna düştün? ' diye sordum. Kaç kez, 'Eyvah, Siyaset Meydanı yeniden start alıyor... Bu hiç de hayra alamet değil! ' diye yazdım. Hiçbirine cevap vermedi. Daha doğrusu, o bayıltıcı efendi duruşunu korudu. Bu efendilikte, 'öteki'ni yok saymaya yönelik azami bir dikkat, bir özen, hakedilmemiş bir aristokrat tavır da yok değildi hani... Taammüden efendilik. Böylelerinden korkarım ben! Zaten ne konuşacaktı ki? Bir gazeteye verdiği demeçte, 'Bu kararların altına ben de imza atarım' demiş, 28 Şubat'ın gizli değil, açık onaylayıcısı olduğunu itiraf etmişti. Bir de 'düğmeye basmakla' övünüyordu. Daha ne desin! Tabii Ali Kırca, sadece iyi bir haberci değil, aynı zamanda duruşu olan bir sanatçı. Bir kaset yapmıştı. Bir de kitabı var. Güzel yazılar da yazıyor. Kitsch bir romantizm, bir tutam Tayfun Taliboğlu halkçılığı, bir fırt 'Arkadaşım İbraam Çavış' devrimciliği. Nasıl derler, 'damardan' veriyor. Öylesine kahredici. Ben gizli gizli şiir yazdığından da şüpheleniyorum. Hatırlarsanız, 'ses sanatçısı Ali Kırca' olarak şöhreti yakaladığı günlerde (haa, bir de 'seksi erkek' seçilmişti) , üşenmeden kalkıp sırasıyla haber bültenlerini, 'sabah şekerleri'ni, talk showları, 'kadın kadına'ları, bilumum müzik eğlence programlarını dolaşmış, o 'detone' ve 'devrimci' sesiyle türküler okumuştu. Konuk olduğu her programda mutlaka aynı soru: 'O güzel sesinizle bir türkü okur musunuz? ' Sağolsun, kimseyi kırmamış, okudukça coşmuş, coştukça okumuştu. Bir de televizyon dizisinde görünmüştü; egemen düzeni yıkmaya çalışanların 'koruyucu meleği' rolünde. Fakat ben, bu çok faal, bu çok göz önünde, bu her mecrada cismini gösteren kişinin yaşadığından pek emin değilim. Ali Kırca bana sanal bir varlık gibi geliyor. Böyle biri hiç olmamış, hiç yaşamamış... Sadece suretini gezdiren, ismi var, kendisi yok bir adam. Kaç yıldır 28 Şubat'ı, Andıç'ı, postmodern darbeyi filan tartışıyoruz, Ali Kırca'nın ismi de bir şekilde bu tartışmalarda geçiyor, ama değerli anchorman 'özenli suskunluğunu' koruyor. Ekrem Dumanlı yazmıştı: 'Bazı insanlar -üstelik isimleri zikredildiği halde- suskun kalmayı tercih ediyorlar; Ali Kırca için onca şey söylendi, yazıldı. Ağzını bıçak açmıyor. Her gün köşe yazısı kaleme alacaksın, TV programı yapacaksın ve ithamlar karşısında susacaksın! ' Olacak şey mi? Bu suskunluk 'yaşayan' birinin tavrı mı, siz söyleyin? Hayır, 'sükût ikrardan gelir' demek istemiyorum. Sadece değerli anchormanı kendisiyle ve elbette tarihle yüzleşmeye çağırıyorum. Belki biz yanlış düşünüyoruz. Belki onun dünya ve hayat tasavvuru doğrudur. Madem sesinle, sözünle, dalgalı saçlarınla kendini 'kamu'ya açtın, bunu bilmek hakkımız. ' Bu yazı 17/05/2006 tarihli Yeni Şafak'ta yayınlanmıştır. Yazarı Ahmet KEKEÇ
Hentai'ler pornografik içerikli +18 animelerdir. Genellikle yüksek hayal gücü içeren konulara sahiptirler. İnsanlar için tabu sayılan pek çok şey hentai'lerin konusu olabilir. Dünyaya saldıran uzaylıların veya değişik cinsel uzuvlara sahip çeşitli fantastik yaratıkların tecavüz sahneleri gibi absürd sayılabilecek seks sahneler sıklıkla görülmektedir. Dünya çapında mehşur pek çok hentai vardır. Bunlardan bazıları la Blue Girl, Black Bible, Vixens dir. Hentai kelime anlamıyla Japoncada acayip, değişik anlamına gelmektedir. İçerdiği absürd sahnelerin kökeni de budur. Günümüzde özellikle Amerika'da önemli bir pazar haline gelen hentai, ilk yaratıldığı andan itibaren değişik tarzlara yönelmiş; yukarıda belirtilen tarzların yanında daha yumuşak ve softcore olarak sınıflandırılabilecek hentailer de üretilmiştir.
Alişan SATILMIŞ, 1962 Yılında Konya’nın Akşehir ilçesinde doğmuştur.İlk ve orta öğrenimini doğduğu ilçede yapan yazar,lise yıllarında cezaevine girmiş ve liseyi cezaevinde bitirmiştir.Üniversite sınavlarına da cezaevinde giren yazar Nevşehir Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulunu bitirmiştir.
Çeşitli dergi ve gazetelerde şiir ve makaleleri çıkan yazarın 20 şiir,deneme ve romanı yayınlanmıştır.
Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri: 1-Bütün Bunları Bir Deliye Anlattım 2-Doğrunun Adreslenmesi 3-Emperyalizm ve Türkiye 4-Hey Ötekiler 5-Küresel Çerçevelemeye Tavır 6-Metropol Varoşları 7-Ruhumuzu Geri Verin 8-Savaşı Türküleştirdik Biz 9-Sehpalı Düşlerim 10-Terör ve Terörizm 11-Yaşasın Fitne 12-Yılgınlığa İnat 13-Yitik Sevdalarımız 14-Yüreğimde Bir Milyon Ölüm 15-Adresini Arayan Fotoğraflar 16-Arasat
1 - Ters gitme olasılığı taşıyan birşey ters gidecektir. 2 - İşler beklenenden daha uzun zaman alır. PUHU MODİFİKASYONU: Tamamlanma tarihi ile ilgili beklentilerin planlamada kazandığı ciddiyet arttıkça gecikmede büyür. 3 - Eğer birşey birden fazla ters gitme olasılığı taşıyorsa size en fazla zararı dokunacak kombinasyon oluşur. PUHU: Eğer birşey birden fazla ters gitme olasılığı taşıyorsa; size en fazla zararı dokunacak kombinasyonun bilincindeyseniz ve buna karşı tedbirlerinizi aldıysanız, bu tedbirler sizin için daha zararlı bir kombinasyonu gerçekleştirir. 4 - Eğer bir işte bir terslik olması için x sayıda farklı yol varsa ve siz işe başlamadan önce x sayıda tedbir aldiysaniz x+1 terslik siz işi bitirmek üzere iken ortaya çıkar. 5 - Olaylar kendi haline bırakıldığında kötüden daha kötüye doğru gider. PUHU: Kötüden daha kötüye gidecek olaylara yapılan müdahale en kötüye ulaşma hızını arttırır. 6 - İşinizin tüm aşamalarını planlayıp birinci aşama ile işe başladığınızda, birinci aşamadan önce tamamlanmış olması gereken bir aşama ortaya çıkar. PUHU: Bu aşama hala plana entegre edilebilir gibi görünür. Bu entegrasyon yanlız tüm planı mahfetmekle kalmaz, ana hedeflerin iptalinide beraberinde getirir. 7 - Problemlere getirilen Çözümler yeni problemler yaratır. PUHU: Problemlere getirilen çözümler ilk problemlerden daha kötü problemler getirir. 8 - Hiç birşey kimsenin bir daha bozamayacağı bir seviyeye dek mükemmelleştirilemez. Çünkü böyle bir seviye yoktur ve aptallar en basit şeyleri bozma konusunda son derece yaratıcıdırlar. PUHU: Bir şeyi hiç kimsenin bozamayacağı bir seviye ye dek mükemmelleştirmek için nedenli düşünürseniz aptalların da o işi bozmak için yaratıcılıkları o denli artar. 9 - Doğa hata ve eksikten yanadır. PUHU: Doğanın hata ve eksik yaratmak için sonsuz kaynağı vardır. 10 - Doğa olumsuz sonuçları korur ve müdahalesini olumsuz sonuç lehine yapar. PUHU: Doğa olumlu sonuçları engellemek için vardır. 11 - Herşey simultanet Sırasız-Düzensiz olarak ters gider. PUHU: Herşey size hangisinin daha fazla zararı dokunacağına bağlı olarak simultane veya peş peşe ters gider. CHRISHOLM MODİFİKASYONU: Bundan daha kötüsü olamaz dediğiniz andan itibaren işler daha kötüye gider. 12 - Durum iyiye gitmeye başladığında mutlaka unuttuğumuz veya gözden kaçırdığımız bir nokta vardır. 13 - Hiçbir şey kalıcılık kadar geçici değildir. 14 - İşinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın, mutlaka sonuçlara modifikasyon getirecek bir amiriniz bulunacaktır. MATSH KANUNU: Berbat bir son, sonsuz bir berbatlıklar dizisinden daha iyidir. HOOK KANUNU: Aradığınız herhangi bir şeyi son baktığınız yerde bulursunuz. GYLME FORMÜLÜ: Başarının sırrı samimiyettir. Bunu taklit ettiğiniz anda başardınız demektir. LIERMAN KANUNU: Herkes yalan söyler, fakat bu önemli değildir çünkü kimse dinlemez. EVANS VE BJORN KANUNU: Kötü giden şey ne olursa olsun,bunun böyle olacağını bilen biri mutlaka vardır. GINSBERG TEOREMİ: Kazanamazsın, berabere kalamazsın, hatta oyunu terk edemezsin. O'TOOLE AKSİOMU: Bir çocuk yeterli değildir. İki çocuk çok fazladır. MURPHY'NİN ÖĞRENCİLER İÇİN KANUNU: Bir öğretmen öğrencilerin öğretilen dersten başka yapacak işleri olmadığını varsayar. PUHU'NUN PARK YERİ BULMA KANUNU: Park etmek için hemen bulup beğenmediğiniz ve park etmediğiniz yerin park edilebilecek tek yer olduğunu fırsat kaçtıktan sonra park etmek için hemen bulup beğenmediğiniz halde park ettiğiniz yerin, park edilebilecek yerlerin en kötüsü olduğunu gideceğiniz binaya ulaştıktan sonra anlarsınız. JONES'UN TELEVİZYON KANUNU: Görülmeye değer tek program yayından kaldırılır. 15 - Tecrübe ihtiyacınız geçtikten sonra edinilir. 16 - Çekici, güzel ve sizden hoşlanabilecek bir kadınla tanışma olasılığınız; a-yanınızda karınız varken, b-yanınızda sizden daha yakışıklı bir arkadaşınız varken, c-yanınızda sizden daha zengin bir arkadaşınız varken artar. 17 - Şöhret geçebilir ama unutulmuşluk kalıcıdır. CANSIZLIĞIN HAREKETLİLİĞİ YASASI: Bütün cansız cisimler sadece ayaklarınıza dolaşmaya yetecek kadar hareket eder. MURPHY'NİN DÜNYA GÖRÜŞÜ: Ne olursa olsun gülümse, çünkü yarın bugünden kötü olacaktır. PUHU'NUN DÜNYA GÖRÜŞÜ: Ne olursa olsun ağlama, çünkü göz yaşlarına asıl yarın ihtiyacın olacaktır. STENDERUP KANUNU: Ne kadar geride kalırsanız, yetişmek için o kadar çok vaktiniz olur. CONNER KANUNU: Gizli kalması gereken belge fotokopi makinasında unutulur. HELL KANUNU: Bir kütle suya batırıldığında telefon çalar. 18 - Zamanı gelmiş bir hata kadar kaçınılmaz hiçbirşey yoktur. 19 - Gerçek hiçbir problemin çözümü yoktur. 20 - MURPHY`NİN ALTIN KURALI: Altını bulan kuralı koyar. 21 - Herhangi bir cisim kendisine en çok zarar verecek biçimde yere düşecektir. Bunu yasayı tamamlayıcı eklerle açıklayalım: a - üzerine yağ sürülmüş bir ekmek diliminin yağlı yüzünün üstüne düşme olasılığı alttaki halının değeri ile doğru orantılıdır, b - yere düşecek ilk, belkide tek parça en pahalı parça olacaktır, c - eşyalar yere her zaman dik açıyla düşerler, d - düşürülen her parça avadanlık,atölyenin en ulaşılmaz köşesine dek yuvarlanacaktır, e - ve siz onu ararken ayağınıza ilk çarpan şey de o alacaktır; f - tezgahtan düşen küçük parçaların bulunma olasılığı parçanın büyüklüğü ile doğru orantılı, sizin işi tamamlama süreniz ile ters orantılıdır.
'Bir tarihte, bir İtalyan gazetesinde, ‘Zulüm gören yazarlar listesi’ yayınlanmıştı. Kemal Kerinçsiz taifesinin ‘Baba ve Piç’ romanı etrafında kopardığı gürültüden epey önce...
Listede dört Türk yazarın ismi yer alıyordu: Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak.
Oray Eğin de haklı olarak sormuştu:
Bu yazarlar (özellikle Murathan Mungan ve Elif Şafak) ne zaman zulüm görmüşler? Kim bunlara zulmetmiş? ‘PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi’ Başkanı Müge Sökmen’in, aynı zamanda Mungan ve Şafak’ın yayıncısı olması (Metis Yayınları) bir tesadüf mü?
Evet, her fırsatta generallerini, polislerini, devlet adamlarını öven ve onore eden, yazarlarına ise mahkemelerle ve hapis cezalarıyla eziyet eden bir ülkede yaşıyorduk; 301 ve 216 gibi, her bünyeye, her şeraite uygun ceza yasalarımız vardı; farklılıklardan hoşlanmıyorduk; karşıtlıkları ‘tecziye nedeni’ sayıyorduk; Yaşar Kemal gibi ömrü mahkemelerde geçmiş ve hapse girmemesi karşılığında özür dilemesi sağlanmış uluslararası yazarlara sahiptik; Orhan Pamuk’un her cümlesinde ihanet vehmediyorduk; kısacası, sütten çıkma ak kaşık değildik...
İyi de, neredeyse münzevi bir hayat yaşayan Murathan Mungan’la, münzevi kalması kendi hayrına olacak Elif Şafak’a nasıl zulmediyorduk?
Nasıl bir tesadüftü bu böyle?
Neyse ki Elif Şafak çıkıp durumu açıkladı, ‘Benim ismim böyle bir listede olmamalıydı ve zaten böyle bir liste hiç olmamalıydı’ dedi. Ama Murathan Mungan özenli suskunluğunu korudu. Kimden ne görmüştü? Klanı dışında kimseyle görüşmeyen/görüşmemeyi tercih eden Mungan’a kimler nasıl gadretmişti? Müge Sökmen hanımefendiden de herhangi bir açıklama gelmedi. Ya da ben hatırlamıyorum.
Diyeceksiniz ki, ‘Oldu işte, kerinçli-kerinçsiz gayretlerle Elif Şafak’ımız da sonunda zulüm gören yazarlar listesine dahil oluverdi...’
Oldu evet.
Fakat, ‘Zulüm gören yazarlar listesi’ni yayınlayan aynı gazetenin (Corriere della Serra) , aynı Elif Şafak’a ‘Uluslararası Gazetecilik Ödülü’nü vermesi hiç olmadı.
Esasında bir romancı olan Elif Şafak, bazı dergi ve gazetelerde yazmaktadır. Bir gazeteci değildir. İyidir, kötüdür, ayrı... Konumunun ve uluslararası şöhretinin ödülü olarak kendisine yazdırılmaktadır. Hilmi Yavuz gibi tıpkı, Selim İleri gibi, Enis Batur gibi...
Peki, bir gazeteci olmayan Elif Şafak, hangi uluslararası gazetecilik çalışması ya da başarısıyla bu ödüle layık görülmüştür? Bizim bilmediğimiz ne yazmıştır? Hangi gerçeği faş etmiştir?
Bu kadar tesadüf de fazla olmuyor mu? '
03/11/2006 Star Ahmet KEKEÇ
'Bu Ali Kırca meselesi, ciddi bir meseledir.
Esasında sevimli bir adam... Ona kızamazsınız. Tolerans boşluklarına sızan ve orada kendini unutturan bir adam. İnsanlarda 'tolerans boşlukları' vardır. Bu nasıl bir şeydir bilmiyorum ama, herhalde böyle bir şey vardır. Ali Kırca, o boşluklara sızmakta mahir. Sanki hep tolere edilmiş, hep hoşgörülmüş, hep kollanmış. Hakkını da teslim etmek lazım; iyi bir haberci, daha doğrusu iyi bir televizyoncu. Sesi de, nasıl derler, itimat telkin ediyor. Ses değil de, 'Bu adam yalan söylemez, bu adam manipüle etmez, bu adam çarpıtmaz, bu adam iyi bir adam' dedirten tınılar resmi geçidi...
Efendi de bir adam.
Fakat ben, bu efendilikte sınır tanımaz adamı gördüğümde, Haşmet Babaoğlu'nun yerinde ifadesiyle, 'ruhum buruşuyor', darlanıyorum. Aynı şey, 'Tarihimizle Yüzleşmek' diye bir kitap yazmış bulunan, ama 'tarihle yüzleşme fırsatı' sayılabilecek olaylarla ilgili (sözgelimi Mustafa Suphi olayı, Ali Şükrü Bey olayı, Halit Paşa cinayeti, 1938'de Meclis'e yapılan darbe) tek kelime yazmayan, yazmamayı başaran Emre Kongar'ı gördüğümde de oluyor. Bedri Baykam'da da oluyor. Bu adamlar niye böyle?
Kaç kez Ali Kırca'ya, 'Hukukun tepetaklak edildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçe sayıldığı o netameli ara dönemde niçin Siyaset Meydanı'na ara verdin? Niçin insanlara konuşma, kendilerini ifade etme imkanı tanımadın? Niçin 28 Şubat'ın gizli onaylayıcısı konumuna düştün? ' diye sordum. Kaç kez, 'Eyvah, Siyaset Meydanı yeniden start alıyor... Bu hiç de hayra alamet değil! ' diye yazdım.
Hiçbirine cevap vermedi.
Daha doğrusu, o bayıltıcı efendi duruşunu korudu. Bu efendilikte, 'öteki'ni yok saymaya yönelik azami bir dikkat, bir özen, hakedilmemiş bir aristokrat tavır da yok değildi hani... Taammüden efendilik. Böylelerinden korkarım ben!
Zaten ne konuşacaktı ki? Bir gazeteye verdiği demeçte, 'Bu kararların altına ben de imza atarım' demiş, 28 Şubat'ın gizli değil, açık onaylayıcısı olduğunu itiraf etmişti. Bir de 'düğmeye basmakla' övünüyordu. Daha ne desin!
Tabii Ali Kırca, sadece iyi bir haberci değil, aynı zamanda duruşu olan bir sanatçı. Bir kaset yapmıştı. Bir de kitabı var. Güzel yazılar da yazıyor. Kitsch bir romantizm, bir tutam Tayfun Taliboğlu halkçılığı, bir fırt 'Arkadaşım İbraam Çavış' devrimciliği. Nasıl derler, 'damardan' veriyor. Öylesine kahredici. Ben gizli gizli şiir yazdığından da şüpheleniyorum.
Hatırlarsanız, 'ses sanatçısı Ali Kırca' olarak şöhreti yakaladığı günlerde (haa, bir de 'seksi erkek' seçilmişti) , üşenmeden kalkıp sırasıyla haber bültenlerini, 'sabah şekerleri'ni, talk showları, 'kadın kadına'ları, bilumum müzik eğlence programlarını dolaşmış, o 'detone' ve 'devrimci' sesiyle türküler okumuştu.
Konuk olduğu her programda mutlaka aynı soru: 'O güzel sesinizle bir türkü okur musunuz? ' Sağolsun, kimseyi kırmamış, okudukça coşmuş, coştukça okumuştu. Bir de televizyon dizisinde görünmüştü; egemen düzeni yıkmaya çalışanların 'koruyucu meleği' rolünde.
Fakat ben, bu çok faal, bu çok göz önünde, bu her mecrada cismini gösteren kişinin yaşadığından pek emin değilim. Ali Kırca bana sanal bir varlık gibi geliyor. Böyle biri hiç olmamış, hiç yaşamamış... Sadece suretini gezdiren, ismi var, kendisi yok bir adam. Kaç yıldır 28 Şubat'ı, Andıç'ı, postmodern darbeyi filan tartışıyoruz, Ali Kırca'nın ismi de bir şekilde bu tartışmalarda geçiyor, ama değerli anchorman 'özenli suskunluğunu' koruyor.
Ekrem Dumanlı yazmıştı: 'Bazı insanlar -üstelik isimleri zikredildiği halde- suskun kalmayı tercih ediyorlar; Ali Kırca için onca şey söylendi, yazıldı. Ağzını bıçak açmıyor. Her gün köşe yazısı kaleme alacaksın, TV programı yapacaksın ve ithamlar karşısında susacaksın! ' Olacak şey mi?
Bu suskunluk 'yaşayan' birinin tavrı mı, siz söyleyin?
Hayır, 'sükût ikrardan gelir' demek istemiyorum. Sadece değerli anchormanı kendisiyle ve elbette tarihle yüzleşmeye çağırıyorum.
Belki biz yanlış düşünüyoruz.
Belki onun dünya ve hayat tasavvuru doğrudur.
Madem sesinle, sözünle, dalgalı saçlarınla kendini 'kamu'ya açtın, bunu bilmek hakkımız. '
Bu yazı 17/05/2006 tarihli Yeni Şafak'ta yayınlanmıştır. Yazarı Ahmet KEKEÇ
Diribaş olursa ünlü bir dublaj sanatçımız. Şu sıra (31/10/2006 itibariyle) Acı Hayat adlı dizide zengin çocuğu seslendiriyor.
Ay gibi parlak, ışıklı, güzel
Hentai'ler pornografik içerikli +18 animelerdir. Genellikle yüksek hayal gücü içeren konulara sahiptirler. İnsanlar için tabu sayılan pek çok şey hentai'lerin konusu olabilir. Dünyaya saldıran uzaylıların veya değişik cinsel uzuvlara sahip çeşitli fantastik yaratıkların tecavüz sahneleri gibi absürd sayılabilecek seks sahneler sıklıkla görülmektedir. Dünya çapında mehşur pek çok hentai vardır. Bunlardan bazıları la Blue Girl, Black Bible, Vixens dir.
Hentai kelime anlamıyla Japoncada acayip, değişik anlamına gelmektedir. İçerdiği absürd sahnelerin kökeni de budur. Günümüzde özellikle Amerika'da önemli bir pazar haline gelen hentai, ilk yaratıldığı andan itibaren değişik tarzlara yönelmiş; yukarıda belirtilen tarzların yanında daha yumuşak ve softcore olarak sınıflandırılabilecek hentailer de üretilmiştir.
Alişan SATILMIŞ, 1962 Yılında Konya’nın Akşehir ilçesinde doğmuştur.İlk ve orta öğrenimini doğduğu ilçede yapan yazar,lise yıllarında cezaevine girmiş ve liseyi cezaevinde bitirmiştir.Üniversite sınavlarına da cezaevinde giren yazar Nevşehir Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulunu bitirmiştir.
Çeşitli dergi ve gazetelerde şiir ve makaleleri çıkan yazarın 20 şiir,deneme ve romanı yayınlanmıştır.
Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri:
1-Bütün Bunları Bir Deliye Anlattım
2-Doğrunun Adreslenmesi
3-Emperyalizm ve Türkiye
4-Hey Ötekiler
5-Küresel Çerçevelemeye Tavır
6-Metropol Varoşları
7-Ruhumuzu Geri Verin
8-Savaşı Türküleştirdik Biz
9-Sehpalı Düşlerim
10-Terör ve Terörizm
11-Yaşasın Fitne
12-Yılgınlığa İnat
13-Yitik Sevdalarımız
14-Yüreğimde Bir Milyon Ölüm
15-Adresini Arayan Fotoğraflar
16-Arasat
Farsça beşinci gün demek
ağızda rahatsız edici bir ekşilik tadı
merak, bilgi edinme arzusu
bence hayatımız boyunca vaz geçmemeliyiz sormaktan ve öğrenmekten...
1 - Ters gitme olasılığı taşıyan birşey ters gidecektir.
2 - İşler beklenenden daha uzun zaman alır.
PUHU MODİFİKASYONU: Tamamlanma tarihi ile ilgili beklentilerin planlamada kazandığı ciddiyet arttıkça gecikmede büyür.
3 - Eğer birşey birden fazla ters gitme olasılığı taşıyorsa size en fazla zararı dokunacak kombinasyon oluşur.
PUHU: Eğer birşey birden fazla ters gitme olasılığı taşıyorsa; size en fazla zararı dokunacak kombinasyonun bilincindeyseniz ve buna karşı tedbirlerinizi aldıysanız, bu tedbirler sizin için daha zararlı bir kombinasyonu gerçekleştirir.
4 - Eğer bir işte bir terslik olması için x sayıda farklı yol varsa ve siz işe başlamadan önce x sayıda tedbir aldiysaniz x+1 terslik siz işi bitirmek üzere iken ortaya çıkar.
5 - Olaylar kendi haline bırakıldığında kötüden daha kötüye doğru gider.
PUHU: Kötüden daha kötüye gidecek olaylara yapılan müdahale en kötüye ulaşma hızını arttırır.
6 - İşinizin tüm aşamalarını planlayıp birinci aşama ile işe başladığınızda, birinci aşamadan önce tamamlanmış olması gereken bir aşama ortaya çıkar.
PUHU: Bu aşama hala plana entegre edilebilir gibi görünür. Bu entegrasyon yanlız tüm planı mahfetmekle kalmaz, ana hedeflerin iptalinide beraberinde getirir.
7 - Problemlere getirilen Çözümler yeni problemler yaratır.
PUHU: Problemlere getirilen çözümler ilk problemlerden daha kötü problemler getirir.
8 - Hiç birşey kimsenin bir daha bozamayacağı bir seviyeye dek mükemmelleştirilemez. Çünkü böyle bir seviye yoktur ve aptallar en basit şeyleri bozma konusunda son derece yaratıcıdırlar.
PUHU: Bir şeyi hiç kimsenin bozamayacağı bir seviye ye dek mükemmelleştirmek için nedenli düşünürseniz aptalların da o işi bozmak için yaratıcılıkları o denli artar.
9 - Doğa hata ve eksikten yanadır.
PUHU: Doğanın hata ve eksik yaratmak için sonsuz kaynağı vardır.
10 - Doğa olumsuz sonuçları korur ve müdahalesini olumsuz sonuç lehine yapar.
PUHU: Doğa olumlu sonuçları engellemek için vardır.
11 - Herşey simultanet Sırasız-Düzensiz olarak ters gider.
PUHU: Herşey size hangisinin daha fazla zararı dokunacağına bağlı olarak simultane veya peş peşe ters gider.
CHRISHOLM MODİFİKASYONU: Bundan daha kötüsü olamaz dediğiniz andan itibaren işler daha kötüye gider.
12 - Durum iyiye gitmeye başladığında mutlaka unuttuğumuz veya gözden kaçırdığımız bir nokta vardır.
13 - Hiçbir şey kalıcılık kadar geçici değildir.
14 - İşinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın, mutlaka sonuçlara modifikasyon getirecek bir amiriniz bulunacaktır.
MATSH KANUNU: Berbat bir son, sonsuz bir berbatlıklar dizisinden daha iyidir.
HOOK KANUNU: Aradığınız herhangi bir şeyi son baktığınız yerde bulursunuz.
GYLME FORMÜLÜ: Başarının sırrı samimiyettir. Bunu taklit ettiğiniz anda başardınız demektir.
LIERMAN KANUNU: Herkes yalan söyler, fakat bu önemli değildir çünkü kimse dinlemez.
EVANS VE BJORN KANUNU: Kötü giden şey ne olursa olsun,bunun böyle olacağını bilen biri mutlaka vardır.
GINSBERG TEOREMİ: Kazanamazsın, berabere kalamazsın, hatta oyunu terk edemezsin.
O'TOOLE AKSİOMU: Bir çocuk yeterli değildir. İki çocuk çok fazladır.
MURPHY'NİN ÖĞRENCİLER İÇİN KANUNU: Bir öğretmen öğrencilerin öğretilen dersten başka yapacak işleri olmadığını varsayar.
PUHU'NUN PARK YERİ BULMA KANUNU: Park etmek için hemen bulup beğenmediğiniz ve park etmediğiniz yerin park edilebilecek tek yer olduğunu fırsat kaçtıktan sonra park etmek için hemen bulup beğenmediğiniz halde park ettiğiniz yerin, park edilebilecek yerlerin en kötüsü olduğunu gideceğiniz binaya ulaştıktan sonra anlarsınız.
JONES'UN TELEVİZYON KANUNU: Görülmeye değer tek program yayından kaldırılır.
15 - Tecrübe ihtiyacınız geçtikten sonra edinilir.
16 - Çekici, güzel ve sizden hoşlanabilecek bir kadınla tanışma olasılığınız;
a-yanınızda karınız varken,
b-yanınızda sizden daha yakışıklı bir arkadaşınız varken,
c-yanınızda sizden daha zengin bir arkadaşınız varken artar.
17 - Şöhret geçebilir ama unutulmuşluk kalıcıdır.
CANSIZLIĞIN HAREKETLİLİĞİ YASASI: Bütün cansız cisimler sadece ayaklarınıza dolaşmaya yetecek kadar hareket eder.
MURPHY'NİN DÜNYA GÖRÜŞÜ: Ne olursa olsun gülümse, çünkü yarın bugünden kötü olacaktır.
PUHU'NUN DÜNYA GÖRÜŞÜ: Ne olursa olsun ağlama, çünkü göz yaşlarına asıl yarın ihtiyacın olacaktır.
STENDERUP KANUNU: Ne kadar geride kalırsanız, yetişmek için o kadar çok vaktiniz olur.
CONNER KANUNU: Gizli kalması gereken belge fotokopi makinasında unutulur.
HELL KANUNU: Bir kütle suya batırıldığında telefon çalar.
18 - Zamanı gelmiş bir hata kadar kaçınılmaz hiçbirşey yoktur.
19 - Gerçek hiçbir problemin çözümü yoktur.
20 - MURPHY`NİN ALTIN KURALI: Altını bulan kuralı koyar.
21 - Herhangi bir cisim kendisine en çok zarar verecek biçimde yere düşecektir. Bunu yasayı tamamlayıcı eklerle açıklayalım:
a - üzerine yağ sürülmüş bir ekmek diliminin yağlı yüzünün üstüne düşme olasılığı alttaki halının değeri ile doğru orantılıdır,
b - yere düşecek ilk, belkide tek parça en pahalı parça olacaktır,
c - eşyalar yere her zaman dik açıyla düşerler,
d - düşürülen her parça avadanlık,atölyenin en ulaşılmaz köşesine dek yuvarlanacaktır,
e - ve siz onu ararken ayağınıza ilk çarpan şey de o alacaktır;
f - tezgahtan düşen küçük parçaların bulunma olasılığı parçanın büyüklüğü ile doğru orantılı, sizin işi tamamlama süreniz ile ters orantılıdır.