Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • irtica06.10.2006 - 23:33

    Aman dikkat etmek lazım, elden giderse kalabalıkları neyle korkutup, cukkalamaya devam ederiz. Arkadaşlar irticamıza gözümüz gibi bakalım...

  • savaş06.10.2006 - 23:28

    Komşularda pişer,
    Kısmetse bizede düşer.....

  • istanbul06.10.2006 - 23:25

    İSTANBUL ACILAR KRALİÇESİ



    İstanbul ey İstanbul ey

    Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi

    İstanbul ey İstanbul ey

    Ey bozgunların garip çiçeği

    Bu akşam yemin ettim

    Seni bir daha öpmemek için

    Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp

    Yumruğumla kanatmıştım

    Rezil bir aşktı

    Bütün arkadaşları miting alanlarında

    Ve mezarlıklarda bırakmıştım



    İstanbul ey İstanbul ey

    Acılar kraliçesi

    Umudun ve direncin yorgun anası

    Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası

    Tırnaklarım kopuyor, Görmüyormusun

    Bir benmiyim kapılarını şaşıran her yokuşun başında

    Bir benmiyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan

    Bir kedi bile sağarken yüreğini

    Telaş içerisinde yavrusuna

    Ey acımasız acuze!

    utan şu türbelerinden

    Minarelerinden utan

    İstanbul ey İstanbul ey

    Acılar kraliçesi

    Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği

    Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği

    Bayraklarım kanıyor, Sormuyormusun

    Kadınlarınki;

    Omuzları hicran, saçları ihanet sarısı

    Çocuklarınki;

    Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından

    En ücra genlerime, alyuvarlarıma,

    Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.Bıktım

    İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan

    Bu Allahsız yağmurundan

    İstanbul ey İstanbul ey

    Acılar kraliçesi

    İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı

    Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı

    Ciğerlerim çatlıyor, Duymuyormusun

    Hangi pencerene çıksam

    O salya sümük pezevenk suratları

    Hangi caddene dökülsem

    O şangur şungur düş kırıkları

    Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar

    Sarsmıyormu seni hiç

    Bunca infilak

    Bunca isyan çığlıkları

    İstanbul ey İstanbul ey

    Acılar kraliçesi

    Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası

    Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması

    İntihar anı geldi, beni öpmüyormusun,

    Ağlamak istemiyorum, yenildim sana

    Hikayenin özeti bu

    Bir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı

    Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle

    Şimdi ben hangi şehirde soğulturum zonklayıp duran bu yaramı

    İstanbul ey İstanbul ey

    Acılar kraliçesi

    İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı

    Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı

    Beni harcadın ulan!

    Beni sattın

    Utanmıyormusun
    (Y. HAYALOĞLU)

  • istanbul06.10.2006 - 23:21

    DENİZİN KENTİNİ YAKTIM



    Denizin kentini yaktım

    Vızıldayıp duran kafamın ortasında

    Denizin kentini yaktım

    Hurma şırıltılarıyla



    Denizin kentini yaktım

    Beni çocukluğumdan koparan

    Denizin kentini yaktım

    Bir kent kadın kabuklarından



    Denizin kentini yaktım

    Miras kalmış bir alevle

    Denizin kentini yaktım

    Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle



    Tanrıyı anarak kalbi atan

    Cami sütunları boğdu

    Sararmış gözyaşlarıyla

    Kararmış denizin kentini



    İstanbul ey sevgili şehir

    Dön dön karadan gelen sesime

    Son veren zaman yatırında

    Denizden getirilen biçimine

    (Sezai KARAKOÇ)

  • mehmet akif ersoy06.10.2006 - 23:15

    Ne Necip Fazıl, ne Nazım Hikmet
    Mehmet Akiftir Şair-ul ekber

    YA RAB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI?

    Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

    Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

    Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!

    diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

    Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,

    Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,

    Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;

    Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

    Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,

    En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i! ...

    Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın

    Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın

    Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?

    Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,

    Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

    Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman

    Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?

    Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,

    Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?

    İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?

    Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

    Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?

    Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!

    Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!

    Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?

    Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân;

    İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!



    Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;

    Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!

    Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...

    Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!

    Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:

    Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!

    Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:

    Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!

    Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,

    Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

    En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,

    Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!

    İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...

    Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!

    Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?

    Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

  • bebek06.10.2006 - 23:09

    'Aman gelme' dedim, bak geldin işte

    Dünyaya meylin var, 'beşer'sin bebek

    Bir bilsen dünyamız neyin nesidir

    Ayırır ağzını işersin bebek.



    Kimisi su katar içtiğin süte

    Kimisi at sokar yediğin ete

    Günahtan, hileden, haramdan öte

    Zulmet kuyusuna düşersin bebek.



    Yukarıya gitsen 'köle' sayarlar

    Aşağıya insen tefe koyarlar

    Her saat bir başka renge boyarlar

    Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.



    Önün bal-petekli, elin mühürlü

    Omuzun kötekli, dilin mühürlü

    Haftan ipotekli, yılın mühürlü

    Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.



    Sevgimiz rüşvettir seversek seni

    Aldatmak içindir ne versek seni

    Kalleş çağımızla eversek seni

    Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.
    A. KARAKOÇ

  • bebek06.10.2006 - 23:07

    Geçmişte yağmanın hasat dönemi

    Acele gel diye çağırdım seni

    Şimdi iş değişti dur, dinle beni

    Dokuz aylık yolu altmış ayda çek

    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



    Emmin, dayın annen, baban kereste

    İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste

    Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste

    İnsanlar ya mertek, ya orta direk

    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



    Doğarsan üç günlük iş bulamazsın

    Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın

    Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın

    Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek

    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



    Arı peteğinde ağulu bal var

    Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var

    Sıkıver dişini, annene yalvar

    Buradan rahattır orda beklemek

    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



    Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan

    Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan

    Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,

    Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek

    Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



    Vaziyet bambaşka vaziyet oldu

    Yaşamak işkence, eziyet oldu

    Dalkavukluk üstün meziyet oldu.

    Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek

    Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.
    A. KARAKOÇ

  • Kim06.10.2006 - 23:02

    ...din ki yeni adını beğenelim...

  • ahmet arif06.10.2006 - 23:00

    OTUZÜÇ KURŞUN
    Bu dağ Mengene dağıdır

    Tanyeri atanda Van'da

    Bu dağ Nemrut yavrusudur

    Tanyeri atanda Nemruda karşı

    Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur

    Bir yanın seccade Acem mülküdür

    Doruklarda buzulların salkımı

    Firari güvercinler su başlarında

    Ve karaca sürüsü,

    Keklik takımı...

    Yiğitlik inkar gelinmez

    Tek'e - tek doğüşte yenilmediler

    Bin yıllardan bu yana, bura uşağı

    Gel haberi nerden verek

    Turna sürüsü değil bu

    Gökte yıldız burcu değil

    Otuzüç kurşunlu yürek

    Otuzüç kan pınarı

    Akmaz,

    Göl olmuş bu dağda...

    Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı

    Sırtı alacakır

    Karnı sütbeyaz

    Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı

    Yüreği ağzında öyle zavallı

    Tövbeye getirir insanı

    Tenhaydı, tenhaydı vakitler

    Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

    Baktı otuzüçten biri

    Karnında açlığın ağır boşluğu

    Saç, sakal bir karış

    Yakasında bit,

    Baktı kolları vurulu,

    Cehennem yürekli bir yiğit,

    Bir garip tavşana,

    Bir gerilere.

    Düştü nazlı filintası aklına,

    Yastığı altında küsmüş,

    Düştü, Harran ovasından getirdiği tay

    Perçemi mavi boncuklu,

    Alnında akıtma

    Üç topuğu ak,

    Eşkini hovarda, kıvrak,

    Doru, seglavi kısrağı.

    Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

    Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,

    Böyle arkasında bir soğuk namlu

    Bulunmayaydı,

    Sığınabilirdi yüceltilere...

    Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,

    Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,

    Yanan cıgaranın külünü,

    Güneşlerde çatal kıvılcımlanan

    Engereğin dilini,

    Ilk atımda uçuran

    Usta elleri...

    Bu gözler, bir kere bile faka basmadı

    Çığ bekleyen boğazların kıyametini

    Karlı, yumuşacık hıyanetini

    Uçurumların,

    Önceden bilen gözleri...

    Çaresiz

    Vurulacaktı,

    Buyruk kesindi,

    Gayrı gözlerini kör sürüngenler

    Yüreğini leş kuşları yesindi...

    Vurulmuşum

    Dağların kuytuluk bir boğazında

    Vakitlerden bir sabah namazında

    Yatarım

    Kanlı, upuzun...



    Vurulmuşum

    Düşüm, gecelerden kara

    Bir hayra yoranım çıkmaz

    Canım alırlar ecelsiz

    Sığdıramam kitaplara

    Şifre buyurmuş bir paşa

    Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız



    Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz

    Rivayet sanılır belki

    Gül memeler değil

    Domdom kurşunu

    Paramparça ağzımdaki...



    Ölüm buyruğunu uyguladılar,

    Mavi dağ dumanını

    ve uyur-uyanık seher yelini

    Kanlara buladılar.

    Sonra oracıkta tüfek çattılar

    Koynumuzu usul-usul yoklayıp

    Aradılar.

    Didik-didik ettiler

    Kirmanşah dokuması al kuşağımı

    Tespihimi, tabakamı alıp gittiler

    Hepsi de armağandı Acemelinden...



    Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

    Karşıyaka köyleri, obalarıyla

    Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

    Komşuyuz yaka yakaya

    Birbirine karışır tavuklarımız

    Bilmezlikten değil,

    Fıkaralıktan

    Pasaporta ısınmamış içimiz

    Budur katlimize sebep suçumuz,

    Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

    Kaçakçıya

    Soyguncuya

    Hayına...



    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

    Rivayet sanılır belki

    Gül memeler değil

    Domdom kurşunu

    Paramparça ağzımdaki...


    Vurun ulan,

    Vurun,

    Ben kolay ölmem.

    Ocakta küllenmiş közüm,

    Karnımda sözüm var

    Haldan bilene.

    Babam gözlerini verdi Urfa önünde

    Üç de kardaşını

    Üç nazlı selvi,

    Ömrüne doymamış üç dağ parçası.

    Burçlardan, tepelerden, minarelerden

    Kirve, hısım, dağların çocukları

    Fransız Kuşatmasına karşı koyanda



    Bıyıkları yeni terlemiş daha

    Benim küçük dayım Nazif

    Yakışıklı,

    Hafif,

    İyi süvari

    Vurun kardaş demiş

    Namus günüdür

    Ve şaha kaldırmış atını.



    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

    Rivayet sanılır belki

    Gül memeler değil

    Domdom kurşunu

    Paramparça ağzımdaki...

  • önemli olan06.10.2006 - 22:53

    Gülümsemeye hazır olmak gerekir çünli Kürt Sait'in takipçileri osmanlının torunu anadolu Türkleridir :)
    Bakınız: Fethullah Hoca ve şakirtleri ve diğer 40 Nur kolu (belkim 50 hatta 60-70 de olabilir)