Vukuat var...
Aman dikkat etmek lazım, elden giderse kalabalıkları neyle korkutup, cukkalamaya devam ederiz. Arkadaşlar irticamıza gözümüz gibi bakalım...
Komşularda pişer,Kısmetse bizede düşer.....
İSTANBUL ACILAR KRALİÇESİ İstanbul ey İstanbul eyEy acıların gözyaşlarının kraliçesiİstanbul ey İstanbul eyEy bozgunların garip çiçeğiBu akşam yemin ettimSeni bir daha öpmemek içinBenki bütün duvarlarını, afişlerle donatıpYumruğumla kanatmıştımRezil bir aşktıBütün arkadaşları miting alanlarındaVe mezarlıklarda bırakmıştım İstanbul ey İstanbul eyAcılar kraliçesiUmudun ve direncin yorgun anasıVe ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonasıTırnaklarım kopuyor, GörmüyormusunBir benmiyim kapılarını şaşıran her yokuşun başındaBir benmiyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutanBir kedi bile sağarken yüreğiniTelaş içerisinde yavrusunaEy acımasız acuze! utan şu türbelerinden Minarelerinden utan İstanbul ey İstanbul eyAcılar kraliçesiSavaşın ve bozgunların gariban çiçeğiVe ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeğiBayraklarım kanıyor, SormuyormusunKadınlarınki; Omuzları hicran, saçları ihanet sarısıÇocuklarınki; Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarındanEn ücra genlerime, alyuvarlarıma, Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.Bıktımİliklerime, gömlek ceplerime kadar sızanBu Allahsız yağmurundanİstanbul ey İstanbul eyAcılar kraliçesiİhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısıVe ey çürümenin yok olmanın amansız sancısıCiğerlerim çatlıyor, DuymuyormusunHangi pencerene çıksam O salya sümük pezevenk suratlarıHangi caddene dökülsemO şangur şungur düş kırıklarıBütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlarSarsmıyormu seni hiçBunca infilakBunca isyan çığlıklarıİstanbul ey İstanbul eyAcılar kraliçesiAldanışların ve hüznün yalancı tanrıçasıVe ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosmasıİntihar anı geldi, beni öpmüyormusun, Ağlamak istemiyorum, yenildim sanaHikayenin özeti buBir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramıŞimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyleŞimdi ben hangi şehirde soğulturum zonklayıp duran bu yaramıİstanbul ey İstanbul eyAcılar kraliçesiİhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağıVe ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağıBeni harcadın ulan! Beni sattınUtanmıyormusun(Y. HAYALOĞLU)
DENİZİN KENTİNİ YAKTIM Denizin kentini yaktım Vızıldayıp duran kafamın ortasında Denizin kentini yaktım Hurma şırıltılarıyla Denizin kentini yaktım Beni çocukluğumdan koparan Denizin kentini yaktım Bir kent kadın kabuklarından Denizin kentini yaktım Miras kalmış bir alevle Denizin kentini yaktım Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle Tanrıyı anarak kalbi atan Cami sütunları boğdu Sararmış gözyaşlarıyla Kararmış denizin kentini İstanbul ey sevgili şehir Dön dön karadan gelen sesime Son veren zaman yatırında Denizden getirilen biçimine (Sezai KARAKOÇ)
Ne Necip Fazıl, ne Nazım HikmetMehmet Akiftir Şair-ul ekberYA RAB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI? Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm; Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm! Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i! ...Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ınÂteşli muhitindeki sûzişli niyâzınEmvâci hurûş-âver olurken melekûta? Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet? Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îmanOlsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban? Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in? İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet? Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet? Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ? Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ! Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm! Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm? Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân; İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân! Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık! Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın! Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi! Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed! Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar! En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan! İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
'Aman gelme' dedim, bak geldin işte Dünyaya meylin var, 'beşer'sin bebek Bir bilsen dünyamız neyin nesidir Ayırır ağzını işersin bebek. Kimisi su katar içtiğin süte Kimisi at sokar yediğin ete Günahtan, hileden, haramdan öte Zulmet kuyusuna düşersin bebek. Yukarıya gitsen 'köle' sayarlar Aşağıya insen tefe koyarlar Her saat bir başka renge boyarlar Baktıkça sen sana şaşarsın bebek. Önün bal-petekli, elin mühürlü Omuzun kötekli, dilin mühürlü Haftan ipotekli, yılın mühürlü Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek. Sevgimiz rüşvettir seversek seni Aldatmak içindir ne versek seni Kalleş çağımızla eversek seni Gerdeğe girmeden boşarsın bebek. A. KARAKOÇ
Geçmişte yağmanın hasat dönemi Acele gel diye çağırdım seni Şimdi iş değişti dur, dinle beni Dokuz aylık yolu altmış ayda çek Beş sene dolmadan doğma ha bebek. Emmin, dayın annen, baban kereste İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste İnsanlar ya mertek, ya orta direk Beş sene dolmadan doğma ha bebek. Doğarsan üç günlük iş bulamazsın Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek Beş sene dolmadan doğma ha bebek. Arı peteğinde ağulu bal var Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var Sıkıver dişini, annene yalvar Buradan rahattır orda beklemek Beş sene dolmadan doğma ha bebek. Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan Değişti bahçıvan, bozuldu bostan, Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek Beş sene dolmadan doğma ha bebek. Vaziyet bambaşka vaziyet oldu Yaşamak işkence, eziyet oldu Dalkavukluk üstün meziyet oldu. Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.A. KARAKOÇ
...din ki yeni adını beğenelim...
OTUZÜÇ KURŞUN Bu dağ Mengene dağıdırTanyeri atanda Van'daBu dağ Nemrut yavrusudurTanyeri atanda Nemruda karşıBir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudurBir yanın seccade Acem mülküdürDoruklarda buzulların salkımıFirari güvercinler su başlarındaVe karaca sürüsü,Keklik takımı...Yiğitlik inkar gelinmezTek'e - tek doğüşte yenilmedilerBin yıllardan bu yana, bura uşağıGel haberi nerden verekTurna sürüsü değil buGökte yıldız burcu değilOtuzüç kurşunlu yürekOtuzüç kan pınarıAkmaz,Göl olmuş bu dağda...Yokuşun dibinden bir tavşan kalktıSırtı alacakırKarnı sütbeyazGarip, ikicanlı, bir dağ tavşanıYüreği ağzında öyle zavallıTövbeye getirir insanıTenhaydı, tenhaydı vakitlerKusursuz, çırılçıplak bir şafaktıBaktı otuzüçten biriKarnında açlığın ağır boşluğuSaç, sakal bir karışYakasında bit,Baktı kolları vurulu,Cehennem yürekli bir yiğit,Bir garip tavşana,Bir gerilere.Düştü nazlı filintası aklına,Yastığı altında küsmüş,Düştü, Harran ovasından getirdiği tayPerçemi mavi boncuklu,Alnında akıtmaÜç topuğu ak,Eşkini hovarda, kıvrak,Doru, seglavi kısrağı.Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde! Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,Böyle arkasında bir soğuk namluBulunmayaydı,Sığınabilirdi yüceltilere...Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,Yanan cıgaranın külünü,Güneşlerde çatal kıvılcımlananEngereğin dilini,Ilk atımda uçuranUsta elleri...Bu gözler, bir kere bile faka basmadıÇığ bekleyen boğazların kıyametiniKarlı, yumuşacık hıyanetiniUçurumların,Önceden bilen gözleri...ÇaresizVurulacaktı,Buyruk kesindi,Gayrı gözlerini kör sürüngenlerYüreğini leş kuşları yesindi...VurulmuşumDağların kuytuluk bir boğazındaVakitlerden bir sabah namazındaYatarımKanlı, upuzun... VurulmuşumDüşüm, gecelerden karaBir hayra yoranım çıkmazCanım alırlar ecelsizSığdıramam kitaplaraŞifre buyurmuş bir paşaVurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Kirvem, hallarımı aynı böyle yazRivayet sanılır belkiGül memeler değilDomdom kurşunuParamparça ağzımdaki... Ölüm buyruğunu uyguladılar,Mavi dağ dumanınıve uyur-uyanık seher yeliniKanlara buladılar.Sonra oracıkta tüfek çattılarKoynumuzu usul-usul yoklayıpAradılar.Didik-didik ettilerKirmanşah dokuması al kuşağımıTespihimi, tabakamı alıp gittilerHepsi de armağandı Acemelinden... Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyızKarşıyaka köyleri, obalarıylaKız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,Komşuyuz yaka yakayaBirbirine karışır tavuklarımızBilmezlikten değil,FıkaralıktanPasaporta ısınmamış içimizBudur katlimize sebep suçumuz,Gayrı eşkiyaya çıkar adımızKaçakçıyaSoyguncuyaHayına... Kirvem hallarımı aynı böyle yazRivayet sanılır belkiGül memeler değilDomdom kurşunuParamparça ağzımdaki... Vurun ulan,Vurun,Ben kolay ölmem.Ocakta küllenmiş közüm,Karnımda sözüm varHaldan bilene.Babam gözlerini verdi Urfa önündeÜç de kardaşınıÜç nazlı selvi,Ömrüne doymamış üç dağ parçası.Burçlardan, tepelerden, minarelerdenKirve, hısım, dağların çocuklarıFransız Kuşatmasına karşı koyanda Bıyıkları yeni terlemiş dahaBenim küçük dayım NazifYakışıklı,Hafif,İyi süvariVurun kardaş demişNamus günüdürVe şaha kaldırmış atını. Kirvem hallarımı aynı böyle yazRivayet sanılır belkiGül memeler değilDomdom kurşunuParamparça ağzımdaki...
Gülümsemeye hazır olmak gerekir çünli Kürt Sait'in takipçileri osmanlının torunu anadolu Türkleridir :) Bakınız: Fethullah Hoca ve şakirtleri ve diğer 40 Nur kolu (belkim 50 hatta 60-70 de olabilir)
Aman dikkat etmek lazım, elden giderse kalabalıkları neyle korkutup, cukkalamaya devam ederiz. Arkadaşlar irticamıza gözümüz gibi bakalım...
Komşularda pişer,
Kısmetse bizede düşer.....
İSTANBUL ACILAR KRALİÇESİ
İstanbul ey İstanbul ey
Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi
İstanbul ey İstanbul ey
Ey bozgunların garip çiçeği
Bu akşam yemin ettim
Seni bir daha öpmemek için
Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp
Yumruğumla kanatmıştım
Rezil bir aşktı
Bütün arkadaşları miting alanlarında
Ve mezarlıklarda bırakmıştım
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Umudun ve direncin yorgun anası
Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası
Tırnaklarım kopuyor, Görmüyormusun
Bir benmiyim kapılarını şaşıran her yokuşun başında
Bir benmiyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan
Bir kedi bile sağarken yüreğini
Telaş içerisinde yavrusuna
Ey acımasız acuze!
utan şu türbelerinden
Minarelerinden utan
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği
Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği
Bayraklarım kanıyor, Sormuyormusun
Kadınlarınki;
Omuzları hicran, saçları ihanet sarısı
Çocuklarınki;
Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından
En ücra genlerime, alyuvarlarıma,
Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.Bıktım
İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan
Bu Allahsız yağmurundan
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı
Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı
Ciğerlerim çatlıyor, Duymuyormusun
Hangi pencerene çıksam
O salya sümük pezevenk suratları
Hangi caddene dökülsem
O şangur şungur düş kırıkları
Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar
Sarsmıyormu seni hiç
Bunca infilak
Bunca isyan çığlıkları
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası
Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması
İntihar anı geldi, beni öpmüyormusun,
Ağlamak istemiyorum, yenildim sana
Hikayenin özeti bu
Bir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı
Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
Şimdi ben hangi şehirde soğulturum zonklayıp duran bu yaramı
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı
Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı
Beni harcadın ulan!
Beni sattın
Utanmıyormusun
(Y. HAYALOĞLU)
DENİZİN KENTİNİ YAKTIM
Denizin kentini yaktım
Vızıldayıp duran kafamın ortasında
Denizin kentini yaktım
Hurma şırıltılarıyla
Denizin kentini yaktım
Beni çocukluğumdan koparan
Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından
Denizin kentini yaktım
Miras kalmış bir alevle
Denizin kentini yaktım
Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle
Tanrıyı anarak kalbi atan
Cami sütunları boğdu
Sararmış gözyaşlarıyla
Kararmış denizin kentini
İstanbul ey sevgili şehir
Dön dön karadan gelen sesime
Son veren zaman yatırında
Denizden getirilen biçimine
(Sezai KARAKOÇ)
Ne Necip Fazıl, ne Nazım Hikmet
Mehmet Akiftir Şair-ul ekber
YA RAB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI?
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i! ...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
'Aman gelme' dedim, bak geldin işte
Dünyaya meylin var, 'beşer'sin bebek
Bir bilsen dünyamız neyin nesidir
Ayırır ağzını işersin bebek.
Kimisi su katar içtiğin süte
Kimisi at sokar yediğin ete
Günahtan, hileden, haramdan öte
Zulmet kuyusuna düşersin bebek.
Yukarıya gitsen 'köle' sayarlar
Aşağıya insen tefe koyarlar
Her saat bir başka renge boyarlar
Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.
Önün bal-petekli, elin mühürlü
Omuzun kötekli, dilin mühürlü
Haftan ipotekli, yılın mühürlü
Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.
Sevgimiz rüşvettir seversek seni
Aldatmak içindir ne versek seni
Kalleş çağımızla eversek seni
Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.
A. KARAKOÇ
Geçmişte yağmanın hasat dönemi
Acele gel diye çağırdım seni
Şimdi iş değişti dur, dinle beni
Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.
Emmin, dayın annen, baban kereste
İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste
İnsanlar ya mertek, ya orta direk
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.
Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın
Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.
Arı peteğinde ağulu bal var
Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
Sıkıver dişini, annene yalvar
Buradan rahattır orda beklemek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.
Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.
Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.
A. KARAKOÇ
...din ki yeni adını beğenelim...
OTUZÜÇ KURŞUN
Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...
Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yana, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...
Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.
Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!
Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
Ilk atımda uçuran
Usta elleri...
Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...
Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...
Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Gülümsemeye hazır olmak gerekir çünli Kürt Sait'in takipçileri osmanlının torunu anadolu Türkleridir :)
Bakınız: Fethullah Hoca ve şakirtleri ve diğer 40 Nur kolu (belkim 50 hatta 60-70 de olabilir)