Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • ayyuka27.11.2006 - 13:47

    Keçi yıldızı..
    Astrolojide 'capella' olarakta bilinen yıldız.
    'Ayyuka çıkmak' deyimi arapçadan geçmiş bir deyimdir.
    Arapların göğün en yüksek yerine atfen kullandıkları kelime; 'ayyuk'..

  • yaşayabilme ihtimali27.11.2006 - 10:49

    Ölme ihtimalimiz daha yüksek; her halükârda..

  • kurtuba camii27.11.2006 - 10:46

    Endülüs..

  • enfüsi27.11.2006 - 10:41

    'Nefis' e âit..
    Afaki ve Enfusi kelimeleri genelde birlikte kullanılır.
    İlki büyük kâinattır.. ufuklara ait olan (afaki)
    İkincisi insanın kendisidir.. nefse ait (enfusi)
    Her ikisindede hakikate açılan bir kapı vardır..
    Biri dışbükey diğeri içbükey..

  • afaki27.11.2006 - 10:36

    'Ufuk'lara ait..

  • mütekellim27.11.2006 - 10:35

    'Konuşucu' kelâm eden..

  • orhan pamuk27.11.2006 - 10:18

    Orhan PAMUK'A'a açık mektup (Mehmed Niyazi 13 Kasım 2006-)

    Saygıdeğer efendim; bildiğiniz üzere belki hiç kimsenin romancılığı sizinki kadar tartışılmamıştır. Kimileri sizi çok satan, fakat okunmayan yazar olarak nitelendirmektedir.
    Kimileri sadece eseriniz çıkınca ortalığı alabora ettiğinizi ileri sürmektedir. Kimileri dilinizi bozuk, üslubunuzu kekremsi, roman tekniğinizi zayıf bulmaktadır. Kimileri de sizi mükemmel bir romancı kabul etmektedir. Sizin de bildiğiniz gibi sanat eseri olarak romanın da kendine göre ölçüleri vardır; ama bu ölçüler birimlere dayanmamaktadır; güzelliği, zevki, ahengi içerdiği için sübjektif ağırlıklıdır. Aksi takdirde, 'Beyaz Gemi', 'Cemile', 'Gün Olur Asra Bedel' ve benzeri ürünleri insanlığa sunan Cengiz Aytmatov gibi kültür ve sanat adamının Nobel'i alamamasını izah edemeyiz. Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Nobel ödülünü almanız gerçekten sevindiricidir.
    Nobel ödülü alınır mı, verilir mi tartışması bir yana, en önemli ödülün sahibi olmanız sizi en az bir yıl dünyanın gündeminde tutacaktır. Gelecek yıl bir başkası alacağı için siz yavaş yavaş listelere yerleşeceksiniz. Bugünlerde söyleyeceğiniz söz çok geniş çevrelerde yankı bulur. Tolstoy, Çehov, Andre Malroux, Proust ve daha pek çok devin giremediği listeye kısa bir süre önce adını yazdıranların şimdilerde esamileri okunmuyor. Dolayısıyla sözlerinin etkisi de azalmıştır. Tabii en büyük temennimiz adınızın ve eserlerinizin hiçbir zaman dillerden düşmemesidir.


    Dostoyevski'nin cüretini ne sizden, ne de diğer bir romancıdan beklemeye hakkımız yok. Dostoyevski koyu bir Ortodoks, katıksız bir Rus'tu. Puşkin'in ölümünde, milliyetçiler adına yaptığı konuşmada bir genç heyecandan düşüp bayıldı; bütün Rus milleti sarsıldı. Milliyetçidir gerekçesiyle beynelmilel platformlardan kovulmasına sanatıyla karşı koyabileceğine inandığı için vicdanının sesini dile getirmekten endişe duymadı. Bir vatandaş olarak sizden milletimizi savunmanızı beklemiyorum; zira büyük milletlerin düşmanları da büyük olur. Onlara göğüs germenin kolay olmadığının farkındayım. Fakat gerçeği dile getirmek aydın olmanın birinci şartıdır.


    Sözde Ermeni soykırımı konusunda, tarihçilerimiz, gazetecilerimiz ekranlarda konuşurken hiçbir şey söylemediklerini elbette biliyorsunuzdur. Bu konuda hangi şartlarda konuştuğunuzu bilmiyorum; ama gerekli araştırmayı yapmadığınız aşikârdı. İnsanlar hatadan azade değildir; hepimiz yanlış yapıyoruz. Hatada ısrar bağnazlıktır; hatadan dönmek fazilettir. İnsanlığa mal olmuş bir aydına elbette ki bağnazlık yakışmaz. Hatta bağnazlıkta ısrara hakkı yoktur.


    Konuya dair yapacağınız sathi bir incelemeyle şunları göreceksiniz; Ermeni diasporası soykırım iddialarını İngiltere İmparatorluğu'na mal etmeyi göze alamaz; çünkü topraklarında yüz milyonlarca Müslüman yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin cumhurbaşkanlığına bu meseleyi mal ederler. Wilson da Genelkurmay Başkanı'nı kalabalık bir heyetle incelemek üzere ülkemize gönderir. Sosyolog, psikolog, antropolog, tarihçilerden oluşan heyet buradan Paris'e giden Ermenilerden incelemeye başlar. Bir Ermeni'ye soykırımın nasıl olduğunu sorunca şu cevabı alırlar: 'Çok feci oldu, ben iki defa katledildim.' İşin magazin boyutunu sezerler. Memleketimize de gelip kısa bir süre önce olayların geçtiği yerleri inceleyerek, Genelkurmay Başkanı soykırım olmadığını belirten ünlü raporunu verir. Bununla tatmin olmayan Ermeniler, baskı yapınca, Amiral Bristol görevlendirilir. O da soykırım yoktur tarzında rapor verir. İstanbul işgal edilir. Soykırımdan suçlu olabilecekler yakalanır, Ziya Gökalp gibiler Malta'dadırlar. İstanbul'da ve Malta'da mahkemeler kurulur. Hepsi beraat eder. Bu olaydan İtalya'da haberdar olan dönemin başbakanı Sait Halim Paşa; 'Milletime leke bırakmam' diyerek muhakeme edilmesi için Cemiyet-i Akvam'a ve Lahey Adalet Divanı'na başvurur. Onlar da muhakemeye gerek olmadığını belirten cevap verirler. Soykırım iddiasını dayandırdıkları İngilizlerin kaleme aldığı kitapta Almanların talimatıyla bu menfur fiili işlediğimiz belirtilmektedir. Yirmili yılların ortalarına doğru İngiliz hükümeti, Almanya'ya bunun bir savaş propagandası olduğunu bildirir. Lütfedip araştırırsanız, bunları, daha pek çoklarını göreceksiniz. İsterseniz adresinize hepsini postalayabilirim.


    Sayın Pamuk; romancılığınız tartışılıyor, ama siz bir aydınsınız. Aydın, sorumluluğunu bilen kimse demektir. Bu sorumluluk aileden başlar, içinde yaşanılan toplumdan taşarak insanlığı oluşturan bütün kesimlere ulaşır. Bu gerçeği dile getirirseniz, Türk milliyetçiliğiyle suçlanmanız da mümkün değildir; zira Türklerin de insanlığın bir parçası olduğunu mutlaka kabul edersiniz. Ve sonra bütün bu kararların Hıristiyan devletleri tarafından alınmaları, bir milletin Haçlı zihniyetiyle karşı karşıya olduğunda sizde de şüphe bırakmamış olmalıdır. Bu zihniyet sizi de rahatsız ediyorsa, konuşmanızın tam zamanıdır. Saygılarımla.

  • saat27.11.2006 - 10:11

    'vüs'at' (geniş) da aynı kökten..
    Enine geniş olan anlamında saat zaten..
    Halbuki saatin bu genişliği daraltıyor insanı; bazen..

  • biz burada devrim yapıyoruz sinyorita27.11.2006 - 10:04

    Allah bir yastıkta devirsin!

  • biz burada devrim yapıyoruz sinyorita27.11.2006 - 10:03

    Hayırlı devrimler!