Ey talib, sordun diye söylüyorum, kişi yaşamak için acı çeker, bir kez yaşamaya görsün, görürse aslâ acı çekmez! Ölülerin yüzlerine bir bak, hiç yaşadıkları için ve yaşadıklarından ötürü acı çekiyorlar mı?
öyle bir hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. bazılari seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım. öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım. kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime, sonra dedim ki ' söz ver kendine ' denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan,anladım...
pek-lemek 'pek' (sağlam,korunaklı) = bek. ava merakı olanlar bilir özellikle çulluk avı bir çalılığın arkasına sinerek akşam güneş batmaya yakınken yapılır. çulluklar o saatlerde yuvalarına dönerler ve avcıda kuytu bir köşede onları bekleyerek muradına ermeye çalışır. avcının yaptığı bu eyleme 'bek' denir.. çulluk beki.. çulluğu korunaklı bir yerde tâkibe almaktır manası.. 'bek' (pek) eski türkçede sabit durmak manasındadır aynı zamanda.. bütün bu anlamları birleştirince; 'beklemek' = sağlam korunmuş bir yerde sabit durmak sonucu çıkıyor ortaya..
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Nede bir günahı şeytan, benim seni bekledigim kadar...
Ey talib,
sordun diye söylüyorum,
kişi yaşamak için acı çeker, bir kez yaşamaya görsün,
görürse aslâ acı çekmez!
Ölülerin yüzlerine bir bak,
hiç yaşadıkları için ve yaşadıklarından ötürü acı çekiyorlar mı?
ızdırap verir..
kişinin bilgisi arttıkça ızdırabıda artar..
öğrendikçe acı çekmiyorsa insan
işte o
öğrenmek değildir..
peki nedir?
adını siz koyun!
öyle bir hayat yaşıyorum ki,
cenneti de gördüm, cehennemi de
öyle bir aşk yaşadım ki
tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
bazılari seyrederken hayatı en önden,
kendime bir sahne buldum oynadım.
öyle bir rol vermişler ki,
okudum okudum anlamadım.
kendi kendime konuştum bazen evimde,
hem kızdım hem güldüm halime,
sonra dedim ki ' söz ver kendine '
denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
öyle çok değerliymiş ki zaman,
hep acele etmem bundan,anladım...
Ölüler hiç 'yaşarken' acı çekerler mi?
pazar 88
pazar 89
Mustafa Yolaşan..
pek-lemek
'pek' (sağlam,korunaklı) = bek.
ava merakı olanlar bilir
özellikle çulluk avı bir çalılığın arkasına sinerek akşam güneş batmaya
yakınken yapılır.
çulluklar o saatlerde yuvalarına dönerler
ve avcıda kuytu bir köşede onları bekleyerek muradına ermeye çalışır.
avcının yaptığı bu eyleme 'bek' denir..
çulluk beki..
çulluğu korunaklı bir yerde tâkibe almaktır manası..
'bek' (pek) eski türkçede sabit durmak manasındadır aynı zamanda..
bütün bu anlamları birleştirince;
'beklemek' = sağlam korunmuş bir yerde sabit durmak
sonucu çıkıyor ortaya..
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Nede bir günahı şeytan,
benim seni bekledigim kadar...
Oğlan kıza döndü:
- Seni seviyorum, dedi.
Kız:
- Ben de seni, dedi...
kelimenin kökeni 'izin'..
bildiğimiz izin..
arapçada kulak vermek, dinlemek anlamına geliyor 'izin'..
ezansa
bu kelimenin mastarı
yani işitilen, kulak verilen anlamında..
kelimenin etimolojisi bu..
'ez' (farsçada -den, -dan anlamlarına gelen önek
'ber' (berm) = hafıza, bellek..
ez-berm = ezber = hafızadan...
Felsefenin ekmeği yoktu,
Ekmeğin felsefesi.
Ve sahipsiz felsefenin ekmeğini,
Sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.
Ekmeğin sahipsiz felsefesini
Felsefenin sahipsiz ekmeği.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Hala yeşil bir defne ormanı altında...
Melih Cevdet ANDAY