Üniversitenin büyük amfisinde 800 kisinin katıldığı bir imtihan... Süre iki saat... Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok. Cevapları yetiştiremeyen kalıyor. Bu yüzden bütün talebeler harıl harıl kâgıt dolduruyorlar. Ama birisi ağırdan gidiyor. Biraz düsünüyor biraz yazıyor. Hiç aceleci bir hâli yok. Derken süre doluyor. 'Getirin kâgıtları çocuklar' diyor profesör ve herkes bitirebildigi kadarıyla kâgıdını getirip masanın üzerine koyuyor. Veren çıkıyor, veren çıkıyor masanın üzerindeki kâgıtlar birikiyor. Sınıfta hiç talebe kalmıyor. Bir kişi hâriç. Bizim ağırdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor. Böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkip kürsüye gidiyor ve kâgıdını bir sonraki ders için hazırlıklarını tamamlamakta olan profesöre uzatıyor. Profesör kızarak: -Hayır! Çok geç kaldın. Artık senin kâgıdını alamam... Bizimki ters ters bakıyor: -Sen benim kim oldugumu biliyor musun? -Yoo, aslinda bilmiyorum. Ne olacak? Talebe bakislarini diklestirerek tekrar soruyor: -Sen benim kim oldugumu biliyor musun? -Hayir bilmiyorum! Üstelik bu hiç de mühim degil! -Iyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâgitlarinin bir kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kağıtları tekrar düzeltiyor. Sonra da: -İyi günler hocam, deyip profesörün şaşkın bakışları arasında yürüyüp gidiyor...
Aşağıdaki konuşmalar tamamen gerçek olup, Deniz Navigasyon kanalı 106 (Finisterra/Galicia) tarafından kayıt edilmiştir.
İspanyollar; ' Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Şu anda 25 deniz mili uzaklıktasınız ve tam üzerimize doğru gelmektesiniz.'
Amerikalılar; 'Asıl siz kendi rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.'
İspanyollar; ' Negatif! Tekrarlıyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.'
Amerikalılar; 'Sizinle ABD gemisinin kaptanı konuşuyor. Kendi rotanızı derhal 15 derece kuzeye çevirin.'
İspanyollar; 'Öneriniz mümkün görülmedi. Bize çarpmak istemiyorsanız rotanızı 15 derece güneye çevirin.'
Amerikalılar; ' (Artık sesini yükselterek) Sizinle ABD Deniz filosunun büyüklükte ikinci uçak gemisi USS Lincoln'un Kaptanı Richard James Howard konuşuyor. Beraberimizde iki kruvazör, avcı uçakları, dört denizaltı var. Ayrıca bizi hücumbotlar destekliyor. Size TAVSİYE etmiyorum, EMREDİYORUM! Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, aksi halde filomuzun emniyeti için tedbir alacağız. Derhal rotamızdan çekilin gidin.
İspanyollar; 'Sizinle Juan Manuel Salas Alcantara konuşuyor. Burada iki kişiyiz. Beraberimizde bir köpek, akşam yemeğimiz, iki şişe bira ve bir de kanaryamız var. Kanarya şu anda uyuyor. Ayrıca bizi radyo istasyonu Cadena Dial La Coruna destekliyor. Şu anda İspanya'nın Finisterra Galicia kıyısında ve A-853 numaralı Deniz fenerinde olduğumuzu göz önünde bulundurarak, buradan hiçbir yere gitmeye niyetimiz olmadığını söyleyelim.Deniz fenerimizin İspanya'daki deniz fenerleri arasında büyüklük açısından kaçıncı sırada olduğu konusunda hiç bir fikrimiz yok. Kayalık sahillerimize kafadan geçirmek üzere yönlenmiş boktan geminizin emniyeti için istetiğiniz boktan tedbiri alabilirsiniz. Ama yine de ısrarla tavsiye ediyoruz. Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.
zincirlerini kırmak ile ipini koparmak görüntü olarak aynı anlama gelsede, ilki daha asil gibi sanki.. asâleti hem zincirin ipten daha zor kopuyor olmasından hem de, koparmak ile kırmak arasındaki farktan kaynaklanıyor.. 'koparmak' fiilinde hedef belli belirsiz bir başka şey için iken 'kırmak' fiilinde hedef zincirin kendisidir..
'mâyi' 'mâi' 'mâvi' arapça da 'ma' (su) anlamına gelmekle beraber sonundaki 'î' uzantısı ma kelimesine aidiyeti bildirir. yani bildiğimiz şu 'mâvi' rengi 'su rengi' anlamına gelmektedir.
Devr, yani daireler çizmek, yeniden ve biteviye başlanan noktaya geri dönmek, daha açıkçası: yeni ve farklı bir şey söyler gibi yapıp aslında hiçbir şey söylememek... Bu durumda akıl yürütmenin istikameti dairevîdir. Meselâ kalemi elinize alın ve bir daire çizmeye başlayın; kaleminiz, başladığı noktaya yeniden geldiğinde daire tamamlanmış olacak; bitiş noktası başlangıç noktasına bitişecektir.
Buraya kadar bir sorun yok; ancak kalem yeniden, önceki istikameti takip ediyor ve aynı çizgilerin üzerinden geçiyorsa, artık devr-i dâim başlamış demektir;
Üniversitenin büyük amfisinde 800 kisinin katıldığı bir imtihan...
Süre iki saat...
Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok.
Cevapları yetiştiremeyen kalıyor.
Bu yüzden bütün talebeler
harıl harıl kâgıt dolduruyorlar. Ama birisi ağırdan gidiyor.
Biraz düsünüyor biraz yazıyor. Hiç aceleci bir hâli yok.
Derken süre doluyor. 'Getirin kâgıtları çocuklar' diyor profesör ve
herkes bitirebildigi kadarıyla kâgıdını getirip masanın üzerine koyuyor.
Veren çıkıyor, veren çıkıyor
masanın üzerindeki kâgıtlar
birikiyor. Sınıfta hiç talebe kalmıyor.
Bir kişi hâriç. Bizim ağırdan giden
talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.
Böylece biraz daha zaman
geçtikten sonra, bizimki kalkip kürsüye gidiyor ve kâgıdını bir sonraki ders
için hazırlıklarını
tamamlamakta olan profesöre uzatıyor.
Profesör kızarak:
-Hayır! Çok geç kaldın.
Artık senin kâgıdını alamam...
Bizimki ters ters bakıyor:
-Sen benim kim oldugumu biliyor musun?
-Yoo, aslinda bilmiyorum. Ne olacak?
Talebe bakislarini diklestirerek tekrar soruyor:
-Sen benim kim oldugumu biliyor musun?
-Hayir bilmiyorum! Üstelik bu hiç de mühim degil!
-Iyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâgitlarinin bir
kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kağıtları tekrar
düzeltiyor. Sonra da:
-İyi günler hocam,
deyip profesörün şaşkın bakışları arasında yürüyüp
gidiyor...
Aşağıdaki konuşmalar tamamen gerçek olup, Deniz Navigasyon kanalı 106 (Finisterra/Galicia)
tarafından kayıt edilmiştir.
İspanyollar; ' Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Şu anda 25 deniz mili uzaklıktasınız ve tam üzerimize doğru gelmektesiniz.'
Amerikalılar; 'Asıl siz kendi rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.'
İspanyollar; ' Negatif! Tekrarlıyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.'
Amerikalılar; 'Sizinle ABD gemisinin kaptanı konuşuyor. Kendi rotanızı derhal 15 derece kuzeye çevirin.'
İspanyollar; 'Öneriniz mümkün görülmedi. Bize çarpmak istemiyorsanız rotanızı 15 derece güneye çevirin.'
Amerikalılar; ' (Artık sesini yükselterek) Sizinle ABD Deniz filosunun büyüklükte ikinci uçak gemisi USS Lincoln'un Kaptanı Richard James Howard
konuşuyor. Beraberimizde iki kruvazör, avcı uçakları, dört denizaltı var. Ayrıca bizi hücumbotlar destekliyor. Size TAVSİYE etmiyorum, EMREDİYORUM!
Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, aksi halde filomuzun emniyeti için tedbir alacağız. Derhal rotamızdan çekilin gidin.
İspanyollar; 'Sizinle Juan Manuel Salas Alcantara konuşuyor. Burada iki kişiyiz. Beraberimizde bir köpek, akşam yemeğimiz, iki şişe bira ve bir de
kanaryamız var. Kanarya şu anda uyuyor. Ayrıca bizi radyo istasyonu Cadena Dial La Coruna destekliyor. Şu anda İspanya'nın Finisterra Galicia
kıyısında ve A-853 numaralı Deniz fenerinde olduğumuzu göz önünde bulundurarak, buradan hiçbir yere gitmeye niyetimiz olmadığını söyleyelim.Deniz fenerimizin İspanya'daki deniz fenerleri arasında büyüklük açısından kaçıncı sırada olduğu konusunda hiç bir fikrimiz yok. Kayalık sahillerimize kafadan geçirmek üzere yönlenmiş boktan geminizin emniyeti için istetiğiniz boktan tedbiri alabilirsiniz. Ama yine de ısrarla tavsiye ediyoruz. Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.
Amerikalılar; 'Okey, anlaşıldı. Teşekkürler...'
zincirlerini kırmak ile ipini koparmak
görüntü olarak aynı anlama gelsede,
ilki daha asil gibi sanki..
asâleti
hem zincirin ipten daha zor kopuyor olmasından
hem de,
koparmak ile kırmak arasındaki farktan kaynaklanıyor..
'koparmak' fiilinde hedef belli belirsiz bir başka şey için iken
'kırmak' fiilinde hedef zincirin kendisidir..
diplomalı bahçıvan..
'zer' = altın
'zerd', 'zari' altın rengi, sarı
'mâyi' 'mâi' 'mâvi'
arapça da 'ma' (su) anlamına gelmekle beraber
sonundaki 'î' uzantısı
ma kelimesine aidiyeti bildirir.
yani
bildiğimiz şu 'mâvi' rengi
'su rengi' anlamına gelmektedir.
Dişi örümcekler..
çiftleştikleri erkek örümcekleri önce zehirler
sonrada yerlermiş..
vıyy!
Devr, yani daireler çizmek,
yeniden ve biteviye başlanan noktaya geri dönmek,
daha açıkçası:
yeni ve farklı bir şey söyler gibi yapıp aslında hiçbir şey söylememek...
Bu durumda akıl yürütmenin istikameti dairevîdir.
Meselâ kalemi elinize alın ve bir daire çizmeye başlayın;
kaleminiz,
başladığı noktaya yeniden geldiğinde daire tamamlanmış olacak;
bitiş noktası başlangıç noktasına bitişecektir.
Buraya kadar bir sorun yok;
ancak kalem yeniden,
önceki istikameti takip ediyor ve aynı çizgilerin üzerinden geçiyorsa, artık devr-i dâim başlamış demektir;
'Felsefe ölmeyi bilmektir...'
'insan bildiği herşeyi yaşarken sınamalıdır..'
şu+imdi..
'şu'(şol) imdi nin başına gelen
'şu' 'öyle' (şöyle) ninde başına gelmiş...