Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Wolf Son
Wolf Son

@ FEEL ME IN YOUR HEART @

  • wolfson12.01.2023 - 21:23

    Yemyeşil saçlarını
    Sarartıp
    Dökünce ağaçlar
    Daldaki son yaprak sen ol,
    Bekle…

    Yazgın benzemesin
    Denize ulaşamadan
    Kuruyan nehirlere.
    Sevgimin uçsuz bucaksız
    Çöllerinde,
    Susuz bir bedevi gibi
    Umuda aç ellerini,
    Bekle…..

    Ateşi sönse de
    Umudun,
    Son kıvılcımını
    Saklayarak bekle beni….

    Sıcaklığım
    Rüzgarla yalayacak
    Yüzünü önce,
    Alevleyecek
    Umudunun korunu.
    Ay olup doğacağım
    Karanlığa tutkun gecelerine….

    Yitirmiş de olsan
    Umutlarını,
    Yine
    Sana geleceğim
    Beni bekle…….

    G , Onay

  • wolfson12.01.2023 - 20:37

    Toprak çağırmadan gel......

  • serbest kürsü12.01.2023 - 20:14

    Bu iyiydi
    Beğendim:)......
    Kenana ortaklık teklif edeyim.
    O Cevşen satsın
    Ben nutuk satacam..

  • serbest kürsü12.01.2023 - 17:03

    Ah ulan ah
    Kafamız çalışmadı
    Özdil kadar olamadık
    2500 e gerek yoktu
    1000 liradan satsak
    Onbin tane
    On milyon eder
    İki villada biz yaptırdık
    Nede olsa aç olsada 2500 e nutuk alan çok var ülkede....

  • wolfson12.01.2023 - 16:23

    " Kim demiş ki;
    İnce iştir aşk..
    Solgun yüzde gülüş,
    Tende dokunuş …
    Haykırışıdır
    Suskun dizelerin…
    Sayıklamasıdır
    Görülen en güzel düşlerin...
    Hatta
    Bir kez uyuyup
    Bir daha hiç uyanmamaktır aşk.."

  • wolfson12.01.2023 - 16:21

    " Aşk,aşk dedim
    Tutuldum
    En tepesindeki meyvesine
    Ağacın
    Kopartamadım
    Durdukça büyüdü
    Ben yemeden
    Dalında çürüdü..."

  • wolfson12.01.2023 - 16:20

    " Işığım düşer üstüne
    Kara gecelerde..
    Korkarsın karanlıktan.
    Bilirim;
    Hüzün keser yüreğin
    Gözlerin bulutlanır
    Yağdı yağacak.....
    Kabuslar yoldaşın olsun istemem....
    Rüzgarın sessinde
    Bölerim düşlerini
    Derin geceden...."

  • serbest kürsü12.01.2023 - 14:35

    Temel köy yolundan şehre ilerlemektedir, karşıdan da Temelin köyünden sevmediği Hoca temele doğru yaklaşmaktadır. Köylü:
    —Selamünaleyküm temel.
    —Aleyküm selâm hocam.
    —Nasılsın inşallah?
    —İyiyim hocam sen nasılsın?
    —İyiyim hamdolsun, temel bak sana bir şey anlatacağım.
    —Buyur hocam.
    —Temel, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa temel, neydin n´oldun'.
    —Peki, ben sana bir şey anlatabilir miyim?
    —Buyur temel.
    —Bak, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa hocam, hiç değişmemişsin…

    Yani demem o ki
    Pudra şekeri yıllar öncede ayniydı..
    Şimdi de aynı fosseptik...

  • serbest kürsü12.01.2023 - 13:18

    Çok güldüm ya :)
    İSKİ sana katlamalı fatura göndermeli..
    Tuvaletten çıkamıyorsun bir türlü....

  • serbest kürsü12.01.2023 - 13:12

    Yavuz’un Şah İsmail’e hediyesi

    Yavuz Sultan Selim han zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor.
    Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor.
    Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor..
    Yani Osmanlıya acayip bir hakaret
    Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir.
    Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.
    İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.
    Şah sandığı açıyor.
    Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
    Anlam veremiyorlar tabii.
    Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.
    Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:
    “Herkes kendisinde olandan ikram eder…"