Ah ulan ah Kafamız çalışmadı Özdil kadar olamadık 2500 e gerek yoktu 1000 liradan satsak Onbin tane On milyon eder İki villada biz yaptırdık Nede olsa aç olsada 2500 e nutuk alan çok var ülkede....
" Kim demiş ki; İnce iştir aşk.. Solgun yüzde gülüş, Tende dokunuş … Haykırışıdır Suskun dizelerin… Sayıklamasıdır Görülen en güzel düşlerin... Hatta Bir kez uyuyup Bir daha hiç uyanmamaktır aşk.."
Temel köy yolundan şehre ilerlemektedir, karşıdan da Temelin köyünden sevmediği Hoca temele doğru yaklaşmaktadır. Köylü: —Selamünaleyküm temel. —Aleyküm selâm hocam. —Nasılsın inşallah? —İyiyim hocam sen nasılsın? —İyiyim hamdolsun, temel bak sana bir şey anlatacağım. —Buyur hocam. —Temel, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa temel, neydin n´oldun'. —Peki, ben sana bir şey anlatabilir miyim? —Buyur temel. —Bak, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa hocam, hiç değişmemişsin…
Yani demem o ki Pudra şekeri yıllar öncede ayniydı.. Şimdi de aynı fosseptik...
Yavuz Sultan Selim han zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor.. Yani Osmanlıya acayip bir hakaret Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor: “Herkes kendisinde olandan ikram eder…"
Yemyeşil saçlarını
Sarartıp
Dökünce ağaçlar
Daldaki son yaprak sen ol,
Bekle…
Yazgın benzemesin
Denize ulaşamadan
Kuruyan nehirlere.
Sevgimin uçsuz bucaksız
Çöllerinde,
Susuz bir bedevi gibi
Umuda aç ellerini,
Bekle…..
Ateşi sönse de
Umudun,
Son kıvılcımını
Saklayarak bekle beni….
Sıcaklığım
Rüzgarla yalayacak
Yüzünü önce,
Alevleyecek
Umudunun korunu.
Ay olup doğacağım
Karanlığa tutkun gecelerine….
Yitirmiş de olsan
Umutlarını,
Yine
Sana geleceğim
Beni bekle…….
G , Onay
Toprak çağırmadan gel......
Bu iyiydi
Beğendim:)......
Kenana ortaklık teklif edeyim.
O Cevşen satsın
Ben nutuk satacam..
Ah ulan ah
Kafamız çalışmadı
Özdil kadar olamadık
2500 e gerek yoktu
1000 liradan satsak
Onbin tane
On milyon eder
İki villada biz yaptırdık
Nede olsa aç olsada 2500 e nutuk alan çok var ülkede....
" Kim demiş ki;
İnce iştir aşk..
Solgun yüzde gülüş,
Tende dokunuş …
Haykırışıdır
Suskun dizelerin…
Sayıklamasıdır
Görülen en güzel düşlerin...
Hatta
Bir kez uyuyup
Bir daha hiç uyanmamaktır aşk.."
" Aşk,aşk dedim
Tutuldum
En tepesindeki meyvesine
Ağacın
Kopartamadım
Durdukça büyüdü
Ben yemeden
Dalında çürüdü..."
" Işığım düşer üstüne
Kara gecelerde..
Korkarsın karanlıktan.
Bilirim;
Hüzün keser yüreğin
Gözlerin bulutlanır
Yağdı yağacak.....
Kabuslar yoldaşın olsun istemem....
Rüzgarın sessinde
Bölerim düşlerini
Derin geceden...."
Temel köy yolundan şehre ilerlemektedir, karşıdan da Temelin köyünden sevmediği Hoca temele doğru yaklaşmaktadır. Köylü:
—Selamünaleyküm temel.
—Aleyküm selâm hocam.
—Nasılsın inşallah?
—İyiyim hocam sen nasılsın?
—İyiyim hamdolsun, temel bak sana bir şey anlatacağım.
—Buyur hocam.
—Temel, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa temel, neydin n´oldun'.
—Peki, ben sana bir şey anlatabilir miyim?
—Buyur temel.
—Bak, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, 'yaaa hocam, hiç değişmemişsin…
Yani demem o ki
Pudra şekeri yıllar öncede ayniydı..
Şimdi de aynı fosseptik...
Çok güldüm ya :)
İSKİ sana katlamalı fatura göndermeli..
Tuvaletten çıkamıyorsun bir türlü....
Yavuz’un Şah İsmail’e hediyesi
Yavuz Sultan Selim han zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor.
Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor..
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret
Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir.
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.
İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.
Şah sandığı açıyor.
Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
Anlam veremiyorlar tabii.
Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.
Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:
“Herkes kendisinde olandan ikram eder…"