foucault sarkacı.. umberto eco'nun romanı olmakla birlikte..
1850 lerde foucault paris'teki pantheon'un kubbesine 67 m uzunluğunda bir sarkaç astı. sarkaç topu her salınımda yaklaşık 1 cm presesyon yaptı. bu, dünyanın gerçekten döndüğüne dair doğrudan ilk delildi..
ölümünün üzerinden 25 yıla yakın süre geçti ama o hala listelerde...”No woman no cry” hala kulaklarımızda..sadece Rastafaran’ların değil,müziği seven, barışı seven,özgürlük için mücadeleyi seven herkesin gönlünde…
Everything's gonna be all right! Everything's gonna be all right, now! Everything's gonna be all right! So, woman, no cry; No - no, woman - woman, no cry..
hiçbir filmin yatak odamla ilgisi yoktur.. yanlızca rastlantısal benzerliklerden sözedilebilir.. koynumda uyuyan yönetmen delikanlılar, yeraltından çıkartılmış ve kayganlaştırıcı kremle ovulup parlatılmışlardır.. bizim sevişmelerimize kimse Oscar veremez..
Bilindiği gibi Orhan Pamuk'un 'En renkli ve en iyimser romanım', dediği 'Benim Adım Kırmızı', 1591 yılında, yani III. Murat döneminde, İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. 'Benim Adım Kırmızı', ilk bakışta, herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik üzerine bir kitap gibi gözüküyor. Oysa Yalçın Küçük'e göre durum son derece farklıdır. Küçük, Orhan Pamuk'un kitabını analiz edebilmek için, İbranice öğrenmeye başlamıştır, zira, 'Benim Adım Kırmızı'tamamıyla bir tür Yahudi mistisizmi olan Kabalistik Sabetaycılık'ın etkisiyle yazılmıştır ve Pamuk'un bu kadar popüler ve ünlü olmasının ardında, Sabetaycı kimliği yatmaktadır: 'Yahudi mistisizmi, Kabala ve bunu ayrı bir din olarak geliştiren Sabetayizm'de, ölümden sonra yaşam, eskatoloji, çok güçlü bir külttür '(Şebeke, sf. 37)
foucault sarkacı.. umberto eco'nun romanı olmakla birlikte..
1850 lerde foucault paris'teki pantheon'un kubbesine 67 m uzunluğunda bir sarkaç astı. sarkaç topu her salınımda yaklaşık 1 cm presesyon yaptı. bu, dünyanın gerçekten döndüğüne dair doğrudan ilk delildi..
ölümünün üzerinden 25 yıla yakın süre geçti ama o hala listelerde...”No woman no cry” hala kulaklarımızda..sadece Rastafaran’ların değil,müziği seven, barışı seven,özgürlük için mücadeleyi seven herkesin gönlünde…
Everything's gonna be all right!
Everything's gonna be all right, now!
Everything's gonna be all right!
So, woman, no cry;
No - no, woman - woman, no cry..
hiçbir filmin yatak odamla ilgisi yoktur.. yanlızca rastlantısal benzerliklerden sözedilebilir.. koynumda uyuyan yönetmen delikanlılar, yeraltından çıkartılmış ve kayganlaştırıcı kremle ovulup parlatılmışlardır.. bizim sevişmelerimize kimse Oscar veremez..
küçük iskender
belden aşağı aşk hikayeleri..
otomotiv sektörünün kaçınılmaz esprilerinden.. kafayı yemek, yorulmak, yıpranmak, zorlanmak, dağılmak.. kayışı kopartmak olarak da kullanılır..
yaz yaz bitmez.. dinlemek lazım..
Mark Knopfler popüler olmakla ilgili şöyle birşeyler demişti..
- popüler olmak yaratıcılığı engeller.. o yüzden 7 yıl bekliyoruz..
money for nothing..
virago-dragstar.. yamaha..
pişman olmamak yaptıklarından ve pişman olmak yapmadıklarından..
dinlenesi ses..
Bilindiği gibi Orhan Pamuk'un 'En renkli ve en iyimser romanım', dediği 'Benim Adım Kırmızı', 1591 yılında, yani III. Murat döneminde, İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. 'Benim Adım Kırmızı', ilk bakışta, herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik üzerine bir kitap gibi gözüküyor. Oysa Yalçın Küçük'e göre durum son derece farklıdır. Küçük, Orhan Pamuk'un kitabını analiz edebilmek için, İbranice öğrenmeye başlamıştır, zira, 'Benim Adım Kırmızı'tamamıyla bir tür Yahudi mistisizmi olan Kabalistik Sabetaycılık'ın etkisiyle yazılmıştır ve Pamuk'un bu kadar popüler ve ünlü olmasının ardında, Sabetaycı kimliği yatmaktadır: 'Yahudi mistisizmi, Kabala ve bunu ayrı bir din olarak geliştiren Sabetayizm'de, ölümden sonra yaşam, eskatoloji, çok güçlü bir külttür '(Şebeke, sf. 37)
Elvis Presley Türkmüş...