çoktur. çeşitlidir. korku, ya'dır. ya giderse, ya ölürse, ya ölürsem, ya öğrenirse, ya başaramazsam, ya beni sevmezlerse, ya tutturamazsam. bu ya'lardan sonra az sonra gelecek ve neticesinde içimizi acıtacak, titretecek, üzecek, hayatımızı sarsacak bütün bu duygulara enfes bir bağlaç olur, çengelini de tam yerine, yüreğimize takar. bazen korku, bütün bu ya'ların kesinliğe kavuşacağına olan inançtır. her inanç gibi en çok kendisine inananları sever.beslendikçe büyür. bazen ise, çat diye insanın kafasına vuran doğru bir önsezidir. uyarır, dürter. cesaretin dibinde durur. bazen ileri doğru itekler, harekete geçirir; bazen de dipsiz kuyulara düşürür adamı. emip, içine alırsa seni, dünyayı onun gözlerinden görmeye başlarsın. kendinin kendi başına getirebileceklerini bir düşünmeye başladıkça, hayat üzerinde yürünmeye kalkışınca ayağının altından kayacak bir zemin gibi olur mesela. korku, anı pek sevmez, değer vermez gibi görünür ona. o bir gelecek zaman tüccarıdır. yok pahasına bugünden ipotek altına alır önündeki hayatı. pis korku; lütfen kıpraşma hayatım, başına gelecekleri biliyorsun diyerek elini ayağını bağlar. zaman akar, kötü kalpli bir kadere inanarak... dost korku, hımm bak böyle olabilir, buna izin mi vereceksin der. der mi... demez... korku insanın kendi içinde girdiği hallerden, giydiği kılıklardan biridir. belki en eski duygudur. belki ortamızda açtığımız bir çukurdur. çoktur. çeşitlidir. tektir. korkunun olduğu yerde cesarete selam durmak gerekir:
şizofren, nietszche'vari bir dolaysızlık ve yabansılık içinde an'ını yaşarken, 'olduğu gibi olduğunu' düşünmektedir. nitekim parçalanışı bu yüzdendir. her uğrak bir özdeşlik denklemini öngerektirir. fakat bir sonraki uğrağa kıyasla önceki, bambaşka bir özdeşliktir. o halde şizofren, doğal bilincin çöplüğünde yemeğini arayan bir kedi gibi, iştahını yatıştırmaya çalışmakta. fakat sürekli yapı değiştirerek yinelemekte bunu..henüz onun üstüne katlanıp da bilinci aşamayan bir esirliktir onun özgürlüğü. psikanaliz içinde 'soysuzluk' nasıl bir ima dolayısıyla zuhur ediyorsa, hegel için özbilince tekamul edememiş bir bilinç nasıl bir körlük, bir muvaffakiyetsizlik içerimi ile dolup taşıyorsa, şizofrenliğin 'aşağılık' konumu da bu aynı nasıllık sebebiyle doğrulanacaktır.
her bakışın bir anlamı, anlamların sözden derin, eylemden geniş etkileri vardır. bazı bakışlar öyle gönendir, öyle mutlandırır ki, her şeyin eskidiği ve unutulduğu esnada sadece o bakışın sevinci anımsanır. kimi bakışlarsa sivri* köşelidir*, batar, incitir, kanatır, yarası iyileşse de acısı unutulmaz.
aslına bakılırsa ironi bir sınırsız söz uzamı açtığı için sustuğu yeri bizzat sözle doldurmuş olmaktadır. olanakları henüz belirlenmemiş bir sözün hacmi, sus'ın karakteristiği gereği bu yazı uzamını işgal eder. ve bizi yazının geri kalanı boyunca temkinli ve mütereddit olmaya davet ederek doğal tavrı askıya alır. bununla beraber ironi sadece yazınsal olmak zorunda değildir, sözel olması da -belki daha bile fazla- mümkündür.
birbirinden oldukça farklı, değişik ironi kullanımları ve buna göre özgülleşen kullanımlardan derlenmiş bir ironi dağarcığı -şüphesiz ki- vardır. [ söz konusu kavram konusunda bir ilgisi olanlara, alan wilde'ın kıymetli eserini okumalarını tavsiye ederim]
derse giderken uzunca universite koridorunda hoparlorden su sevgili sarkinin yayilmasidir;
we don't need no education we dont need no thought control no dark sarcasm in the classroom teachers leave them kids alone hey! teachers! leave them kids alone! all in all it's just another brick in the wall all in all you're just another brick in the wall.. *
'mizah (humour) bizi,özgür bir durulukla,insanın trajik ya da amaçsız durumunun bilincine vardırır.yalnızca eleştiren ruh değildir o.öte yandan mizah,kendimizi traji-komik durumumuzdan,varolmanın sıkıntısından koparmak için-ancak onu aşıp,anladıktan sonra elimizde olan tek olasılıktır da. korkutan şeyin ayrımına varmak ve ona gülmek,korkutan neyse ona egemen olmaktır. mantık kendin, absürdün ayrımına varmış olduğumuz mantıksızlığında gösterir.kahkaha tek başına herhangi bir tabuya saygı duymaz,kahkaha tek başına yeni tabu karşıtı tabuların oluşumunu engeller; komik olan, tek başına bize varoluş tragedyasına dayanma gücü verebilir.nesnelerin gerçek doğası,gerçeğin kendisi,bizlere yalnızca bütün gerçekliklerden daha gerçekçi olan düşlem yoluyla görünebilir.'
bazen hatta coğu zaman mutluluğa acilan kapidir cesaret. degisimin baslangicidir, kafadaki sorunlari asma yoludur, uzaklaşma yeni denizlere yelken acma yoludur. kazanmanin baslangicidir.
çoktur. çeşitlidir.
korku, ya'dır. ya giderse, ya ölürse, ya ölürsem, ya öğrenirse, ya başaramazsam, ya beni sevmezlerse, ya tutturamazsam. bu ya'lardan sonra az sonra gelecek ve neticesinde içimizi acıtacak, titretecek, üzecek, hayatımızı sarsacak bütün bu duygulara enfes bir bağlaç olur, çengelini de tam yerine, yüreğimize takar.
bazen korku, bütün bu ya'ların kesinliğe kavuşacağına olan inançtır. her inanç gibi en çok kendisine inananları sever.beslendikçe büyür. bazen ise, çat diye insanın kafasına vuran doğru bir önsezidir. uyarır, dürter. cesaretin dibinde durur. bazen ileri doğru itekler, harekete geçirir; bazen de dipsiz kuyulara düşürür adamı. emip, içine alırsa seni, dünyayı onun gözlerinden görmeye başlarsın. kendinin kendi başına getirebileceklerini bir düşünmeye başladıkça, hayat üzerinde yürünmeye kalkışınca ayağının altından kayacak bir zemin gibi olur mesela. korku, anı pek sevmez, değer vermez gibi görünür ona. o bir gelecek zaman tüccarıdır. yok pahasına bugünden ipotek altına alır önündeki hayatı. pis korku; lütfen kıpraşma hayatım, başına gelecekleri biliyorsun diyerek elini ayağını bağlar. zaman akar, kötü kalpli bir kadere inanarak... dost korku, hımm bak böyle olabilir, buna izin mi vereceksin der. der mi... demez... korku insanın kendi içinde girdiği hallerden, giydiği kılıklardan biridir. belki en eski duygudur. belki ortamızda açtığımız bir çukurdur. çoktur. çeşitlidir. tektir. korkunun olduğu yerde cesarete selam durmak gerekir:
ben in içinde bizi sizi onları yaşatabilen
ruhlarının aynası kırılmış, sırrı dağılmış insanlara tıp biliminde verilen ad.
şizofren, nietszche'vari bir dolaysızlık ve yabansılık içinde an'ını yaşarken, 'olduğu gibi olduğunu' düşünmektedir. nitekim parçalanışı bu yüzdendir. her uğrak bir özdeşlik denklemini öngerektirir. fakat bir sonraki uğrağa kıyasla önceki, bambaşka bir özdeşliktir. o halde şizofren, doğal bilincin çöplüğünde yemeğini arayan bir kedi gibi, iştahını yatıştırmaya çalışmakta. fakat sürekli yapı değiştirerek yinelemekte bunu..henüz onun üstüne katlanıp da bilinci aşamayan bir esirliktir onun özgürlüğü. psikanaliz içinde 'soysuzluk' nasıl bir ima dolayısıyla zuhur ediyorsa, hegel için özbilince tekamul edememiş bir bilinç nasıl bir körlük, bir muvaffakiyetsizlik içerimi ile dolup taşıyorsa, şizofrenliğin 'aşağılık' konumu da bu aynı nasıllık sebebiyle doğrulanacaktır.
Şehid olandır inancı uğruna...
her bakışın bir anlamı, anlamların sözden derin, eylemden geniş etkileri vardır. bazı bakışlar öyle gönendir, öyle mutlandırır ki, her şeyin eskidiği ve unutulduğu esnada sadece o bakışın sevinci anımsanır. kimi bakışlarsa sivri* köşelidir*, batar, incitir, kanatır, yarası iyileşse de acısı unutulmaz.
aslına bakılırsa ironi bir sınırsız söz uzamı açtığı için sustuğu yeri bizzat sözle doldurmuş olmaktadır. olanakları henüz belirlenmemiş bir sözün hacmi, sus'ın karakteristiği gereği bu yazı uzamını işgal eder. ve bizi yazının geri kalanı boyunca temkinli ve mütereddit olmaya davet ederek doğal tavrı askıya alır. bununla beraber ironi sadece yazınsal olmak zorunda değildir, sözel olması da -belki daha bile fazla- mümkündür.
birbirinden oldukça farklı, değişik ironi kullanımları ve buna göre özgülleşen kullanımlardan derlenmiş bir ironi dağarcığı -şüphesiz ki- vardır. [ söz konusu kavram konusunda bir ilgisi olanlara, alan wilde'ın kıymetli eserini okumalarını tavsiye ederim]
derse giderken uzunca universite koridorunda hoparlorden su sevgili sarkinin yayilmasidir;
we don't need no education
we dont need no thought control
no dark sarcasm in the classroom
teachers leave them kids alone
hey! teachers! leave them kids alone!
all in all it's just another brick in the wall
all in all you're just another brick in the wall.. *
'mizah (humour) bizi,özgür bir durulukla,insanın trajik ya da amaçsız durumunun bilincine vardırır.yalnızca eleştiren ruh değildir o.öte yandan mizah,kendimizi traji-komik durumumuzdan,varolmanın sıkıntısından koparmak için-ancak onu aşıp,anladıktan sonra elimizde olan tek olasılıktır da.
korkutan şeyin ayrımına varmak ve ona gülmek,korkutan neyse ona egemen olmaktır.
mantık kendin, absürdün ayrımına varmış olduğumuz mantıksızlığında gösterir.kahkaha tek başına herhangi bir tabuya saygı duymaz,kahkaha tek başına yeni tabu karşıtı tabuların oluşumunu engeller; komik olan, tek başına bize varoluş tragedyasına dayanma gücü verebilir.nesnelerin gerçek doğası,gerçeğin kendisi,bizlere yalnızca bütün gerçekliklerden daha gerçekçi olan düşlem yoluyla görünebilir.'