platon'un hangi diyaloğuydu hatırlamıyorum. insan yaratıldıktan sonra verilecek yeteneklerin nasıl dağıtılacağı problem olur. mesela sanat konusunda herkes aynı payı almaz. kimisi çok pay alır, sanat yeteneği ile ilgili, kimisi ise az; spor, zanaat..vb. konularda da bu böyle. fakat konu siyasete gelince herkese eşit oranda pay verilmesi kararı alınır.
böylece, mesela herkes heykel sanatı üzerine ya da bir marangozun işinin iyiliği/kötülüğü hakkında konuş(a) mazken, konu siyaset olduğunda herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. demokrasi ve bunun ötesinde evrensel oy verme hakkı da benzer fikirden yola çıkar. nihayetiyle herkesin siyaset yapma hakkı (teoride) vardır.
bu sonuçları platon kabul etmezdi elbette. ne de olsa siteyi filozof yönetmeliydi. zira siyaset yeteneği herkese verilirken, erdemlerin en üstünü olan 'akıl' için durum aynı değildir.
dolayısıyla siyaset, kendi başına her zaman akıl barındırıyor değildir. siyasi söylemin de zorunlu olarak akıldan pay alması gerekli/mümkün değildir bu durumda.
ama garip olan şu ki en seçkinci teori kabul edilse dahi, iletişim araçlarının da gelişmesiyle, bir olgu karşısında insanların oluşturduğu saçma sapan siyasi söylemler gerçekten insanı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklüyor.
fade to black'de bildiğim duyduğum en güzel sololardan birini yazmış ve saygımı kazanmış gitaristtir, iyi bi gitarist olmak için kulağa bu kadar hoş gelen bir solo yazmış olmanın yeterliliğine inanıyorum
wah pedalı saplantısını, 'wah ile kişiliğimi yansıtabiliyorum' diyerek savunan, st. anger albümünde varlığı ile yokluğunun hemen hiç bir farkının olmadığı metallica gitaristi.
1981 yılında abd california'da lars ulrich ve james hetfield tarafından kurulan gelmiş geçmiş en iyi heavy metal grubu...
megadeth, slayer ve anthrax ile birlikte 'trash’in kutsal dörtlüsünden' biri olarak kabul edilir...dördü arasında halka en fazla açılan grup metallica olmuştur..bu halka açılmanın ne anlama geldiği albüm satışlarından daha iyi anlaşılabilir...metallica kurulduğu günden beri sadece amerika’da 57 milyon albüm sattı. tüm dünya satışları 110 milyondan biraz daha azdır...metallica'nın diğer gruplara göre daha fazla 'popülerleşmesi' sert fanatik metal hayranları tarafından dışlanmalarına sebep oldu...albüm satışı arttıkça bu dışlanma dahada arttı...
1982'de “metal massacre” adlı toplama albüm için ‘hit the lights’ adlı şarkıyı kaydettiler...ilk albümleri “kill em all” 1983’te çıktı...pek fazla satmadı...bir yıl sonra 'ride the lightning”ı çıkardılar...albümün en hit şarkısı 'fade to black’ idi...
ve 1986 yılında grubun en başarılı albümü “master of puppets” yayınlandı ki bu albüm grubun o güne kadar ki en başarılı albümüydü...
ve kara gün 27 eylül...
1986'nın 27 eylülünde grup kopenhag konserlerinin ardından turne otobüsü ile stockholm'a gidiyordu...buzla kaplı yolda ilerlerken otobüs aniden kaymaya başladı..kayan otobüs yuvarlandı..cliff burton camdan dışarı fırladı ve otobüs cliff burton'un üzerine devrildi...cliff feci bir şekilde hayatını kaybetti...bir çok kişi aslında cliff'in o kazadan canlı kurtulduğunu ama otobüs enkazını kaldırmaya çalışan vincin dengesini kaybedip otobüs enkazını tekrar cliff'in üzerine düşürdüğünü söyler...
cliff burton'un ölümünden üç hafta sonra jason newsted katıldı gruba...
1988de “...and justice for all” yayınlandı...ardından 1991 yılında ‘metallica’ daha iyi bilinen ismiyle ‘the black album’ çıktı piyasaya...bu albüm çok geniş kitlelere ulaşmayı başardı... 1988de “...and justice for all” yayınlandı...ardından 1991 yılında ‘metallica’ daha iyi bilinen ismiyle ‘the black album’ çıktı piyasaya...bu albüm çok geniş kitlelere ulaşmayı başardı...
1996 yılına kadar albüm yapmayan grup bu yıl load adlı albümün kaydını yaptı...'load' adlı albüm be bir yıl sonra çıkardıkları “reload” albümü metallica müziği için birer dönüm noktası niteliğindeydiler...çünkü müzikleri artık iyice blues haline gelmişti...
1999 yılında “s&m” adlı albüm ve 2003'te sekizinci stüdyo albümleri “st. anger”ı çıkardılar...
arka arkaya tekrar edildiginde, insana nerede oldugunu unutturan, para kelimesinin sonunda beyinde yankılanan doks sesi, bir sure sonra ritmini bulmakta ve sahile vuran dalgalari hatirlatmakta ve huzur vermektedir. paradoksa dusmek denen olgu ise, sanırım bu dalgali sahilde uzanip, gunesin tadini cikartmak istegi ile etliye sutluye karismama egilimidir. kendi adini icermeyen kataloglar katalogu paradoksu ise cozmeyi birakin, anlatmasi bile zor bir eylemler butunu olup, russel paradoksunu temel aldigi gorulmektedir.
kişiselliğin tepe noktalarına yaklaşan, var olup olmadığını düşünmenin bile bir şekilde anlam/anlatım aramak olduğu karışıklık, paradoksların başlangıcı. bir şeye yeterince yaklaşmanın, artık onun anlamında karar kılmak olabileceği varsayılırsa; belki de sonu. gecenin bir anının bize bıraktığı, sonunda kasamızda kalanlar, hepsi birer anlam -belki- ve onları saklamakla tükenmek anlamsızlık. öznelliktir. öyle ki bu yazılanlar dumana döner başka gözler üzerinden geçerken. üzüntülerin hammaddesi ve de. biri vardır. etrafında birileri daha.. o çemberin dışında bir kişi daha, olaya eklenmeyen. anlam katar olan bitene kendi fantastik dünyasında. dahil olmadığı halde o kişinin yaşamını izleyen biri daha vardır belki.. böyle gider bu. anlamın üzüntüye dönüştüğü nokta işte burasıdır. insana yüklenmeye çalışılan türden olanı.. anlam. yoktur.. vardır.. yoktur.. vardır.. yok... vardır. yokt.. nereye kadar...
türkiye'de bir milletvekili için milli savunma bakanlığı'na bir soru önergesi sunarak, silah altındayken intihar etmiş kaç gencin kayıtlara geçtiğini araştırabilmektir.
paye ve beğeni beklemeksizin duyguyu ya da düşünceyi ifade edebilmektir.
cyrano de bergerac kadar onurlu ama kılıcından ve ruhundan daha yetke bir yakışıklılığa gizlice imrenmeden yazabilmeyi, dövüşebilmeyi ve aşık olabilmeyi becerebilmektir.
tüm arbedesine karşın bu ülkede türk olmaktan mutluluk duyduğunu kürt olmaktan mutluluk duyanlara öfkelenmeden, arkadaşça bir hoşgörü önkoşuluyla ifade edebilmek, korkunç aşağılık kompekslerinden kusulan saldırıları umursamadan ve öz koordinatlarından asla utanmadan başın dik türkçe düşünüp davranabilmektir.
en karamsar gölgelerden hayaller devşirebilmek fakat düşlere tutsak olmadan umabilmektir.
platon'un hangi diyaloğuydu hatırlamıyorum. insan yaratıldıktan sonra verilecek yeteneklerin nasıl dağıtılacağı problem olur. mesela sanat konusunda herkes aynı payı almaz. kimisi çok pay alır, sanat yeteneği ile ilgili, kimisi ise az; spor, zanaat..vb. konularda da bu böyle. fakat konu siyasete gelince herkese eşit oranda pay verilmesi kararı alınır.
böylece, mesela herkes heykel sanatı üzerine ya da bir marangozun işinin iyiliği/kötülüğü hakkında konuş(a) mazken, konu siyaset olduğunda herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. demokrasi ve bunun ötesinde evrensel oy verme hakkı da benzer fikirden yola çıkar. nihayetiyle herkesin siyaset yapma hakkı (teoride) vardır.
bu sonuçları platon kabul etmezdi elbette. ne de olsa siteyi filozof yönetmeliydi. zira siyaset yeteneği herkese verilirken, erdemlerin en üstünü olan 'akıl' için durum aynı değildir.
dolayısıyla siyaset, kendi başına her zaman akıl barındırıyor değildir. siyasi söylemin de zorunlu olarak akıldan pay alması gerekli/mümkün değildir bu durumda.
ama garip olan şu ki en seçkinci teori kabul edilse dahi, iletişim araçlarının da gelişmesiyle, bir olgu karşısında insanların oluşturduğu saçma sapan siyasi söylemler gerçekten insanı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklüyor.
fade to black'de bildiğim duyduğum en güzel sololardan birini yazmış ve saygımı kazanmış gitaristtir, iyi bi gitarist olmak için kulağa bu kadar hoş gelen bir solo yazmış olmanın yeterliliğine inanıyorum
wah pedalı saplantısını, 'wah ile kişiliğimi yansıtabiliyorum' diyerek savunan, st. anger albümünde varlığı ile yokluğunun hemen hiç bir farkının olmadığı metallica gitaristi.
1981 yılında abd california'da lars ulrich ve james hetfield tarafından kurulan gelmiş geçmiş en iyi heavy metal grubu...
megadeth, slayer ve anthrax ile birlikte 'trash’in kutsal dörtlüsünden' biri olarak kabul edilir...dördü arasında halka en fazla açılan grup metallica olmuştur..bu halka açılmanın ne anlama geldiği albüm satışlarından daha iyi anlaşılabilir...metallica kurulduğu günden beri sadece amerika’da 57 milyon albüm sattı. tüm dünya satışları 110 milyondan biraz daha azdır...metallica'nın diğer gruplara göre daha fazla 'popülerleşmesi' sert fanatik metal hayranları tarafından dışlanmalarına sebep oldu...albüm satışı arttıkça bu dışlanma dahada arttı...
1982'de “metal massacre” adlı toplama albüm için ‘hit the lights’ adlı şarkıyı kaydettiler...ilk albümleri “kill em all” 1983’te çıktı...pek fazla satmadı...bir yıl sonra 'ride the lightning”ı çıkardılar...albümün en hit şarkısı 'fade to black’ idi...
ve 1986 yılında grubun en başarılı albümü “master of puppets” yayınlandı ki bu albüm grubun o güne kadar ki en başarılı albümüydü...
ve kara gün 27 eylül...
1986'nın 27 eylülünde grup kopenhag konserlerinin ardından turne otobüsü ile stockholm'a gidiyordu...buzla kaplı yolda ilerlerken otobüs aniden kaymaya başladı..kayan otobüs yuvarlandı..cliff burton camdan dışarı fırladı ve otobüs cliff burton'un üzerine devrildi...cliff feci bir şekilde hayatını kaybetti...bir çok kişi aslında cliff'in o kazadan canlı kurtulduğunu ama otobüs enkazını kaldırmaya çalışan vincin dengesini kaybedip otobüs enkazını tekrar cliff'in üzerine düşürdüğünü söyler...
cliff burton'un ölümünden üç hafta sonra jason newsted katıldı gruba...
1988de “...and justice for all” yayınlandı...ardından 1991 yılında ‘metallica’ daha iyi bilinen ismiyle ‘the black album’ çıktı piyasaya...bu albüm çok geniş kitlelere ulaşmayı başardı...
1988de “...and justice for all” yayınlandı...ardından 1991 yılında ‘metallica’ daha iyi bilinen ismiyle ‘the black album’ çıktı piyasaya...bu albüm çok geniş kitlelere ulaşmayı başardı...
1996 yılına kadar albüm yapmayan grup bu yıl load adlı albümün kaydını yaptı...'load' adlı albüm be bir yıl sonra çıkardıkları
“reload” albümü metallica müziği için birer dönüm noktası niteliğindeydiler...çünkü müzikleri artık iyice blues haline gelmişti...
1999 yılında “s&m” adlı albüm ve 2003'te sekizinci stüdyo albümleri “st. anger”ı çıkardılar...
arka arkaya tekrar edildiginde, insana nerede oldugunu unutturan, para kelimesinin sonunda beyinde yankılanan doks sesi, bir sure sonra ritmini bulmakta ve sahile vuran dalgalari hatirlatmakta ve huzur vermektedir. paradoksa dusmek denen olgu ise, sanırım bu dalgali sahilde uzanip, gunesin tadini cikartmak istegi ile etliye sutluye karismama egilimidir.
kendi adini icermeyen kataloglar katalogu paradoksu ise cozmeyi birakin, anlatmasi bile zor bir eylemler butunu olup, russel paradoksunu temel aldigi gorulmektedir.
kişiselliğin tepe noktalarına yaklaşan, var olup olmadığını düşünmenin bile bir şekilde anlam/anlatım aramak olduğu karışıklık, paradoksların başlangıcı. bir şeye yeterince yaklaşmanın, artık onun anlamında karar kılmak olabileceği varsayılırsa; belki de sonu. gecenin bir anının bize bıraktığı, sonunda kasamızda kalanlar, hepsi birer anlam -belki- ve onları saklamakla tükenmek anlamsızlık. öznelliktir. öyle ki bu yazılanlar dumana döner başka gözler üzerinden geçerken.
üzüntülerin hammaddesi ve de. biri vardır. etrafında birileri daha.. o çemberin dışında bir kişi daha, olaya eklenmeyen. anlam katar olan bitene kendi fantastik dünyasında. dahil olmadığı halde o kişinin yaşamını izleyen biri daha vardır belki.. böyle gider bu. anlamın üzüntüye dönüştüğü nokta işte burasıdır. insana yüklenmeye çalışılan türden olanı..
anlam. yoktur.. vardır.. yoktur.. vardır.. yok... vardır. yokt.. nereye kadar...
varlıkla gerçek arasındaki köprüdür anlam, üzerinden geçemeyip düşenler çoktur.
anlam aldanışın bir başka adıdır.
gönüllü bir aldanışın başka gönülde aynı karşılığa gelmesini bekler.
bekler. bekler. bekler. bekler...
ama o duraktan o otobüs geçmez ki ama...
zeka'nın işi.
kurtulmak istiyor ama insan bütün bu akıl oyunlarından.
anlam bulucan da nolucak ey doymak bilmez pis obur?
bana faydan ne senin!
rahat bıraksana artık beni.
içimdeki arayışların için içimi kemirerek beslenmiyo musun sanki!
benim en zararlı asalağım sen değil misin!
istemiyorum senin bulacağın anlamları!
hepsi eksik, hepsi matematik zira.
senin mantıklı sistematiğini istemiyorum.
3 diş darbesiyle 2 anlam..
kendinle pis pazarlıklarını istemiyorum.
aklı yenmek lazım.
türkiye'de bir milletvekili için milli savunma bakanlığı'na bir soru önergesi sunarak, silah altındayken intihar etmiş kaç gencin kayıtlara geçtiğini araştırabilmektir.
paye ve beğeni beklemeksizin duyguyu ya da düşünceyi ifade edebilmektir.
cyrano de bergerac kadar onurlu ama kılıcından ve ruhundan daha yetke bir yakışıklılığa gizlice imrenmeden yazabilmeyi, dövüşebilmeyi ve aşık olabilmeyi becerebilmektir.
tüm arbedesine karşın bu ülkede türk olmaktan mutluluk duyduğunu kürt olmaktan mutluluk duyanlara öfkelenmeden, arkadaşça bir hoşgörü önkoşuluyla ifade edebilmek, korkunç aşağılık kompekslerinden kusulan saldırıları umursamadan ve öz koordinatlarından asla utanmadan başın dik türkçe düşünüp davranabilmektir.
en karamsar gölgelerden hayaller devşirebilmek fakat düşlere tutsak olmadan umabilmektir.